188:"Mallarınızı aranızda bâtıl yollarla yemeyiniz, insanların mallarından bir kısmını bile bile günah ile yemek için o malları hakimlere rüşvet olarak vermeyin." Mallarınızı aranızda haram yollarla yemeyiniz. Haram yollar bellidir. Fâizinden rüşvetine, hırsızlığından aldatmacasına, borç alıp vermemekten borcunu tehire, ondan ihanete vermeye almaya dikkat etmemeye varıncaya kadar, haram yollarla birbirinizin mallarını yemeyin. Adamın borcu var, ödemiyor. Kesinlikle borçlanmadan uzak duralım. Özellikle ve ısrarla bunu diyeyim. Bu iş bu toplumun en büyük belâsıdır. Ekonomik insan olma belâsı, bu toplumun en büyük belâsıdır. Yâni bizim hep borçlanmadan yana olmamız, borçlanmaya karşı cesur olmamız, hepimizin sonunda ekonomik insan olmamız demektir. Ekonomik insan birilerinin hoşuna gidiyor, bu düzenin hoşuna gidiyor. Yahu niye sadece para düşünen biri olayım ben? Benim böyle sadece para düşünen ekonomik insan olmaya hakkım yoktur. Niye ekonominin egemenliği altında bir hayat süreyim ben? Benim sahibim, beni yaratan, benden böyle bir hayat istemiyor. Benim hayatımda böyle paradan puldan başka düşünecek hiç bir şeyim yok mu yâni? Yok şunu alacağım, yok bunu alacağım, yok şu taksitti, yok bu ödemeydi! Hedef böyle para olunca da elbette birileri, birilerine haksızlık edecek, birileri birilerine zulmedecektir. Hani Şuayb (a.s) 'ın kavmi için: "... İnsanların mallarını, eşyalarını eksiltmeyin!" (A’râf: 85) Diyor Rabbimiz. İnsanların eşyaları nasıl eksiltilir? Enflasyon yoluyla bazen görünmeyen bir el insanların cebine uzanır ve bakarsınız ki bir anda adamın cebindeki eksilmiştir. Evet enflasyonla, çaktırmadan, böyle insanların ceplerindekiler eksiltilir. Allah, yapmayın bunu diyor. Böyle yollarla insanların mallarını eksiltmeyi haram kılıyor. Veya reklâm yollarıyla, zorla insanlara mal satmak da onların mallarını bâtıl yolla yemek demektir. Adam; “sigarayı bırak, halı al” diyor. Veya; “yatağınızı değiştirin” diyor. Sana ne benim yatağımdan be adam? Eski de olsa beş yıl daha idare ederim onunla. Biz sizi düşünüyoruz diyorlar. Beni düşünmüyor adam aslında da kendi cebini düşünüyor. Beni düşünüyorsan bırak, el atma cebime! Sana ne benim yatağımdan, yorganımdan? İşte böyle reklâm yoluyla aslında ihtiyaç olmadığı halde, efendim her evin mübrem ihtiyacıdır, herkes almalıdır. Her kola bir saat, her duvara bir saat, her masaya, her eve bir sa-at, her eve bir araba, her koltuğa bir insan, herkese bir konu, herkese bir koleksiyon, her kola bir nişane, her sokağa, her caddeye, her mutfağa, her yatak odasına, diyerek insanların malları haksızlıkla yenile-bilir, bundan da sakınmalıyız. Efendim her yakaya lâzım, her geline, her damada lâzım, her parmağa lâzım. Düşünün Türkiye’de altmış beş milyon insanın parmağındakiler bir anda sermayeye dönüşüverse, eminim ki pek çok fakirin hayatını kurtaracaktır. Meselâ talebe kesiminin veya okur yazar çizer kesiminin bir kere bile okumadan alıp kütüphanelerine attığı kitapları bir düşünün. Bunları bir anda sermayeye dönüştürüverseniz kaç fakirin geçimidir. Kaç fakirin, kaç yıllık geçimi değil mi? Ya da çay bahçelerinden çay tarlalarından, çay fabrikalarından, çay demleme zamanlarından, demlenme zamanlarına, çay bardaklarını yıkama za-manlarına kadar heba en mensura gömülen zamanları, emekleri bir düşünün. Bunlar lâzımdır, olmalıdır, yapılmalıdır diyerek insanların malları haksız yere yenebilmektedir. Özellikle borçlanmayı bırakın! Paranız varsa alın, yoksa kesinlikle borçlanmamaya dikkat edin. Bakın, bir gün Peygamber Efendimizi, birinin cenazesine çağırmışlar: "Allah Rasûlü borçlunun namazını kıldırmamış ve arkadaşınızın namazını kılınız! Çünkü onun üzerinde borç vardır." Buyurmuşlardır. Peki hiç mi borçlanmayacağız? Hayır bir defasında Allah’ın Rasûlü, ailesini doyurabilmek için yanındaki zırhını rehin bırakarak, bir yahudiden ekmeklik un almış yâni borçlanmıştır. Evet biz de böyle bir durumdaysak, yâni ailemizi doyuramamışsak tamam, biz de birilerinden borç alabiliriz. Yâni eğer gerek kendimi, gerek ailemizi doyuramayacak kadar bir sıkıntı içindeysek, o zaman yanımızdaki zırhımızı emanet vermek şartıyla birilerinden biz de borç alabiliriz. Yanımızdaki zırhımızı emanet vermek kayd u şartıyla ama. Peki Allah için söyleyin, bugün borçlananlar bunun için mi borçlanıyorlar? Çoluk çocuğu aç kalmış, açıkta kalmış ve böyle bir hayati tehlike var da onun için mi borçlanıyorlar? Hem de üstelik böyle hayati bir durumda, ancak arpa ekmeği alabilecek kadar borçlanabiliriz. Şimdi şu bizim yediğimiz ekmekler, kepeği alınmış ekmek değil, katıktır bunlar. Ekmek yerine pasta yiyoruz yâni. Yâni şu mevcut borçlanmaların İslâmî olmadığını biliyoruz. Ama gerçekten adamın başka çaresi kalmamışsa, namusunu kurtarabilmek için meselâ evlenmek zorunda kalmışsa veya hanımını, çoluk çocuğunu geçindiremeyecek bir durumdaysa tamam, o zaman borç alabilir. Ama bu durumlarda bile asgari bir düzey vardır tabi. Öyleyse kesinlikle borçlanmadan uzak duracağız. Paramız varsa, paramız kadar iş yapmalıyız. Öbür türlüsü zaten şirkin empo-zesidir. Yâni kapitalist ekonominin zorlatmasıdır. Çünkü kapitalist sistemde paranın mevcuttan fazlasının harcanması söz konusudur. Öyle istiyor sistem. Yarın kazanacağını bugünden harcama imkânı sağlıyor sana. Ne oluyor o zaman? Kişi yarın kazanacağını bugünden harcamaya başladı mı o zaman ister istemez borçlanacaktır. Yarın nasıl olsa kazanacağım diyor adam ve hiç çekinmeden borçlanıyor. Bu kesinlikle İslâmî olmayan bir anlayıştır. Hakimleri kandırarak, yanlış beyanlarda bulunarak veya onlara rüşvet vererek başkalarının mallarına sahip olmaya çalışmayın. Alacaklısının elinde aldığı borcunu ispat edecek bir delili olmadığı için borcunu inkâr eden kişi, haksız bir konumda olduğu sürece hakimin vereceği karar hiç bir şey değiştirmez. Yâni zahire bakarak hüküm verecek olan hükmedenin vereceği karar, kesinlikle o malı berikine helâl kılmaz. Allah’ın Rasûlü böyle kimseleri şöyle uyarır: "Herşeyin ötesinde ben de bir insanım. Benim önüme sunulan bir dâvâda, karşısındakinden daha iyi konuşanın lehine hüküm verebilirim. Fakat bilin ki ben, onun lehine hüküm vermiş olsam bile bu şekilde bir şeyler kazanan kişi aslında kendisine cehennemden bir yer kazanmaktadır." Ancak haklı olduğu halde hakkını alamayan kişinin, bu hakkını alıverecek olana verdiği para, alan açısından rüşvettir; ama veren açısından rüşvet değildir. Ama haksız olduğu halde verilen para hem veren açısından hem de alan açısından rüşvettir ve rüşvetçinin sonu da ateştir.