Bakara Suresine Dön

Bakaraالبقرة

136. Ayet

136Bakara Suresi

قُولُٓوا اٰمَنَّا بِاللّٰهِ وَمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْنَا وَمَٓا اُنْزِلَ اِلٰٓى اِبْرٰه۪يمَ وَاِسْمٰع۪يلَ وَاِسْحٰقَ وَيَعْقُوبَ وَالْاَسْبَاطِ وَمَٓا اُو۫تِيَ مُوسٰى وَع۪يسٰى وَمَٓا اُو۫تِيَ النَّبِيُّونَ مِنْ رَبِّهِمْۚ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْهُمْۘ وَنَحْنُ لَهُ مُسْلِمُونَ

Deyin ki: “Bizler Allah’a; bize indirilene; İbrâhîm, İsmâîl, İshâk, Ya’kûb ve torunlarına indirilene; Mûsâ’ya ve Îsâ’ya verilene ve nebilere Rabblerinden verilenlere iman ettik. Onların arasını ayırmaksızın (hepsine iman ederiz.) Ve biz, Allah’a teslim olanlarız.”

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

135:"Yahudi ve hıristiyanlar diyorlar ki; yahudi ve hıristiyan olunuz, kurtulursunuz. De ki; hayır biz hak yol üzere bulunan İbrahim’in di­nindeyiz. O hiçbir zaman müşriklerden olmadı." Bin dört yüz sene önce Medine’deki yahudi ve hıristiyanlar di­yordu ki; “Yahudi ve hıristiyan olursanız, kurtulursunuz.” Günümüzde yahudi ve hıristiyanlar da diyorlar ki; yahudi ve hıristiyan olursa­nız, kurtulursunuz. Sizin ekonominiz bozuk, ticaretiniz bozuk, eği­timiniz iflas etmiş durumda, siyasal yapınız bozuk, aile düzeniniz bozuk. Her-şeyiniz tefessüh etmiş durumdadır. Tabi önce kendileri bir bozdu­lar, kendi düzenlerini önce bir bozdular, sonra bi­zimkini de bozdular, bizi böyle bir boşlukta bıraktılar, sonra da di­yorlar ki bu durumdan kurtulmak için yahudi ve hıristiyan olmak zorundasınız, başka çareniz yoktur. Ya yahudi olacaksı­nız, yahut da hıristiyan olacaksınız başka çareniz yoktur. Eğer yahudi veya hıristiyan olursanız, tüm bu bozuk düzen haya­tınız düzelecek diyorlar. Önce kendileri bir bozdular, yâni kendileri önce İslâm’dan uzak­laştılar, yahudi ve hıristiyan oldular. Sonra bize yöneldiler, bizi de bozdular, bizi de İslâm’dan uzaklaştırdılar. Bizi de aynen kendileri gibi yaptılar. Hemen hemen herşeyimizi bozdu­lar, herşeyimizi felç ettiler. Yâni önce bizi ortada bıraktılar ve sonra da şimdi diyorlar ki: Bakın herşeyiniz bozuldu. Hukukunuz, aile düzeniniz, eğiti­miniz, sanayiiniz herşeyiniz iflas etti. Şu anda çıkmazdasınız. Başka ça­reniz yok; bu durumdan kurtulabilmek için yahudi veya hıristiyan ol­mak zorundasınız. Bizim gibi olmak zorundasınız. Aslında bizi olduğumuzdan çok fazla bozuk göstermeye çalışı­yorlar. Kendilerinin işleri yolunda da bizler çok kötü durum­daymışız gibi gösteriyorlar. Mübâlağa yapıyorlar, halbuki İslâm dünyası onlar kadar bozulmadı elhamdülillah. Onların hayatı biz­den çok daha bozuk aslında. Tüm hayatları bozuk. Aile hayatları kalmamış, sosyal hayat­ları bozuk, insanî ilişkileri bozuk, ahlâkları bozuk, her şeyleri bozuk. Kokuşmayan bir tek şeyleri kalmamış, ama şimdi tam yol ayırımına geldiğimiz bir dönemde, kendileri gibi bizi de bozup sap gibi ortada bıraktıkları bir dönemde diyorlar ki: Eğer yahudi veya hıristiyan olur­sanız her şeyiniz düzelecek, başka da çareniz yoktur. Ortak pazara gireceksiniz, başka çareniz yoktur. A.E.T. ye üye olacaksınız, İ.M.F. nin denetimine gi­receksiniz, gümrük birliğine gireceksiniz, herşeyinizi değiştirecek­siniz, herşeyinizle bize teslim olacaksınız, başka çareniz yoktur diyorlar. Bunu denedik biz. Bu dediğinizi yıllardır denedik biz. Yıllar­dır herşeyimizi değiştirdik bunlar hatırına. Yazımızı değiştir­dik, hukuku­muzu değiştirdik, cumamızı, tatilimizi değiştirdik, tari­himizi, kültürü­müzü değiştirdik, âdetlerimizi, kılık kıyafetimizi de­ğiştirdik, kanunları­mızı değiştirdik, herşeyimizi değiştirdik bunlar hatırına. Ama bakıyo­ruz ki düzelmek, iyiye gitmek şöyle dursun battıkça battık, gömül­dükçe gömüldük. Öyleyse şimdi de sıra bizdedir. Artık söz söyleme sırası bize gelmiştir. Ümmet aklını başına aldı elhamdülillah. Biz de onlara diye­ceğiz ki, yok yok, yok artık sizi dinlemeyeceğiz. Artık sizin dediklerinize kulak vermeyeceğiz. Artık sizin akıntınıza, sizin kıble­nize gitme­yeceğiz. Sizi kıble edinmeyeceğiz. Sizin yörüngenize gi­rip sizin gitti­ğiniz yere gitmeyeceğiz. Sizi dinleyip sizin gibi pisliğe batmayacağız. Hayır hayır: "Hayır, biz hak yol üzere bulunan İbrahim’in di­nin­deyiz. O hiçbir zaman müşriklerden olmadı." Bizler tek olan Allah’a inanan İbrahim’in milletine, İbrahim’in fıt­rat di­nine, dosdoğru dinine tabi oluyoruz ki; o İbrahim sizler gibi müş­riklerden de değildir, diyeceğiz. Peki niye böyle dememizi istedi Rabbimiz. Yâni neden bizler Muhammed (a.s)’ın getirdiği İslâm dini üzere olacağız denmedi de İbrahim’in dini, İbrahim’in milleti üzeri­ne­yiz dendi? Neden onlara böyle dememizi istedi Rabbimiz? Bu­nun se­bebi şudur Allahu âlem: Çünkü yahudiler de, hıristiyanlar da Hz. İbra­him’i biliyorlar, onlar da Hz. İbrahim’i seviyorlar, onlar da ona inan­dıklarını iddia ediyorlar ya, işte onun için böyle ortak bir paydada bir­leşme teklifi için böyle dememiz isteniyor. Onlara cevap verir­ken bile onları hakka davet etmemizi istiyor Rabbimiz. Onlara acımamızı, mer-hamet etmemizi istiyor. Bizim onlar gibi yapmama­mızı, onlara benzememizi, onların bize yaptıkları gibi büyüklük taslamamızı iste­miyor Rabbimiz. Yâni biz, onların bize yaptığı gibi onlara hava atmamalıyız. Onların yaptığını yapmamalıyız. Zira müslüman, birilerine rağmen, bi­rilerine binaen tavır belirlemez. Onlar bize böyle yaptı, o halde biz de onlara bunu yapalım mantığı yanlıştır. Evet, biz onlara bunu derken, onların bize yaptığı gibi onların hayatını bozmak, onları sap gibi or­tada bırakmak için değil, ya da onlara biz doğru yoldayız di­yerek hava atmak için değil, gerçekten onları hayra, hakka davet etmek için diye­ceğiz. Onlarla ortak bir payda bulabilmek için böyle diyeceğiz. Hani Âl-i İmrân’da da aynı teklifi görüyoruz: "De ki: Ey kitap ehli! Gelin hep beraber aramızda ortak bir kelimede bir araya gelelim. O da Allah’a kul­luk etmek, O'na hiç bir şeyi ortak koşmamak, Allah’ı bı­rakıp birbirimizi Rab olarak benimsememektir. Eğer yüz çevi­rirlerse "Bizim müslüman olduğumuza şahit olun" de­yin." (Âl-i İmrân: 64) Gelin ey yahudi ve hıristiyanlar, Allah’tan başka İlâh kabul et­me­yerek asgari bir müşterekte birleşelim deniyordu. Burada da aynı­sını görüyoruz. Gelin ey yahudiler! Ey hıristiyanlar! İbrahim’in mille­tinde, İbrahim’in dininde birleşelim. Zira İbrahim sizin de bizim de ka­bul ettiğimiz bir peygamberdir. İsrâil oğullarının da İsmail oğullarının da atasıdır İbrahim. Sizin de bizim de atamız olan Hz. İbrahim’in di­ninde, Hz. İbrahim’in milletinde birleşelim. Çünkü İbra­him’in (a.s) kim­liğini Rabbimiz şöyle anlatıyordu: "İbrahim (a.s) ne yahudi ne de hıristiyan’dı, lâ­kin o hanif ve müslümandı." (Âl-i İmrân: 67) Âyetiyle İbrahim’in (a.s) kimliği de anlatılıyordu. Şu anda bir teklifte bulunalım müslümanlara. Ülkenin gele­ceği konusunda söz sahibi olan, düşünen, bu konuda kafa yoran herkese. Allah’ın kitabını bir kenara bırakıp, peygamberin sünne­tini bir kenara bırakıp, şu veya bu vadide çözüm arayanlara, ya­zarlara, çizerlere, düşünürlere, idarecilere, yöneticilere, tüm ülke insanına diyelim ki: Gelin ey insanlar! İnsanlığın çözüm aradığı, çare aradığı, huzur ve sü-kun aradığı, güven aradığı şu ortamda unuttuğunuz, nazar-ı itibara al-madığınız bir gerçeği söyleyelim. Hidâyet Allah’ın hidâyetidir, yol Allah’ın yoludur, çö­züm Allah’ın çözümüdür, çözüm İslâm’dır. Gelin yıllar yılı başka yerlerde çözüm aradık, ama bulamadık. Gelin bir de Allah’a müracaat edelim. Şu ana kadar hep ondan başkalarına gittik, ondan baş­kalarına müracaat ettik, hep başkalarının kapısını çaldık. Şimdi de Allah’ın istediği bir hayata talip olalım, Allah bizi sahil-i se­lâmete çıkaracaktır. Gelin şöyle diyelim: "Biz Allah’a, Allah’tan bize indirilene, İbrahim, İs­mail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Mûsâ ve İsa’ya verilenlere, peygamberlere Rablerinden verilen­lere iman ettik. Biz, onlar arasında herhangi bir ayırım yap­mayız, ve biz Allah’a teslim olmuşuz deyin." Yâni sizler gibi din konusunda, peygamberler konusunda ırk­çı­lar değiliz biz. Zira yahudiler sadece Hz. Mûsâ’ya ve ona indirilen Tevrat’a inandıklarını iddia ediyorlar ve diğerlerini reddedi­yorlardı. Hı­ristiyanlar da sadece Hz. İsa’ya ve ona indirilen İncil’e inanıyorlar ve başkalarını reddediyorlardı. İsa’dan başka peygam­ber, İncil’den başka kitap yoktur diyorlardı. Böylece dinde ırkçılık yapıyorlardı. Biz diyo-ruz ki; biz onlara da iman ediyoruz. Mûsâ’ya da iman ediyoruz, Mûsâ’ya gönderilen Tevrat’a da iman ediyoruz. İsa’ya da iman ediyo­ruz, İsa’ya gönderilen İncil’e de iman ediyo­ruz. Muhammed’e (a.s) da iman ediyoruz, ona gönderilen son ki­tap Kuran’a da. Böylelikle bizler dinde ırkçılık yapmıyoruz. Peygamberler ara­sında da böyle bir ayırım yapmıyoruz. Hz. İsa bizim peygambe­rimiz­dir, Hz. Mûsâ bizim peygamberimizdir. Hz. Mûsâ, Hz. İbrahim, Hz. İs-mail, İshak, Yahya, Zekeriyya, Harun, Dâvûd hepsi de bizim pey­gam-berimizdir. Biz hepsine inanıyoruz. Bunların hepsi de aynı kay­naktan gelen peygamberlerdir. Bunların hepsi de aynı ağacın dalları ve meyveleridir. Tarihin değişik zamanlarında insanlığa Al­lah tarafın­dan sunulmuş meyvelerdir bunlar. Ama şunu söyleyelim burada: Kur’an’a iman etmekle; Tev­rat’a ve İncil’e iman etmek ayrıdır. Bunu Bakara’nın başında de­meye ça­lışmıştım. Bizler Kur’an’a iman ederken, onu pratikte uy­gulamak üzere iman ediyoruz. Amel etmek üzere, hayatımızda uy­gulamak üzere iman ediyoruz. Yine öteki peygamberlere gönderi­lip de Kur’an’da zikredilenlere de, onları da hayatımızda uygulamak üzere iman ediyoruz. Onlarla da sorumlu olduğumuza iman ediyo­ruz. Ama önceki kitaplarda indirilip de bizim kitabımızda zikredil­meyenlerin de gerçekliliğini kabul ediyoruz. Yâni Allahu Teâlâ böyle bir kitap gön­dermiştir; böyle bir kitap gelmiştir diye buna da inam ediyoruz. İşte bi­zim bu imanımız Hz. Adem’le başlayan, Hz. Muhammedle son bulan köklü ve mükem-mel bir imandır. Böyle köklü bir din, böyle köklü bir iman başka dinde yoktur. Böyle bir iman ne hıristiyanlarda, ne yahudilerde, ne de başka birilerinde vardır.