Bakara Suresine Dön

Bakaraالبقرة

12. Ayet

12Bakara Suresi

اَلَٓا اِنَّهُمْ هُمُ الْمُفْسِدُونَ وَلٰكِنْ لَا يَشْعُرُونَ

Dikkat edin! Onlar bozguncuların ta kendileridir. Lakin farkında değillerdir.

Dipnot

“Allah (cc), müminlerin Ehl-i Kitab’ı dost edinmesini yasaklıyor (5/Mâide, 51), kâfirleri dost edinmenin fitneye sebep olup bunun, yeryüzünde bozgunculuk olacağını belirtiyordu (8/Enfâl, 73). Münafıklar, Allah’ın (cc) yasağını çiğniyor ve ‘Biz, müminler ile Ehl-i Kitab’ın arasını buluyor, ıslah ediyoruz.’ diyorlardı.” (İbni Ebi Hatim, 124, İbni Abbas’tan) Bunun üzerine Allah (cc) okuduğumuz ayeti indirdi.

Ayet, hangi niyet ile yapılırsa yapılsın, Allah’ın (cc) sınırlarını çiğnemenin bozgunculuk olduğunu, iyi niyetin yasaklanmış bir ameli meşrulaştırmayacağını göstermiştir.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

12:"Dikkat edin! (Gözünüzü açın!) Onlar aslında gerçek bozguncular da farkında de­ğiller!" Ey mü'minler! Ey Kur’an’ın muhatapları! Ey Kur’an’la çev­reyi ta­nıması gerekenler! Ey hadîselere Kur’an’ın gözlüğüyle bakması ge­rekenler! Ey Kur’an’la hem kendilerini, hem de çevrele­rini tanıması gerekenler! Açın gözünüzü ve dikkatli olun! Dikkatli dinleyin ki: "Onlar aslında gerçek bozguncular da farkında de­ğiller!" Sakın ha! Bu insanların kendi kendilerine düzenci kesilmele­rine inanmayın! Aldanmayın! Onlar aslında düzen bozu­cudurlar. Peki düzen bozmak ne demektir? Düzen ne demektir? Bu ko­nuyu tek cümleyle özetlersek: Allah’ın düzen dediği şey düzendir, dü­zensizlik dediği de düzensizliktir. Düzen, ya da düzensizlik, fe­sat, ya da sulh, ifsat, ya da ıslah bunlardan biri mü'minin tavrı, di­ğeri de mü­nafığın tavrıdır. Veya değişik söyleyelim: Bunlardan biri imanın so­nu-cu, diğeri de küfrün sonucudur. İnancın gereği olan amel amel-i salihtir. İmansızlığın gereği olan amel de amel-i gayri salihtir. Fesat; ıslahtan sonra yapılan şeydir. Yâni fesat bozmadır, dü­zeni bozmak demektir. Allah: Ben arzı ve ondakileri düzenle­dikten sonra sakın onu bozmayın diyor. Allah düzenlediği arzda bir vakte ka-dar bizim oturmamızı istemiş ve onun ıslahı ve fesa­dından bizi so­rumlu tutmuştur. Öyleyse işimiz küfür ve şirk değil imandır. İsyan değil itaattir. Bozmak değil yapmak, ihtilal değil intizam, zulüm değil adâlet, fe­sat değil ıslahtır. Allah arzı yarattı, düzene koydu, Adem’i ve soyunu gön­derdi oraya. Adem Aleyhisselâm dünyaya geldiği zamanlar düzen de­vam ediyordu dünyada. Sonradan insanlar düzeni bozdular, ifsadı gerçekleştirdiler. Meselâ bir eve yeni bir gelin gelir. Evin sahibi ona bir düzen­den söz eder: Bu minder burada olmalı! Bu sürahi buraya konmalı! Buraya ekmek konmamalı! Sofra şuraya serilmeli! gibi. İşte gelin bu denenler konusunda öyle yapmalı ve düzeni bozmamalıdır. Ama bu gelin denmeyenler konusunda da serbesttir ya. İşte Cenab-ı Hak da Hz. Ademe Aleyhisselâm yeni getirdiği bu evde, bu dünyada bir kısım düzenlerden söz etti: Kan dökmeyin! Adam öldürmeyin! Zina etmeyin! Küfretmeyin! Münâfıklık etmeyin! Namaz kılın! Oruç tutun! Buyurmuş ve böylece yeni geldikleri bu evin düzenini bil­dirmişti. Adem ve soyu bu denenlere aynen riâyet etmek zorunda iken, denmeyenler, serbest bırakılanlar konusunda da serbest hareket edeceklerdi. İşte bir süre yeryüzünde Allah’ın koyduğu bu düzene riâyet edildi. Ama Hz. Adem’in oğlu Kabil bu düzeni bozuverdi. Adam öldürdü. Sonra her düzen bozulduğu dönem Allah Peygamber gönderdi bu bozulanlara çeki düzen vermek için. Bir Nuh gönderdi düzeldi, ama arkasından yine bozuldu. Sonra bir Peygamber daha gönderdi düzeldi, arkasın­dan yine bozuldu, yine peygamber gönderdi. Sonra Hz. İsa’yı ve en sonra da Hz. Muhammed’i, Aleyhisselâm gönderdi. İslâm’-dan sonra özellikle bu iş geçerlidir. Çünkü artık başka peygamber gelmeyecektir. Evet bozmak demek; Yeryüzünde Allah’ın koyduğu düze­nini bozmak demektir. Allah’ın isteklerinin dışına çıkmak, Allah’ın istedik­lerinden farklı yaşamak demektir ve bu münâfıkların işidir. Meselâ bir zamanlar Afganistan’a gidenler düzen için gidiyor-lardı. Vietnam’a giderken de öyle gitmişlerdi. Irak’a gelenler de öyle gelmişlerdi. Somali’ye girerlerken de orada bir bozukluk gör­düklerini ve düzeltmek için gittiklerini söylüyorlardı alçaklar. Ve nihâyet tüm dünyaya demokrasi ihraç ederlerken de hep düzen için yapıyorlardı bunları alçaklar. Ama bütün bu gidişler İslâm’a göre düzen değilse, düzensizlik, ya da düzen bozma, bozgunculuk diyorduk. Ali Şeriatî’nin ifadesine göre Fransız Renault fabrikasının sa­hibi orta Afrika’da kabile reislerinden birinin altına son model altın kaplamalı bir araba hediye eder. Reislerinin altında bu ara­bayı gören kabile mensuplarının her biri de bu arabalardan birer tane almak zo­runda kalırlar. Böylece tüm kabile attan inip arabaya binmek zorunda kalırlar ve birden bire hayatları değişiverir. Fabri­kanın müdürü patro­nuna sorar: Mösyö, söyler misin, niye bu adamların düzenlerini boz­duk? Neden bu insanları da kendimiz gibi huzursuz yaptık? Araba fabrikasının sahibi der ki: Müdürüm biz at imal etmiyoruz, biz araba imal ediyoruz ve bize de bu iş için para lâzım, pazar lâzım, der. Evet bütün mesele para ve pazar. Bunun için de gözlerine kestirdiklerine kalkınma, ilerleme, modernizm gibi hedefler gösterirler. Sonra da on­ları asimilasyona tabi tutarak kendi kültürlerini, kendi dinlerini yerleşti­rirler. Bu değişim, ya da toplumların düzenlerini bozma her za­man böyle kolay ve kendiliğinden olmayabilir. Kimileri bu münâ­fıkların ken-dilerine empoze etmeye çalıştıkları değişime karşı ayak diretebilir. O zaman bu işin imkânsız görüldüğü yerlerde de silah­lar konuşmaya başlar ve toplu imhâlâr devreye girer. Meselâ bu münâfıkların değişi­mini kabule yanaşmayan Brezilya’da virüslenmiş elbiselerle yüz bin­lerce Brezilyalı yok edilmiştir. Suçları batılılaşmamak, bâtılı münâfıkla­rın kendilerine empoze ettikleri hayat tarzını kabul etmemek, ya da kendi düzenlerini değiştirmeye yanaşmamak. Tüm dünyada düzen­leme adına düzensizliği ikâ­meye soyunan bu münâfıklar, sundukları bu düzensizliğe karşı ayak direten Afrika’dan yüz milyon, Amerika’nın yerlilerinden ise doksan beş milyon insan katletmişlerdir. Bu iş için Ortadoğu ve Asya’da öldürdüklerinin adedi belli değildir. Milyonlarca insanın kanına girerlerken bu görevi de bir insanlık borcu olarak yap­tıkla­rını söylüyorlardı. Zira beyaz Avrupalı’nın dışında herkes düzen­siz, barbardı. 1942 yılında kendini dünyanın en medeni milleti kabul eden İn­giltere, Çin'i top ateşine tuttu. Sebep neydi dersiniz? Sebep Çinliye afyon içirebilmekti. İngilizler afyon imal etmişler, bu afyonu da Çin’e Ja­ponya’ya satmak, Çin ve Japon insanına içirmek istiyorlardı. Japon halkı ayak diretmiş, bizim törelerimizde afyon içmek yok­tur, biz bunu kullanmayacağız diyordu. İngilizlerin silahlarına he­def olan binlerce Japon bu yüzden hayatını kaybetti. Ama işin acısı bu defa batılılar afyondan daha zehirleyici, ero­inden daha fazla öldürücü olan demokrasiyi imal ettiler. Güzel güzel ambalajlar içinde tüm dünya insanlığına bunu sunmaya başladılar. Yeryüzünün düzeni adına yapıyorlardı bunu. Bu zehiri içmeyi kabul etmeyip diretenler oldu mu silahları konuşmaya baş­ladı. Sadece Ce­zayir ve Tunus'ta iki milyon insan Fransızlar tara­fından öldürüldü. Ateşli silahlarla Latin Amerika’da, Afrika’da ve Asya’daki milyonlarca insanı köleleştirdiler. İddiaları bu insanları medenileştirmekti. Güya bu insanlar bozuk yaşıyordu da bu bo­zukluğu düzeltmeyi hedefliyorlardı. Eğer bir ülke insanı kendi değerlerine sahip çıkıp bunların em­poze etmeye çalıştıkları düzeni reddetmeye kalkışırsa barış tehlikeye düşmüştür bunlar için. Hemen harekete geçerler. Bu ba­rış sevdalısı münâfıklar Körfezde çıkarları söz konusu oldu mu hemen gemilerini yürütüverirler. Beş yüz milyon ton bomba atarak dört yüz bin Iraklı müslümanın kanını akıtıverirler. Yeter ki orada kendi düzenleri de­mokrasi hâkim olsun. Bunlar düzen bozucu­durlar, bunlar halis münâ­fıktırlar. Dönüyoruz şimdi kendimize: Elektrik kabloları, lavabo mus­luk­ları da dahil olmak üzere evimizdeki tüm eşyaları sokağa döke­lim. Evi yeniden düzenlemek için yeniden yerleştirelim. Eğer İslâm o yerleş­tirmeye düzen demiyorsa bozgunculuk demektir bu. Yâni İslâm onlara ihtiyaç demiyorsa, tamam bu da olmalı! Bu da ihti­yaçtır! Evde bu da bulunmalı! demiyorsa, biz Allah’a ve Peygam­bere sorarak düzen yapmadığımız için bizimki de bozuk demektir ve biz de düzen bozu­cuyuz demektir. Çocuğumuza aktardıklarımız, kendi kafamıza yerleştirdikle­ri-miz, eğer Allah ve Resûlüne sorulmadan yapılmışsa, biz de düzen bozuyoruz demektir. Biz de ifsat edenlerdeniz demektir. Kafamızı şöyle bir keselim; içindekileri bir masanın üzerine boşaltalım ve çağı­ralım kitap ve sünneti. Diyelim ki ya Rabbi, ya Rasûlallah! İşte ben bi­lir bilmez bütün bunları doldurmuşum kafamın içine! Ama anladım ki bunu size sormadan yapmışım! Şimdi pişman oldum. Bunlardan lâ­zım dediklerinizi, kalsın dediklerinizi tekrar koyacağım ve gereksiz bulduklarınızı atacağım! desek, acaba neler kalır oraya koyabileceği­miz, bir düşünün! Şimdi bu Allah’ın verdiği kafanın düzenini bozmak değil de nedir ya? Ama kendi arzumuzla kafamıza yerleştirdiklerimizi kastediyorum tabii. Yoksa biz istemeden gardi­yanların okudukların­dan öğrendiklerimiz değil tabii. Hani gardi­yanlar sürekli bir şeyler okurlar, mahkûmlar da mecburen öğre­nirler ya, o ayrı. Ben onları kastetmedim. Soralım Rasulullah’a: Ya Rasûlallah bilir bilmez bir sürü şey yerleştirmişim ben bu kafaya, gel şunları yeniden bir yerleştire­lim! di­yelim. Nerede kullanacağımıza göre yerleştirmeliyiz ama. Meselâ adam Bakara öğreniyor para kazanmak için, Âl-i İmrân öğ­reniyor do­çent olmak için, Nisâ öğreniyor kitap yazmak içinse bu da bozuk dü­zen olacaktır elbette. Mahza kulluk için öğrenilenlere, amele dönüş­türmek ve hayatı onunla düzenlemek üzere öğrendiklerimize düzen diyor Rabbimiz. Bunun dışında, meselâ şehri yeniden düzenlemek için başa ge­çirelim birini, veya adam işte okulda düzen için kurallar koyuyor, fabrikada kurallar koyuyor, evde kurallar koyuyor düzen için. Eğer Al­lah, onun koyduğu kurallara düzen demiyorsa, bizim koyduğu­muz ku­rallara düzen demiyorsa, o zaman biz de düzen bozucu­lardanız de­mektir, Allah korusun. Meselâ hanımın şöyle davran­ması için bir kural koymuşuz. Eğer buna İslâm düzen demiyorsa, düzen bozmadır bu. Biz istediğimiz kadar düzen diyelim buna. Perdenin şeklini şöyle yap­tın, döşemenin biçimini böyle yaptın, eğer İslâm buna izin veriyorsa tamam, değilse hepsi bozmadır, hepsi ifsattır bunların. Eğer şöyle di­yorsanız: Efendim burada kastedilen itikadi düzensizlik değil mi yâni? Bu anlattıklarınızla ne ilgisi var? Bunlar itikadla alâkalı şeyler değildir. Bunlar sosyal ve ameli şeylerdir, filan diyorsanız. İyi de her amel bir imandan kaynaklanmıyor mu? Yâni yeryüzünde görüntülenen bir bo­zukluktan bahsediliyor bu­rada. Amele dönüşmüş bir bozuk inançtan, bir bozuk imandan söz ediliyor âyet-i kerîmede. Bakın: "Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın." denmiştir. Sonra da iman konusu gelecek: Diye. Öyleyse fesat, kişinin hayatında görüntülenen bozuk­luğu­dur. Meselâ ikinci kat mesabesinde bir ev yapıyordu sahabe de Allah’ın Rasûlü razı olmuyordu buna. Çünkü imanın dışta gö­rüntü­süydü, ve düzeni bozmaktı bu. Veya Hz. Ömer Efendimiz şehir planı­nın kurallarını koyuyordu ve kim onu bozarsa bozguncu oluyordu ta­bii. Demek ki biz, bulunduğumuz bölgenin düzenini Allah’a so­rup yapacağız. En küçük biriminden en büyük birimine kadar hayatın dü­zenini Allah’a sormadan yapmayacağız. Me­selâ kazanma ve har­ca-ma düzenimizi, cüzdan düzenimizi Allah’a sorup yapacağız. Aksi takdirde biz de bozguncuyuz demektir Allah koru­sun. Meselâ insanın eğitiminde düzen, kesinlikle Allah’a sorul­ma-dan yapılmamalıdır. Birileri bir düzen koymuş ortaya ve de­mişler ki, işte efendim önce şunlar şunlar öğretilmelidir. Eğitimde şunlar şunlar önceliklidir. Eğer bütün bunlar Allah’a ve Resûlüne sorulmadan yapı­lıyorsa, Allah’ın öncelik tanıdıklarını sonraya al­mak şöyle dursun, adına bile izin verilmiyorsa bozmadır bu. İfsattır bu. Düzen sahibi olan Allah’a sormadan, vahye müracaat etmeden hukuk yapmaya çalı­şanların yaptıklarının tümü ifsattır. Ekonomiye düzen vermeye çalı­şanların yaptıklarının tamamı ifsattır. Allah’ın düzeninden habersiz kı­lık kıyafet düzeni yapmaya kalkışanların tamamının yaptıkları ifsattır, bozmadır.