178:"Ey iman edenler öldürülenler hakkında size kısas yazıldı, (farz kılındı). Hür insana karşı hür insan, köleye karşı köle, kadına karşı kadın." "Ama öldüren katil öldürülenin kardeşi (varisleri) tarafından affedilirse, öldüren kişiye örfe uyması ve affedene (diyetle) iyilikte bulunması gerekir." "İşte bu size Rabbiniz tarafından bir hafifletme ve rahmettir." "Artık kim de bundan sonra haddi aşarsa ona elim bir azap vardır." Âyet-i kerîmede insan hayatının taşıdığı değerin eşitliği ilkesi ortaya konmaktadır. Öldürme sonucu ortaya çıkan kan bedeli ne öldürenin ne de öldürülenin ırkına, sınıfına bakılarak tesbit edilemez. Âyetin iniş sebebi hakkında şunları biliyoruz: İslâm’ın zuhurundan evvel yahudiler adam öldürenler konusunda katilin öldürülmesi gerektiğini, ama diyetin öldürmeden önde tutulması gerektiğini iddia ediyorlar, hıristiyanlar ise katil hakkında kesinlikle affın vacip olduğu-nu söylüyorlardı. Kan bedeli konusunda farklı uygulamalarda bulunuyorlardı. İleri gelen insanların diyetlerini diğer insanların diyetlerinin birkaç misli tutuyorlar, bizden bir kadın karşılığında sizden bir erkek bir kadın, bizden bir köle karşılığında sizden bir köle, bir de hür öldüreceğiz diyorlardı. Kendi kabilelerine mensup olup öldürülen bir kişinin diyeti için çok yüksek bir paha biçiyorlar ve öldürenin kabilesinden yüzlerce adamı öldürmeye kalkışıyorlardı. Bugün de aynı vahşeti görüyoruz. Kendilerini dünyanın en medenî milleti sayan ülkeler, kendilerinden öldürülen bir kişinin karşılı-ğında öldüren kişinin ülkesinden yüz kişiyi öldürecekleri konusunda yeminler ettiklerini ve tüm dünyanın gözü önünde bunu uygulamaya koyduklarını görüyoruz. İşte İsrâil, işte A.B.D, işte İngiltere, işte Fransa. Bir İsrâil oğullunun karşılığında İsmail oğullarından, Filistinli yüz müslümanı öldüreceğiz diye yemin ediyor adamlar ve öldürüyorlar da. Köle ülkelere mensup binlerce kişinin, efendi ülkelere mensup bir kişi karşılığında öldürüldüğünü görüyoruz bugün. Bir İngiliz vatandaşının öldürülmesinin karşılığında İngilizlerin tüm Mısır halkından intikam aldığını biliyoruz. Fransızların Cezayir ve Tunus’ta bir Fransız askerine karşılık binlerce müslümanın kanına girdiklerini biliyoruz. A.B.D de en yetkili bir ağzın yeryüzünde bir tek müslüman kalmayıncaya kadar bizim savaşımız sürecektir! Sözünün de ne mânâya geldiğini biliyoruz. Ama daha hesaplaşma başlamadı, hele bir hesaplaşma başlasın, yüz yılda akıttıkları kanların hesabını vermek çok zor gelecek onlara. Ama bunun aksi olduğunda, yâni köle ülkelerden bir vatandaşı bunlardan birisi öldürdüğü zaman, bunların mahkemeleri kesinlikle ona ölüm cezası vermemektedir. Allah buyuruyor ki bu âyet-i kerîme-de, sınıfları ne olursa olsun, ırkları ne olursa olsun, hangi statüye sahip olurlarsa olsunlar, öldürülen kişinin karşılığında sadece öldüren öldürülür, başkaları kesinlikle öldürülemez. "Ey iman edenler zulmedilerek, ölümü hak etmediği halde, haksız yere öldürülenler hakkında size kısas yazılmıştır,( farz kılınmıştır.)" Kısas; sözlükte aynıyla karşılık vermek demektir. Yâni yapılan amelin aynısını yapan kişiye uygulamak demektir. Herhangi bir hakkı, o hakkın dengiyle değiştirmek demektir. Hür hüre, köle köleye, dişi de dişiye karşılık olarak öldürülecektir. Bu âyet-i kerîme Mâide sûresindeki 45. âyet-i kerîmeyle biraz daha açıklanmıştır. Orada da Rabbimiz şöyle buyurur: "Orada (Tevrat’ta) biz İsrâil oğullarına şöyle yazdık (farz kıldık): Cana can, göze göz, buruna burun, dişe diş ve yaralar birbirine kısastır." (Mâide 45) Yâni buradan da anlıyoruz ki sadece öldüren öldürülür, sadece katil öldürülür, öldürenden başkası öldürülemez. Ama: Kardeşi tarafından katile herhangi bir şey bağışlanmış olursa, kısas hemen düşecektir. Bakın burada "kardeşi" kelimesinin kullanıl-ması çok calib-i dikkattir. Allah diyor ki sanki burada, bakın öldüren katil size çok büyük zarar vermiş de olsa, sizi çok büyük üzüntülere sevk etmiş de olsa nihâyet o sizin kardeşinizdir. Sizin din kardeşiniz-dir. Bu sebeple yanılıp hata ederek sizden birini öldüren o kardeşinize karşı içinizde taşıdığınız intikam arzunuzu yener de onu affederek ölüm cezasını kaldırırsanız bu Allah katında sizin derecenizi ve sevabınızı artıracaktır buyurulur. Bakın bu âyet-i kerîme öldürülen kişinin ailesinin, katili bağış-lamalarına izin veriyor. Bundan anlıyoruz ki kıtal da bağışlanabilecek bir suçtur. Bu durumda mahkeme illa da katili cezalandırma hususun-da diretemez. Hemen kısas düşer. Ama ölenin varisleri dilerlerse katilden diyet alabilirler maruf ölçüler içinde. Ölenin varislerinden bir tanesinin bile affetmesi kısasın düşmesi için yeterlidir. Allah’ın varislere tanıdığı bu hak, günümüzde varislere verilmiyor. İş adliyeye intikal etti mi, artık ölenin varisleri davadan vazgeçse bile kamu davası devam ediyor ve adam cezalandırılıyor. Sonra da varislere vermedikleri bu hakkı, çıkardıkları bir af yasasıyla kendileri veriyorlar. Yetkiyi hak sahiplerine vermiyorlar, kendileri kullanıyorlar; sanki o katilin öldürdüğü kişi kendi babaları da onu affediyorlarmış gibi. Ondan sonra da kan davalarının önüne geçilemiyor tabi. Böyle bir diyet üzerinde anlaşmışlarsa, o zaman katilin bunu güzellikle ölenin ailesine ödemesi gerekir. Artık bundan sonra her kim de bu hüküm ve emirlere uymayarak haddi aşarsa, yâni katilin dışındakileri öldürmeye kalkarsa veya katili affettikten ve ondan diyet aldıktan sonra yine de katili öldürmeye kalkışırsa veya katil söz verdiği diyeti ödeme konusunda yamukluk yaparsa, onun için elim bir azap vardır. Allah, böylece Muhammed ümmetine kısası yazarken, bir hafifletme ve rahmet olarak da af ve diyeti meşru kılmıştır. Sonra buyurur ki bakın Rabbimiz: