Bakara Suresine Dön

Bakaraالبقرة

152. Ayet

152Bakara Suresi

فَاذْكُرُون۪ٓي اَذْكُرْكُمْ وَاشْكُرُوا ل۪ي وَلَا تَكْفُرُونِ۟

(Bu nimetlerime karşılık yalnızca) beni anın ki ben de sizi anayım. Ve bana şükredin, nankörlük etmeyin.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

152:"Beni zikredin, ben de sizi zikredeyim. Bana şük­redin, küfretmeyin." Bana kulluk edin, benim için yaşayın. Allah’ı zikretmenin, Al­lah’a şükretmenin en güzel yollarından biri de Allah için hayatı fedâ etmektir. Canı verenin yolunda canı fedâ etmek, malı verenin yolunda malı fedâ etmek, hayatı verenin yolunda kişinin hayatını fedâ etmesi­nin adına şükür diyoruz. 1- Zikir Kur’andır. "Andolsun Biz Kur’an’ı zikir için düşünüp öğüt al­sınlar diye kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?" (Kamer: 22) "(Resûlüm) Sana bu mukaddes kitabı âyetlerini dü­şünsünler ve aklı olanlar öğüt alsınlar (zikretsinler) diye indirdik." (Sâd: 29) "Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, muhakkak ki onun sıkıntılı bir hayatı olacak ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşr edeceğiz. O: Rabbim! Beni niçin kör ola­rak haşr ettin? Oysa ben hakikaten görür idim! Der. Allah da buyurur ki: "İşte böyle. Çünkü sana âyetlerimiz geldi de sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutulu­yorsun!" (Taha: 124) Bunun gibi pek çok âyette zikir, Kur’an olarak anlatılır. 2- Zikir namazdır. Çünkü namazda da kıraat vardır. 3- Zikir hutbedir. Çünkü Rabbimiz: "Ey iman edenler! Namaza çağrıldığınız (Ezan okun­duğu) zaman, hemen zikre koşun ve alışverişi bıra­kın." (Cum’a: 9) Âyet-i kerîmede geçen zikrullahtan kasıt Cuma hutbesidir. Öyleyse zikir, Allah’la beraber olmaktır. Zaten her ân Allah bi­zimle beraber de, bizim tarafımızdan bunun zihinde canlı tutul­masının adına zikir diyoruz. İşte bu zikrin anlaşılabilmesi adına onu şöyle gruplandıracağız: 1- Lisanın zikri. 2- Kalbin zikri. 3- Bedenin, eczamın zikri. Aslında genel mânâda zikir ikiye ayrılır. İnsanın zikri ve canlı cansız diğer varlıkların zikri. Biz burada zikri üçe ayırırken, bu ayırımı insanın zikri açısından yaptık. 1- Lisanın zikri, Bu da üç çeşit muteala edilebilir. a: Birincisi mahza zikir olan Kur’an’ın tilavetidir, Kur’an’ın kı­raati­dir. Meselâ ben: Kur’an’dan bir bölüm okumaya başladık mı, işte bu zikirdir. Zira Kur’an mahza zikirdir. Efendim işte şunu beş kere oku­yacaksın, bunu on kere okuyacaksın, bunu yüz kere söyleyecek­sin demek de­ğildir zikir. Kur’an okumaya başladınız mı, işte bu zikirdir. Hangi âyet, hangi bölüm olursa olsun fark etmez. b: Lisanın ikinci zikri, Allah’ın esmasını telaffuz etmektir. Al­lah’ın esmasını tekellüm de zikirdir. “Allahu ekber” “La İlâhe illallah Gibi. Bu da dilin zikridir. c: Dilin üçüncü zikri de vahyin sözcülüğünü yapmak adına söy­lediği herşey zikirdir. Yâni kişinin din adına konuşması, vahyin sözcülüğü adına söz söylemesi, Kur’an ve sünnetin anlatımı adına dilin hareket etmesi de zikirdir. Din adına konuşmak, Allah’ın istediğini Allah’ın istediği yerde söylemek, emr-i bil’marûf ve nehy-i ani’l münker yapmak, öğretmek, anlatmak, emretmek, nehyetmek, duyurmak, sevdirmek, tanıtmak gibi meşru sebeplerle dili hareket ettirmek de zikirdir. Meselâ şu anda benim konuşmam zikirdir. Sizin çocukları­nıza nanazı öğretmeniz zikirdir. Hattâ kişinin hanımıyla yatağında şaka­laşması da zikirdir. Bunların hepsi dilin zikridir ki; müslüman asla bun-dan fariğ olmamalıdır. Çünkü Allah’ın Rasülünün bir hadisine göre bu zikirden fariğ olan adamın kalbi kaskatı kesilecektir. Zâlim bir hükümdar karşısında hakkı söyleyen mü'minin dili bi-le­lim ki; o anda zikrediyor demektir. Mü'minlere Kur’an öğreten, ha­dis öğreten kişinin, çocuğunu terbiye eden kişinin dili o anda zikredi­yor demektir. 2- Kalbin zikrine gelince, kalbin zikri, kalbin fonksiyonu, kal­bin eylemi olan niyetin Allah’a ait kılınmasıdır. Niyetin Allah’a ait kılın­ma-sı, yâni bir hayat boyu kalbin Allah’ı hatırlayarak niyet sa­hibi ol­ması demektir. Zira kalp iman ve küfür, kabul ve red maka­mıdır. Kalp niyet makamıdır. Kalp hadiseler karşısında kişinin meylinin değerlen­dirilme merkezidir. Yâni kişi diliyle ne söylerse söylesin, kalpten ne geçirdiği önem­lidir. Çünkü kalp fesat ve salah olabilme özelliğine sahiptir. İşte bu iki özelliğe de sahip olabilen kalp, eğer Allah’ın istediği gibi bir özelliğe sahipse, yâni Allah için niyet taşıyorsa; o zaman işte bu kalp, zikir halindedir diyoruz. 3- Üçüncüsü de bedenin zikri. Bedenin zikri de bütün ecsa­mıyla, tüm cevarıhıyla bedenin Allah’ın kulluğunda istihdam edilmesi­dir. Yâni göz hakkı görür, kulak hakkı işitir, dil hakkı konu­şur, mide helâl yer, kafa meşru bilgiler öğrenir, ayak meşru yerlere gider, el meşru şeylere uzanırsa, tüm azalar Allah’a kulluk işinde istihdam edi­lirse, işte bu da bedenin zikridir; yâni tüm azaların ya­ratılış gâyeleri istikâmetinde kullanılması. Allah azaları ne için ya­ratmışsa; onu, ona tahsis etmek bu azaların zikridir. Eğer bu azaları yaratılış gâyelerinin dışında kullanmaya kalkışırsak, Allah korusun o zaman zâlim duru­muna düşeriz. Allah buyurur ki: Sizler beni zikredin ki, ben de sizi zikredeyim. Beni, bana itaatle zikredin ki; ben de sizi rahmetimle zikrede­yim. Beni dualarınızla zikredin ki; ben de sizin dualarınızı kabul ede­yim. Beni dünyada zikredin ki; ben de sizi âhirette zor zamanınızda zikredeyim. Beni sıhhatteyken zikredin ki; ben de sizi zor günlerinizde zik­redeyim. Beni benim yolumda cihadla zikredin ki; ben de sizi zaferle zikredeyim.