173:"O, size ölü hayvan etini, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesilen hayvan etini haram kılmıştır. Ama her kim de mecbur kalır ve yemediği takdirde öleceği muhakkak olursa başkasının hakkına tecavüz etmediği, taşkınlık yapmadığı sürece ona da bir günah yoktur. Çünkü Allah bağışlayandır, merhamet edendir." Helâl olan şeyler çoktur. Onun için helâller tek tek sayılmaz. Ama buna mukabil haramlar az olduğu için isimleri tek tek belirtilir. Yâni haramlar sayılır ve haram olduğu belirtilenlerin dışında kalanların hepsinin helâl olduğunu anlarız. Burada sayılan haramlar : 1- Meyte, yâni laşe, kendiliğinden ölmüş veya şer’i bir usulle kesilmemiş hayvanlar laşe hükmündedir ve yenmez. Yâni müslüma-nın besmele çekerek veya ehl-i kitabın kestiklerinin dışındaki hayvanlar haramdır. 2- Kan necistir ve yenilmesi haram kılınmıştır. Ancak bu âyette sadece kandan genel olarak söz edilmiştir. Fakat En’âm sûresinde: "Akan kan size haram kılındı." (En’âm: 145) Buyurulmaktadır. Öyleyse haram olan akan kandır. Değilse et ve kemik içinde kalan kan haram değildir. Bir de Rasulullah’a izâfe edilen; ama kimilerince zayıf kabul edilmiş bir hadis-i şerifte: "Benim için iki ölü ve iki kan helâl kılındı. İki ölü balık ve çekirge, iki kan ise dalak ve karaciğerdir." 3- Domuz eti haramdır. Domuzun sadece eti değil yağı, kılı herşeyi haramdır. 4- Allah’tan başkaları adına kesilen hayvan da haramdır. Meselâ filan türbede filan kişi adı zikredilerek veya işte başkanımız için, bakanımız için, Reis-i Cumhur’umuz için diyerek, bunların adına kesilen hayvanlar haramdır. Tabi haramlar bu kadar değildir. Ancak bu âyet ve En’âm sûresindeki 146. âyet ehl-i kitabın bu konuda çıkardıkları bir probleme cevap olarak geldiği için, bütün haramları sınırlayıp açıklamak bağlamında değildir. Yâni bu âyetlerde sadece dört tane haramın zikredilmesi, ehl-i kitabın konu etmedikleri diğer haramların bulunmasına mâni değildir. Bir de aslında eşyada aslolan ibahadır yâ-ni helâlliktir; ama vahiyle bildirilenler müstesnadır diyoruz. "Ama her kim de mecbur kalır ve yemediği takdirde öleceği muhakkak olursa" "Başkasının hakkına tecavüz etmediği sürece" Yâni kendisi gibi zaruret içinde bulunan diğer birisinin ölümünü önleyecek kadar elinde bulunana saldırmamak ve onun ölümüne sebep olmamak kayd u şartıyla bir. Bir de: "Taşkınlık yapmadığı sürece." Yâni ölmeyecek kadar zaruret ölçüsünden fazlasına uzanmadığı müddetçe. "Ona da bir günah yoktur. Çünkü Allah bağışlayandır, merhamet edendir." Böyle darda kalmış, zaruret içinde bulunan kimse için bunlar-dan hangisini bulursa zaruret miktarı, yâni diri kalacak kadar, ölmeyecek kadar yemesinde bir beis yoktur. Tabi helâl kabul etmemek ve doyasıya yememek kaydu şartıyla. Hani fıkıhta bu hususu anlatan şöyle bir kural vardı: "Zaruretler, haram olan şeyleri mubah kılar." Zaruri durumlardaki haramların mubah oluşu hükmü işte bu âyetin mânâsını içerir.