Bakara Suresine Dön

Bakaraالبقرة

167. Ayet

167Bakara Suresi
Mushafta Aç

وَقَالَ الَّذ۪ينَ اتَّبَعُوا لَوْ اَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَتَبَرَّاَ مِنْهُمْ كَمَا تَبَرَّؤُ۫ا مِنَّاۜ كَذٰلِكَ يُر۪يهِمُ اللّٰهُ اَعْمَالَهُمْ حَسَرَاتٍ عَلَيْهِمْۜ وَمَا هُمْ بِخَارِج۪ينَ مِنَ النَّارِ۟

Tabi olanlar diyecekler ki: “Keşke bir fırsatımız olsa da onların bizden teberrî edip uzaklaştığı gibi biz de onlardan teberrî edip uzaklaşabilsek.” Allah bunun gibi pişmanlık vesilesi olan amellerini onlara gösterecektir. Ve onlar ateşten çıkacak da değillerdir!

Dipnot

Tebaanın liderlerinden, liderlerin tebaadan teberrî edip uzaklaşması, lanetleşmesi ve birbirlerini suçlaması kıyametin ibretlik sahnelerindendir. (bk. 7/A’râf, 38; 14/İbrahîm, 21; 33/Ahzâb, 67-68; 34/Sebe’, 31-33)

Bu sahnenin yaşanmaması için her insanın dinini güzel bir şekilde öğrenmesi, tabi olduğu ve itaat ettiği dinî ve siyasi liderleri vahyin ölçülerine göre değerlendirmesi gerekir.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

167:"Ve tabi olanlar: "Ah! keşke bizim için dün­ya­ya tekrar bir dönüş olsaydı da şu anda onların bizden kurtulup uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsay­dık!" diyeceklerdir. İşte böylece Allah onlara amellerini bir piş-man­lık olarak gösterecektir. Ve onlar hiçbir zaman da ateşten çıkamayacak­lardır." Tabi olanlar, onların arkasından gidenler de diyecekler ki, bu dünyada birilerini bilinçsizce takip edip, şuursuzca onları taklid edip, onların götürdüğü bir hayata evet diyen zavallı insanlar da diyecekler ki: Şu anda sizin bizden kaçtığınız gibi ah biz de sizden kaçsak. Aah bir dünyaya dönebilseydik de sizin bizden kaçtığınız gibi biz de siz­den kaçabilseydik. İşte müslüman bu olayı burada yaşar ve burada aklını başına alır. Ben kime kul olacağım ve kimin yolunu takip ede­ceğim? Eğer yarın şu karşımdaki kimseden kaça­caksam, şimdiden kaçmalıyım der ve şimdiden kaçar ondan. Ama kiminle beraber cen­nete doğru gidecekse işte onun ortağı odur, onun dostu odur ve onunla beraber olmaya çalışır. Ama bilinç­sizce onu taklid ederek, heva ve hevesine tabi olarak değil. Hiçbir delili olmadan, birilerine tabi olup Allah severmiş gibi onları seven kişi, yarın korkunç bir durumla karşı karşıya kaldıkları zaman bir­birlerinden kaçacaklarsa, bu kaçışın hiçbir faydası olmayacaktır. Evet, insanlar birbirlerinden kaçacaklar ama: "İşte böylece Allah onlara amellerini bir pişman­lık olarak gösterecektir." Eyvah diyecekler, keşke yaşamasaydım böyle bir hayatı. Niye ben böyle şuursuzca bir hayat yaşamışım? Kitap varken, ona ulaşma imkânım varken, Rasul varken, örnek varken niye ben, başka başka hayat yaşamışım diyecek. "Ve onlar hiçbir zaman da ateşten çıkamayacak­lar­dır." A’râf’ta bunların kavgaları da anlatılır. Ya Rabbi, bunlara, bi­zim kat kat azabımızı ver! Zira bizi bunlar saptırdı diyecekler. Onlar da diyecekler ki; zaten siz bize değil kendi heva ve hevesinize tabiy-diniz. Gerçekten de bakıyoruz, meselâ politik hayatta bunun ay­nısını görüyoruz. Ey anam, ey babam, kurtar bizi babam, anam! filan diyor-lar, e adamın işi bitti mi, veya parti bitti mi, zaten bu bilmem ne­yin nesi diyor. Bunun bilmem nesini ne yapa­yım diyor. Yâni basit menfaat hesapları işte. O hesapları bitince de atıveriyorlar birbirlerini bir kenara. Bakanlık hesapları, dekanlık hesapları, müdürlük hesapla­rı, ekonomik hesaplar. Dün bu menfaat hesaplarıyla birbirlerine fevka­lade bağlanan, daha doğrusu bağlıymış gibi görünen adam­lar, bugün birbirlerinin baş düşmanı oluyorlar. Yâni biz, sizi takip ettiğimiz için bu hale geldik diyenlere, öte­ki­ler de diyecekler ki zaten siz bizi takip etmiyordunuz, siz kendi men­faatlerinizi takip ediyordunuz diyecekler. Allah’ın dinini bırakıp da dün-yanın peşinde koşan insanlardan hangi biri menfaatlerini takip etmi-yorlar? Herkes keyfini, herkes menfaatini takip ediyor bugün. Ya­rın, ya Rabbi bunlar bizi saptırdılar demelerinin ne an­lamı olacaktır da? Halbuki ne şeytanın ne de kâfirlerin hiçbir güç ve kuvveti yoktur. Yâni bir müslüman gerçekten Allah’a kulluğa yöneldiği zaman, hiçbir güç ve kuvvet onu bundan uzaklaştıramaz. Yeter ki müslüman sami­mi-yetle müslüman olmaya karar versin, ona kimsenin yapabileceği bir şey yoktur. Bu âyet-i kerîme Allah’tan bir delil olmaksızın körü körüne baş­kalarını taklitten menediyor bizi. Bir de Allah’a, Allah’tan başkalarını ortak tutup, onları Allah se­ver gibi sevmek, onları uyulacak varlıklar kabul ederek emirle­rine, ar­zularına itaat etmek ve sadece Allah’a ait olan rubûbiyet ve uluhiyet sıfatlarını Allah’tan alıp bunlara da dağıtmak, yâni Al­lah’a şirk koşmak yeryüzünde en büyük zulümdür. "Şirk en büyük zulümdür." (Lokman: 13) İşte bu zâlimlerin sonu cehennemdir. Bundan sonra şirkin başka bir boyutuna dikkat çekerek Rabbimiz şöyle buyurur: