167:"Ve tabi olanlar: "Ah! keşke bizim için dünyaya tekrar bir dönüş olsaydı da şu anda onların bizden kurtulup uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsaydık!" diyeceklerdir. İşte böylece Allah onlara amellerini bir piş-manlık olarak gösterecektir. Ve onlar hiçbir zaman da ateşten çıkamayacaklardır." Tabi olanlar, onların arkasından gidenler de diyecekler ki, bu dünyada birilerini bilinçsizce takip edip, şuursuzca onları taklid edip, onların götürdüğü bir hayata evet diyen zavallı insanlar da diyecekler ki: Şu anda sizin bizden kaçtığınız gibi ah biz de sizden kaçsak. Aah bir dünyaya dönebilseydik de sizin bizden kaçtığınız gibi biz de sizden kaçabilseydik. İşte müslüman bu olayı burada yaşar ve burada aklını başına alır. Ben kime kul olacağım ve kimin yolunu takip edeceğim? Eğer yarın şu karşımdaki kimseden kaçacaksam, şimdiden kaçmalıyım der ve şimdiden kaçar ondan. Ama kiminle beraber cennete doğru gidecekse işte onun ortağı odur, onun dostu odur ve onunla beraber olmaya çalışır. Ama bilinçsizce onu taklid ederek, heva ve hevesine tabi olarak değil. Hiçbir delili olmadan, birilerine tabi olup Allah severmiş gibi onları seven kişi, yarın korkunç bir durumla karşı karşıya kaldıkları zaman birbirlerinden kaçacaklarsa, bu kaçışın hiçbir faydası olmayacaktır. Evet, insanlar birbirlerinden kaçacaklar ama: "İşte böylece Allah onlara amellerini bir pişmanlık olarak gösterecektir." Eyvah diyecekler, keşke yaşamasaydım böyle bir hayatı. Niye ben böyle şuursuzca bir hayat yaşamışım? Kitap varken, ona ulaşma imkânım varken, Rasul varken, örnek varken niye ben, başka başka hayat yaşamışım diyecek. "Ve onlar hiçbir zaman da ateşten çıkamayacaklardır." A’râf’ta bunların kavgaları da anlatılır. Ya Rabbi, bunlara, bizim kat kat azabımızı ver! Zira bizi bunlar saptırdı diyecekler. Onlar da diyecekler ki; zaten siz bize değil kendi heva ve hevesinize tabiy-diniz. Gerçekten de bakıyoruz, meselâ politik hayatta bunun aynısını görüyoruz. Ey anam, ey babam, kurtar bizi babam, anam! filan diyor-lar, e adamın işi bitti mi, veya parti bitti mi, zaten bu bilmem neyin nesi diyor. Bunun bilmem nesini ne yapayım diyor. Yâni basit menfaat hesapları işte. O hesapları bitince de atıveriyorlar birbirlerini bir kenara. Bakanlık hesapları, dekanlık hesapları, müdürlük hesapları, ekonomik hesaplar. Dün bu menfaat hesaplarıyla birbirlerine fevkalade bağlanan, daha doğrusu bağlıymış gibi görünen adamlar, bugün birbirlerinin baş düşmanı oluyorlar. Yâni biz, sizi takip ettiğimiz için bu hale geldik diyenlere, ötekiler de diyecekler ki zaten siz bizi takip etmiyordunuz, siz kendi menfaatlerinizi takip ediyordunuz diyecekler. Allah’ın dinini bırakıp da dün-yanın peşinde koşan insanlardan hangi biri menfaatlerini takip etmi-yorlar? Herkes keyfini, herkes menfaatini takip ediyor bugün. Yarın, ya Rabbi bunlar bizi saptırdılar demelerinin ne anlamı olacaktır da? Halbuki ne şeytanın ne de kâfirlerin hiçbir güç ve kuvveti yoktur. Yâni bir müslüman gerçekten Allah’a kulluğa yöneldiği zaman, hiçbir güç ve kuvvet onu bundan uzaklaştıramaz. Yeter ki müslüman samimi-yetle müslüman olmaya karar versin, ona kimsenin yapabileceği bir şey yoktur. Bu âyet-i kerîme Allah’tan bir delil olmaksızın körü körüne başkalarını taklitten menediyor bizi. Bir de Allah’a, Allah’tan başkalarını ortak tutup, onları Allah sever gibi sevmek, onları uyulacak varlıklar kabul ederek emirlerine, arzularına itaat etmek ve sadece Allah’a ait olan rubûbiyet ve uluhiyet sıfatlarını Allah’tan alıp bunlara da dağıtmak, yâni Allah’a şirk koşmak yeryüzünde en büyük zulümdür. "Şirk en büyük zulümdür." (Lokman: 13) İşte bu zâlimlerin sonu cehennemdir. Bundan sonra şirkin başka bir boyutuna dikkat çekerek Rabbimiz şöyle buyurur: