Bakara Suresine Dön

Bakaraالبقرة

13. Ayet

13Bakara Suresi

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ اٰمِنُوا كَمَٓا اٰمَنَ النَّاسُ قَالُٓوا اَنُؤْمِنُ كَمَٓا اٰمَنَ السُّفَهَٓاءُۜ اَلَٓا اِنَّهُمْ هُمُ السُّفَهَٓاءُ وَلٰكِنْ لَا يَعْلَمُونَ

Onlara, “İnsanların iman ettiği gibi iman edin.” denildiği zaman, “Biz sefihlerin/zayıf akıllıların iman ettiği gibi mi inanalım?” derler. Dikkat edin! Onlar sefihlerin/aklı zayıf olanların ta kendileridir. Lakin bilmiyorlar.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

13:"Onlara, insanların inandığı gibi siz de iman edin! Denilince." Kendilerine: “Şu mü'minlerin, şu insanların inandıkları gibi siz de inanın! Siz de onlar gibi mümin olun!” Denildiği zaman da. “Yâni siz de onlara benzeyin! Onlar gibi olun! Eğer İslâm’ı kabul ettiğinizi iddia ediyorsanız, onu samimiyetle yaşayan bir mü'min gibi İslâm dai­resine girin! İmanınızda onlardan yana olun! Veya imanınızın görün­tülenmesi onlara benzesin!” Denildiği zaman. Yâni eğer namaza inanıyorsanız haydi kılın! Tesettüre ina­nı­yorsanız haydi örtünün! dendiği zaman. Yâni mü'minler gibi ima­nınızı görüntüleyin! dendiği zaman. Çünkü Allah namaza da iman diyor Ba­kara’da. Öyle değil mi? Hani mü'minlerin kıblesi Ku­düs’teki Mescid-i Aksa’dan Mekke’deki Mescid-i Haram’a çevri­lince liderlik İsrâil oğulla­rından alınıp İsmail oğullarına, müslümanlara devredilince bunu haz­medemeyen yahudiler şu yaygarayı basmışlardı: Nasıl olur? Eğer şu anda döndüğünüz kıble doğruysa önceki kıldığınız namazlar boşa gitmiştir. Yok eğer dünkü kıbleniz doğru idiyse şu andaki kıldıklarınız boştur! diyor­lardı da Allah buyurdu ki: Üzülmeyin ey mü'minler: "Allah asla sizin imanlarınızı zayi edecek değil­dir. Allah kullarına karşı Raûf ve Rahîmdir" (Bakara 143) Buyuruyordu. Dikkat ederseniz zayi oldu dedikleri na­mazdı. Hal­buki Allah "Sizin imanlarınızı zayi edecek değildir." bu­yuruyor. Yâni bakın burada amele de iman dendi. Öyleyse amel de imandır, iman da ameldir. Bunlar birbirinden ayrılmaz iki bü­tündür. İşte onlara siz de Mü'minler gibi iman edin! Siz de mü'minler gibi imanlarınızı gö­rün-tüleyin! Siz de mü’minler gibi imanınızı amele dönüştürün! Siz de mü’-minler gibi iman kaynaklı bir hayat yaşayın! Dışardan bakıldığı zaman sizin hayatınızda da mü’minler gibi imanınızın eseri görülsün! Denildiği zaman derler ki: "Biz de o beyinsizlerin inandığı gibi mi inanaca­ğız? derler." Yâni şimdi bizler de şu âdi, şu bayağı insanlar gibi mi iman ede­ceğiz? Bunlar gibi mi amel edeceğiz? derler. Yaşayan yaşasın! Biz konuşuyoruz derler. Bu işin yaşayıcıları ayrı, konuşucuları ayrı. Bizler edebiya­tını yapanlardanız, yaşayanlar da yaşasın, biz onlardan değiliz derler. "Dikkat edin! Gerçek sefihler, gerçek beyinsizler ken­dileridir. Fakat farkında değiller." Gerçi beyinsizler, beyinsizliklerini ne zaman bildiler ki! Sapık­lar, sapıklıklarını ne zaman anladılar ki? Bakın bu sözleriyle kimi kast ediyordu bu adamlar? Kime sefih diyorlardı? Arkadaşlar onların bu sefih dedikleri sahabeydi. Sahabeye sefih diyorlardı alçaklar. Bu se­fihler gibi mi iman edeceğiz? Bugün de bu münâfık karakterli insanla­rın aynı şeyleri söylediklerine şahid oluyoruz. Adama di­yorsunuz ki; “Arkadaş, sahabe böyleydi, gel biz de böyle olalım! Biz de onlar gibi olmak, onlara benzemek zorundayız!” Çok rahat şunu diyebilmektedir adamlar: “E canım onların da ağzı­nın tadı yokmuş yâni! Zevkleri yok-muş efendim! Yaşamayı bilmeyen insanlarmış. Hayatı tanımayan insanlarmış.” Yâni gerçek müslüman tavrına davet edildiklerinde onu akıl­sız­lıkla, beyinsizlikle itham edebiliyorlar. Veya evinde şunlar şunlar olmasın! denildiğinde: Yok ya! Bunu ancak zevkini bilme­yenler söyler! Diyebiliyorlar çok rahat. Ne bilecek bu enayiler ağ­zının tadını! Halbuki devir değişti! Filan diyorlar. İhtiyaç konu­sunda, ev tefrişi konusunda, hanımına karşı davranışları konu­sunda, sofrası, işçisine muamelesi konusunda, hademesine dav­ranışları konusunda Allah’ın istedikleri hatırlatılınca çok rahat: İyi iyi anladık da arkadaş, hangi devirde yaşı­yoruz? diyebiliyorlar. Bu devirde bunların modası çoktan geçmiştir di­yebiliyorlar alçaklar. Meselâ bir arkadaş bilirim, bugüne kadar tanıdığım sanayi­ciler içinde dükkanında çalıştırdığı işçilerine en iyi davranan, en güzel mu­amelede bulunan birisi. Paralarını bol bol veriyor; izin­lerde, düğün­lerde, bayramlarda haklarını fazlasıyla veriyor. İşçile­rinden kendileri veya hanımları, çoluk çocukları hastalanınca ya­kından ilgileniyor, ev­lerine gidiyor, hal hatır soruyor, onlara elin­den gelen her şeyi yapıyor. Ama buna rağmen geçen seneler hep onun arabasını artırdı, evini ar­tırdı, parasını artırdı. Yâni onun her şeyi artarken, her şeyi değişirken, lâkin onun dükkanında çalışanlar hâlâ bisikletle gelip gidiyorlar. Peki sormak lâzım şimdi: Onun her şeyi değişirken berikiler ne­den yerinde sayıyor? Ya da nereden kazanıyor bu arkadaş? Ka­zandıklarının tümü berikilerin emeği olarak çıkıyor ortaya değil mi? Öyleyse onlar sahabeydi efendim! Biz onlar gibi yapamayız ki! Veya devir değişti efendim! Kapitalist bir toplumda müslümanca davranışa yer kalmadı! Ne yapalım eğer dediklerinizi yaparsak bu toplumda yok olup gideriz! Gibi münâfık laflarını bıra­kalım da çalıştırdığımız insan­ları, ya da sırtından kazandığımız in­sanları kendi hayat standartları­mıza yakın bir hayata çıkarmanın yollarını aramak üzere bunu Allah’a ve Resûlüne sormaya çalışa­lım. Bu konuda ne dersiniz ey Allah’ım? Ey önderim! Demeyi öğ­renelim inşallah. Hep asgari ücret belirleyen zalimlerin dediklerini dinlemeyim. Allah ve Rasulüne sormadan düzen yapanların düzenlerini can simidi bilmeyelim inşallah. Çünkü az önce de dediğim gibi onların yaptıklarının tamamı ifsattır, bozma­dır. Peki ne demek sefih? Sefih kim? Bakın onu, sefihin kim ol­du­ğunu Rabbimiz anlatıyor: "Kim İbrahim dininden yüz çevirir işte sefih odur" ( Bakara: 130 ) Sefihler İbrahim’in dininden, İbrahim’in yolundan yüz çevi­renler­dir. Öyleyse adamlar kendilerini tam karşıda görüyorlar. Mü'min aynaydı ya zaten, bakıyorlar aynaya ve kendilerini görü­yorlar. Yâni sefihler kendileridir. Çünkü kendileri İbrahim dininden yüz çeviriyorlar, Müslümanları gösterip, hadi sizler de bunlar gibi olun! Denilince de diyorlar ki onlar sefih. Görüyor musunuz? Adamlar imanı fakirlere, düşkünlere mahsus kabul edi­yorlar da kendileri gibi şan şöhret sa­hiplerinin iman etmelerini dü­şüklük kabul ediyorlar. Bu iman ve amel işi o ağzının tadını bilmeyen zevksizlere aittir, bizler onlar gibi iman edemeyiz diyorlar.