Bakara Suresine Dön

Bakaraالبقرة

188. Ayet

188Bakara Suresi

وَلَا تَأْكُلُٓوا اَمْوَالَكُمْ بَيْنَكُمْ بِالْبَاطِلِ وَتُدْلُوا بِهَٓا اِلَى الْحُكَّامِ لِتَأْكُلُوا فَر۪يقًا مِنْ اَمْوَالِ النَّاسِ بِالْاِثْمِ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ۟

Kendi aranızda birbirinizin malını (İslam’ın yasakladığı rüşvet, faiz, gasp, aldatma gibi) batıl yollarla yemeyin. (Yanlış olduğunu) bile bile, yöneticilere rüşvet vererek insanlara ait olan mallardan bir kısmını günah ile yemeyin.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

188:"Mallarınızı aranızda bâtıl yollarla yemeyi­niz, in­sanların mallarından bir kısmını bile bile günah ile ye­mek için o malları hakimlere rüşvet olarak verme­yin." Mallarınızı aranızda haram yollarla yemeyiniz. Haram yollar bel­lidir. Fâizinden rüşvetine, hırsızlığından aldatmacasına, borç alıp vermemekten borcunu tehire, ondan ihanete vermeye almaya dikkat etmemeye varıncaya kadar, haram yollarla birbirinizin malla­rını ye­meyin. Adamın borcu var, ödemiyor. Kesinlikle borçlanmadan uzak du­ralım. Özellikle ve ısrarla bunu diyeyim. Bu iş bu toplumun en bü­yük belâsıdır. Ekonomik insan olma belâsı, bu toplumun en bü­yük belâsıdır. Yâni bizim hep borçlanmadan yana olmamız, borç­lanmaya karşı cesur olmamız, hepimizin sonunda ekonomik insan olmamız demektir. Ekonomik insan birilerinin hoşuna gidiyor, bu düzenin ho­şuna gidiyor. Yahu niye sadece para düşünen biri ola­yım ben? Benim böyle sadece para düşünen ekonomik insan ol­maya hakkım yoktur. Niye ekonominin egemenliği altında bir ha­yat süreyim ben? Benim sahibim, beni yaratan, benden böyle bir hayat istemiyor. Benim haya­tımda böyle paradan puldan başka düşünecek hiç bir şeyim yok mu yâni? Yok şunu alacağım, yok bunu alacağım, yok şu taksitti, yok bu ödemeydi! Hedef böyle para olunca da elbette birileri, birilerine hak­sızlık edecek, birileri bi­rilerine zulmedecektir. Hani Şuayb (a.s) 'ın kavmi için: "... İnsanların mallarını, eşyalarını eksiltmeyin!" (A’râf: 85) Diyor Rabbimiz. İnsanların eşyaları nasıl eksiltilir? Enflas­yon yoluyla bazen görünmeyen bir el insanların cebine uzanır ve bakarsı­nız ki bir anda adamın cebindeki eksilmiştir. Evet enflasyonla, çaktır­madan, böyle insanların ceplerindekiler eksiltilir. Allah, yapmayın bunu diyor. Böyle yollarla insanların mallarını eksiltmeyi haram kılıyor. Veya reklâm yollarıyla, zorla insanlara mal satmak da onla­rın mallarını bâtıl yolla yemek demektir. Adam; “sigarayı bırak, halı al” di­yor. Veya; “yatağınızı değiştirin” diyor. Sana ne benim yata­ğımdan be adam? Eski de olsa beş yıl daha idare ederim onunla. Biz sizi düşü­nüyoruz diyorlar. Beni düşünmüyor adam aslında da kendi cebini dü­şünüyor. Beni düşünüyorsan bırak, el atma cebime! Sana ne benim yatağımdan, yorganımdan? İşte böyle reklâm yoluyla aslında ihtiyaç olmadığı halde, efendim her evin mübrem ihtiyacı­dır, herkes almalı­dır. Her kola bir saat, her duvara bir saat, her masaya, her eve bir sa-at, her eve bir araba, her koltuğa bir insan, herkese bir konu, her­kese bir koleksiyon, her kola bir nişane, her sokağa, her caddeye, her mutfağa, her yatak odasına, diyerek in­sanların malları haksızlıkla ye­nile-bilir, bundan da sakınmalıyız. Efendim her yakaya lâzım, her geline, her damada lâzım, her parmağa lâzım. Düşünün Türkiye’de altmış beş milyon insanın par­mağındakiler bir anda sermayeye dönüşüverse, eminim ki pek çok fa­kirin hayatını kurtaracaktır. Meselâ talebe kesiminin veya okur yazar çizer kesiminin bir kere bile okumadan alıp kütüpha­nelerine attığı ki­tapları bir düşünün. Bunları bir anda sermayeye dönüştürüverseniz kaç fakirin geçimidir. Kaç fakirin, kaç yıllık ge­çimi değil mi? Ya da çay bahçelerinden çay tarlalarından, çay fab­rikalarından, çay demleme zamanlarından, demlenme zamanla­rına, çay bardaklarını yıkama za-manlarına kadar heba en mensu­ra gömülen zamanları, emekleri bir düşünün. Bunlar lâzımdır, olmalıdır, yapılmalıdır diyerek insanların mal­ları haksız yere yenebilmektedir. Özellikle borçlanmayı bırakın! Paranız varsa alın, yoksa ke­sin­likle borçlanmamaya dikkat edin. Bakın, bir gün Peygamber Efendi­mizi, birinin cenazesine çağırmışlar: "Allah Rasûlü borçlunun namazını kıldırmamış ve arkadaşınızın namazını kılınız! Çünkü onun üzerinde borç vardır." Buyurmuşlardır. Peki hiç mi borçlanmayacağız? Hayır bir defasında Allah’ın Rasûlü, ailesini doyurabilmek için yanındaki zırhını rehin bırakarak, bir yahudiden ekmeklik un almış yâni borçlanmıştır. Evet biz de böyle bir durumdaysak, yâni ailemizi doyuramamışsak tamam, biz de birile­rinden borç alabiliriz. Yâni eğer gerek kendimi, gerek ailemizi doyu­ramayacak kadar bir sıkıntı içindeysek, o zaman yanı­mızdaki zırhı­mızı emanet vermek şartıyla birilerinden biz de borç alabili­riz. Yanı­mızdaki zırhımızı emanet vermek kayd u şartıyla ama. Peki Allah için söyleyin, bugün borçlananlar bunun için mi borçla­nıyorlar? Çoluk ço­cuğu aç kalmış, açıkta kalmış ve böyle bir hayati tehlike var da onun için mi borçlanıyorlar? Hem de üstelik böyle hayati bir durumda, ancak arpa ek­meği alabilecek kadar borçlanabiliriz. Şimdi şu bizim yediğimiz ekmekler, kepeği alınmış ekmek değil, katıktır bunlar. Ekmek ye­rine pasta yiyo­ruz yâni. Yâni şu mevcut borçlanmaların İslâmî ol­madığını biliyoruz. Ama gerçekten adamın başka çaresi kalma­mışsa, namusunu kurta­rabilmek için meselâ evlenmek zorunda kalmışsa veya hanımını, ço­luk çocuğunu geçindiremeyecek bir durumdaysa tamam, o zaman borç alabilir. Ama bu durumlarda bile asgari bir düzey vardır tabi. Öyleyse kesinlikle borçlanmadan uzak duracağız. Paramız varsa, paramız kadar iş yapmalıyız. Öbür türlüsü zaten şirkin em­po-zesidir. Yâni kapitalist ekonominin zorlatmasıdır. Çünkü kapita­list sistemde paranın mevcuttan fazlasının harcanması söz konu­sudur. Öyle istiyor sistem. Yarın kazanacağını bugünden harcama imkânı sağlıyor sana. Ne oluyor o zaman? Kişi yarın kazanacağını bugünden harcamaya başladı mı o zaman ister istemez borçlana­caktır. Yarın nasıl olsa kazanacağım diyor adam ve hiç çekinme­den borçlanıyor. Bu kesinlikle İslâmî olmayan bir anlayıştır. Hakimleri kandırarak, yanlış beyanlarda bulunarak veya on­lara rüşvet vererek başkalarının mallarına sahip olmaya çalış­mayın. Ala­caklısının elinde aldığı borcunu ispat edecek bir delili olmadığı için borcunu inkâr eden kişi, haksız bir konumda ol­duğu sürece hakimin vereceği karar hiç bir şey değiştirmez. Yâni zahire bakarak hüküm ve­recek olan hükmedenin vereceği karar, kesinlikle o malı berikine helâl kılmaz. Allah’ın Rasûlü böyle kim­seleri şöyle uyarır: "Herşeyin ötesinde ben de bir insanım. Benim önüme sunulan bir dâvâda, karşısındakinden daha iyi ko­nuşanın lehine hüküm verebilirim. Fakat bilin ki ben, onun lehine hüküm vermiş olsam bile bu şekilde bir şeyler kazanan kişi aslında kendisine cehennemden bir yer ka­zanmaktadır." Ancak haklı olduğu halde hakkını alamayan kişinin, bu hak­kını alıverecek olana verdiği para, alan açısından rüşvettir; ama veren açısından rüşvet değildir. Ama haksız olduğu halde ve­rilen para hem veren açısından hem de alan açısından rüşvettir ve rüşvetçinin sonu da ateştir.