190:"Sizinle harp edenlerle Allah yolunda savaşın. Ama ileri gitmeyin. Çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez." Bu âyetler Medine’de geliyordu. Mekke’de Allah’ın Rasûlü ve beraberindeki müslümanlar her türlü zulme ve işkencelere maruz kaldıkları halde Rabbimiz cihada izin vermiyordu. Sadece onlara: "Ellerinizi çekiniz, namazı kılınız ve zekâtı veriniz!" deniyordu. Mekke’de savaşa izin verilmeyişinin sebeplerinden, hikmetlerinden birkaçını anlayabildiğimiz kadarıyla şöyle ifade etmiş olalım: 1- Mekke’de müslümanlar, ilerde omuzlarına yüklenecek olan İslâm davasının sorumluluklarını taşıyabilecek duruma gelebilmeleri için bir deneyimden geçiriliyorlardı. Bunun için büyük kumandanın emrine itaat ve onun kararlarına boyun eğmeyi öğrenmeleri ve bu konuda ciddiyet kazanmaları gerekiyordu. Yâni itaat ve sabrı öğrenmeleri gerekiyordu. Bakıyoruz, aleyhlerine işleyen en büyük zulüm ve işkenceler altında bunalan yiğit müslümanlar, her şeye rağmen sabrediyorlar, sinirlerine hakim oluyorlar, soğukkanlılıklarını muhafaza ediyorlar ve büyük kumandanın işaretini bekliyorlardı. Bu büyük kumanda makamından kendilerine gelen emir ise "Ellerinizi tutun" şeklindeydi. 2- Mekke’de müslümanların içinde kâfirlerden gelecek her harekete bire iki karşılık verebilecek yiğitler vardı aslında. Fakat müs-lümanların bu şekilde eziyetlere tahammül edip hiçbir zaman karşılık vermemeleri, el kaldıranlara el kaldırmamaları, mazlum konumunda olmaları cahiliye mensuplarının İslâm’a karşı sempatilerini artırabilirdi. Nitekim öyle de olmuş, müslümanlara yapılan bu boykot ve zulümler karşısında cahiliyenin bu çirkin yüzünü gören birçok kişi İslâm’a girmiştir. 3- Mekke İslâm’ın ilk tebliğ ortamıydı. Ve o günlerde henüz davet tam anlamıyla Mekke toplumuna ulaştırılamamıştı. Yâni insan-lar açık ve net bir biçimde İslâm’la tanışma fırsatı bulamamıştı. Bu durumda verilecek bir savaş emri tebliğ ortamını yok edebilirdi. Zira kav-ga ortamında tebliğ biter. İnsanlar henüz İslâm’la tanışamadan ona düşman kesilebilirlerdi. İnsanlar henüz tanışmadıkları dine karşı düşman kesilip onu baştan reddetmeye kalkışabilirlerdi. 4- Bir de Mekke’de henüz net bir biçimde saflar ayrılmamıştı. Hemen hemen her evde ailenin birkaçı müslüman, ama birkaçı da müşrikti. Bu durumda verilecek bir savaş emri her evin kanlı bir savaş alanına çevrilmesi anlamına gelecekti. İşte bu ve bunun gibi bizim bilemeyip de Rabbimizin bildiği pek çok hikmetler yüzünden Mekke’de savaş işi yoktu. Müslümanlar Medine’ye hicret edip, orada müstakil bir devlet kurduktan sonra Rabbimiz bu âyetiyle ilk defa onlara savaş izni gönderiyordu. "Allah yolunda savaşın!" İslâm’ın savaşı, Allah yolunda ve Allah için bir savaştır. İslâm dini, tüm insanlığı eşyaya ve kullara kulluktan kurtarıp sadece Allah’a kulluğa ulaştırmak için kulların Rabbi tarafından gönderilmiş bir dindir. Binaenaleyh Allah bu evrensel davetin müslümanlar tarafından tüm insanlığa ulaştırılmasını tebliğ edilmesini istemektedir. İşte Allah’ın emri ile müslümanlar bu âlemşumül davayı insanlığa ulaştırırken, bu davanın tebliğinin karşısına çıkan tüm sultaların, tüm engellerin yıkılması şarttır. Zira bunu, bu dinin sahibi istemektedir ki; bu davet, tüm insanlığa ulaşmalıdır. Ancak bu davet kendisine ulaşan kişi, bunu kabul edip etmemekte serbesttir. Bu daveti kabul etmeyen insanla hemen savaşılıp öldürülmez. Ancak bu daveti kabul etmeyen hiç kimsenin de bunun önünü tıkama hakkı yoktur. İşte kim, İslâm davetinin önüne engeller koymaya çalışır, bu mesajın Allah’ın kullarına ulaşmasını engeller veya kendi gönlüyle bu mesajı kabul etmiş mü'minleri eziyet ve fitnelerle yolundan çevirmeye çalışırsa, onunla savaşmak da mü'minler üzerine vacip olur. Müslümanların bu mesajı insanlara tebliğ ederlerken önlerine dikilen ve inanç hürriyetini tehdit eden bütün kuvvetleri yerle bir edip devirmeleri, üzerlerine vaciptir. İşte İslâm’ın savaşının mânâsı budur. İslâm’ın savaşı yeryüzünde sulta kurmak için değil, şan şeref sahibi olmak için değil, ganîmet ve kazanç elde etmek için, sömürge için, hammadde kaynakları, açık pazarlar, petrol yatakları elde etmek için değil veya kendi ırklarını başka ırklara üstün kılmak için değil. Yeryüzünde Allah kelâmını yüceltmek, yeryüzünde Allah’ın hâkimiyetini kurmak, yeryüzünde Allah’ın kulları üzerindeki zâlimlerin egemenliklerini kırıp, insanları hür iradeleriyle Allah’a kulluk yapabilecekleri bir ortama ulaştırabilmek içindir. Hal böyleyken kimi İslâm düşmanları bu tür emirlere bakarak, İslâm’ın saldırgan ve kan dökücü bir din olduğunu etrafa yayarak insanlar üzerinde kendi egemenliklerini sürdürmek istemektedirler. Kimileri de tamamen bu sözlerin aksine, İslâm’ın savaşa cevaz vermediğini, ancak müdafa halinde cihadın meşru kılındığını söyleyerek müslümanları uyutup, ellerindeki silahları alarak, böylece onlar üzerindeki egemenliklerini sürdürme çabasına girmektedirler. Kur’-an’daki bütün cihad emirlerinin ancak müdafa savaşına mahsus olduğunu, müslümanlıkta kesinlikle taarruzun caiz olamadığını söyleyerek, yurtta sulh cihanda sulh teraneleriyle müslümanları uyutmak istemektedirler. Her iki grubun da niyetleri aynıdır. İki taraf da müslümanların silahlarını bırakıp kendilerine kul köle olmalarını emretmektedirler. Hattâ bu ve benzeri âyetlerin mensuh olduğunu bile iddia eden kimi âlim geçinen zâlimler de bu müstekbirlerin işini kolaylaştırmaktadırlar. Hayır! Bunların tamamı yutturmacadan ibarettir. İslâm hiçbir zaman müdafa dini değildir. İslâm yeryüzünde fitne kalmayıncaya kadar ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar müslümanlara silahı bırakmamaları gerektiğini emreden bir dindir. Evet, bakın Medine’de bu konuda ilk gelen âyet şöyle diyor: "Size harp açanlarla siz de Allah yolunda harp ediniz!" Size savaş ilan edenlerle. Müslümanlara savaş açmak de-mek; sadece silahlarla savaş açmak demek değildir. İnsanların İslâ-m’a girmelerini engellemek, insanlara İslâm’ı duyurmamak, İnsanlara İslâm eğitimini yasaklamak, her türlü şeytani yolları yaygınlaştırarak insanlarla İslâm’ın arasına barikatlar koymak, insanların cehennem yollarını kolaylaştırıp, cennet yollarına barikatlar koymak, müslüman-ları eziyet ve işkencelerle dinlerinden döndürmeye çalışmak. Bunların her biri müslümanlara ve İslâm’a savaş açmak demektir. İşte böyle İslâm’a savaş açanlarla siz de savaşın. Sizinle savaşanların belini kırıp işini bitirin! Ama: "Haddi aşmayın! Şüphesiz Allah aşırı gidenleri sevmez." Yâni savaş esnasında aşırı gidip yapılmaması gereken şeyleri yapmayın. Savaşta düşmanın organlarını kesmek gibi, kadınları, yaşlıları, çocukları öldürmek gibi, savaşa katılmayan kimseleri öldürmek, tarlaları, ağaçları tahrip etmek, ekinleri yakmak gibi veya harp ilanı yapmadan ansızın düşmânâ saldırmak gibi aşırılıklar yapmayın! Dikkat ediyor musunuz, savaş anında bile Allah bunları yasaklamaktadır. Buhârî ve Müslim’de İbni Ömer’in şöyle dediği rivâyet edilir: Peygamber (a.s) 'ın savaşlarından birinde savaş alanında öldürülmüş bir kadın bulundu. Allah’ın Rasûlü buna çok içerledi ve "kadınları öldürmeyin!" buyurdu. Evet, savaş esnasında bile bu tür aşırılıklar yasaktır. İnsanlığın ve tüm kâinatın sahibinin yasası böyledir. Bu yasayı koyan mülkün sahibi olan Allah’tır ve kul olarak kimsenin buna karşı çıkma imkânı yoktur.