191:"Onları nerede bulursanız öldürün! Ve sizi onların çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın! Çünkü fitne katilden beterdir. Onlar sizinle Mescid-i Haram yanında harp etmedikçe siz de onlarla harp etmeyin. Eğer onlar harp ederlerse siz de onlarla harp edin. İşte kâfirlerin cezası böyledir." Gerçekten Rasûl-i Ekrem (a.s) 'ın ve beraberindeki bir avuç müslümanın on üç yıllık Mekke dönemini zindana çeviren, onlara etmediğini bırakmayan ve nihâyet on üçüncü yılın sonunda vatanlarını terk etmeye zorlayan bu kâfirlere karşı ne yapılacağını anlatan bir âyet. Öz vatanlarını terk etmiş, Medine gibi bir yurda kavuşmuş Müslümanlar, yavaş yavaş savaşla karşı karşıya kaldılar. Ama müslü-manların bu savaş emriyle karşı karşıya kalmaları pek de kolay olmadı. Gerçi bu müslümanlar savaş istiyorlardı. Ama tam rahat bir nefes alabilme imkânına kavuştukları bir anda birdenbire böyle bir savaş emri verilince de şöyle bir durakladılar. Fakat durumları ne olursa olsun, müslümanlar üzerine sürekli hücumlarını sürdüren, Allah’ın otoritesini ve müslümanların yeryüzünde varlığını hazmedemeyen bu kâfirlerle de mutlaka savaşılması gerekiyordu. Savaş kaçınılmazdı. Bazen bu savaş plan ve programları, kâfirlerin de kutsal kabul ettikleri bazı gün ve gecelere de rastlıyordu. Yahut onlar kendileri dururken müslümanların kendilerine taarruzlarına pek iyi gözle bakmı-yorlar ve aleyhte yaptıkları propagandalarla müslümanların savaşçı bir özelliğe sahip olduklarını, savaşın dışında bir şey düşünmediklerini, fırsat bulurlarsa kendilerinin hepsinin hakkından gelip, tamamını keseceklerini söyleyerek yaygara koparıyorlardı. Allahu Teâlâ bunların yaygaralarına bakmayın! Hiç kulak asmayın! Onlar ne yaparlarsa yapsınlar, ne derlerse desinler siz onları dinlemeyin! Ve onları nerede bulursanız öldürün! Ve onların sizi yurdunuzdan çıkardıkları gibi siz de onları yurtlarından çıkarın ve dünyayı onlara zindan edin! Buyurdu. E bu, bu kadar sertleşmek birden bire neden oldu? Çünkü: "Çünkü fitne katilden beterdir." Çünkü bu adamlar yeryüzünde egemenliklerini devam ettirdikleri sürece, yeryüzünde "Rabbim Allah!" demeye dahi kimseye müsaade etmeyecekler. Suçları sadece Rabbim Allah! demek olan, bunun dışında hiçbir günahı olmayan insanlara hayat hakkı tanımayan bu adamlara karşı çok net bir tavırla müslümanlara, onlara hayır tanıma-malarını, aman vermemelerini ve buldukları yerde onları öldürmelerini ve fırsat buldukları zaman da Mekke’yi fethedip onları oradan sürmelerini emrediyor Rabbimiz. Fitne nedir öyleyse? Biraz önce dediğimize bir tanım getirecek olursak fitne, yeryüzünde İslâm’ın duyurulmasına, İslâm’ın tebliğine engel olan bir tavırdır. Yeryüzünde, Allah’ın arzında, Allah’ın mülkün-de, Allah’ın kullarına, Allah’ın dinini çok rahat bir şekilde götürülmeli-dir. Hal böyleyken Allah’ın mülkünde Allah’a hayat hakkı tanımayan, Allah’ın dininin Allah’ın kullarına götürülmesine engel olan tüm tavırlar fitnedir. Dünya üzerindeki bugünün tüm kâfirleri gerek bilgi planında, gerek kültür planında, gerek ekonomik ve siyasal planda İslâm’ın, Kur’an’ın ve Peygamberin gündeme gelmemesi için en son güçlerine varıncaya kadar engel olmaya çalışıyorlarsa işte bu en büyük fitnedir. Bunlara karşı müslümanların güç ve kuvvete sahip oldukları bir savaş başlatıp, onların boyunlarını kırmak zorundadırlar ki; müs-lümanlar güç ve kuvvete sahip olmadıkları sürece zaten onlar müs-lümanların boyunlarını kırıyorlar, eziyorlar ve müslümanlara hayat hakkı tanımıyorlar. Müslümanlara hakim oldukları zaman savaş hakkında iyi kötü hiç bir şey söylemezler. Hattâ savaş gereklidir derler, savaşın kutsallığından ve kaçınılmazlığından bahsederler. Kâfirlerin müslümanlar üzerindeki hâkimiyetleri devam ettiği sürece savaşın çok iyi bir yol olduğu propogandasını yayarlar ama bir gün devran dö-ner, müslümanlara karşı tavırlarında gevşeme olur, kendilerinin yavaş yavaş çöküşleri başlar ve müslümanların onlara hücuma geçtiklerini gördükleri zaman da çığırtkanlık yapmaya başlarlar. Efendim! Müslümanlar adam öldürüyorlar! Müslümanlar can alıyorlar! Müslümanlar teröristtirler! Müslümanlar hayata karşıdırlar! Müslümanlar şöyle, müslümanlar böyle! Başlıyorlar yaygara yapmaya. Meselâ şu anda dünya üzerinde elli yıldır yüz üzerinden yüz kere katillik yapan Amerika, bugün dünyada barış havarisi ama buna karşılık mazlum Filistin halkı teröristtir. Bunun sebebi işte aynen buradaki anlayıştır. Yıllardır yurtlarından çıkarılmış, ezilmiş, hor görülmüş, nerede bulunurlarsa öldürülmüş bu müslümanlar, birdenbire yavaş yavaş biz de bizi öldürenleri öldürürüz! Demeye başlayınca bu müslümanlar yeryüzünün en terörist, en bedbaht, en şaki en kötü insanları haline getirilivermiştir. Halbuki şu anda yeryüzündeki en büyük kıtal hadiselerinin baş sorumlusu olan Amerika, ama yeryüzünde barışın, insanlığın, özgürlüğün, adâletin havarisi kesilen yine Amerika. Biraz daha ileri gidip, müslümanlar biraz daha güçlenip dünyanın her tarafındaki kâfirleri sıkıştırmaya başladıkları an artık kâfirler başlayacaklar yaygaraya. Bu müslümanlar şöyledir, bu müslümanlar böyledir, haddi zatında İslâm savaş dinidir, savaştan başka bir şey bilmez bunlar gibi sözlerle müslümanları mahkum ederek daha kötü bir konuma sokmaya çalışacaklardır. Ama bilin ki müslümanlar haram aylarda da öldürseler, Kâbe’-nin avlusunda da öldürseler, yahut dünyanın herhangi bir bölgesinde kâfirler kendilerine saldırmadan bu müslümanlar onlara hücum ederek onları öldürseler de bu konuda müslümanlar yerden göğe kadar haklıdırlar. Çünkü kâfirlerin yeryüzünde, Allah’ın mülkünde, Allah’ın arzında İslâm’ın yayılmasına, Allah’ın arzında Allah’ın dininin duyurulmasına, İslâm’ın yayılmasına, Allah mülkünde Allah dininin gündeme gelmesine engel olmaları kıtalden daha beterdir, savaştan çok daha kötü bir şeydir diyor Rabbimiz. Bu yüzden hiçbir zaman müslümanlar bu konuda komplekse kapılmamalıdır. Efendim İslâm savaş dini değilmiş, barış diniymiş, esasında müslümanlar savaş filan yapmamışlar da işte kendilerine savaş açanlara karşı müdafa savaşı yapmıştırlar gibi komplekslere girip de İslâm’ı olduğundan farklı görmelerine, göstermelerine gerek yoktur. Allah’ın Rasulü Medine’de kendisine savaş emri verildiği andan itibaren giydiği zırhını hayatının sonuna kadar bir daha üzerinden hiç çıkarmamıştır. Hattâ vefatı esnasında bile ordu hazırdır, Suriye taraflarına gidecektir ve ordunun kumandanı da Hz. Üsame’dir. Dikkat ediyor musunuz vefat ederken bile cihadı ihmal etmeyen böyle bir peygamberin, böyle bir dirilik yasasının, böyle bir canlılık dininin arkasından bugün kâfirlerin bizi pasifize etmek için zaten İslâm barış dinidir, savaş dini değildir gibi, bazen İslâm sulh taraftarıdır, siz neye savaş istiyorsunuz diyerek, bazen İslâm barbarlık dinidir, siz bundan vazgeçin! gibi şeytani yollarla bizi can evimizden vurma eylemlerine karşı bizler bu konudaki tavrımızı iyi gösterip, Rabbimiz bizden ne istiyorsa onunla ortaya çıkmak zorundayız. Ve bilelim ki İslâm’ın duyurulmasına engel olan her davranış katillikten daha beterdir, müslümanların çekinmeden bunu bertaraf etmek için öldürmeleri gerekmektedir. "Onlar sizinle Mescid-i Haram yanında harp etmedikçe siz de onlarla harp etmeyin. Eğer onlar harp ederlerse siz de onlarla harp edin." Mescid-i Haram’da öldürmek yoktur, çünkü Rabbimiz orasını emniyet mahalli kılmıştır. Rabbimiz, -daha önce âyeti görmüştük- Hz. İbrahim’in duasını kabul buyurarak bu beldeyi emniyetli bir belde kılmıştı. "Biz Kâbe’yi insanlar için sevap yeri ve her türlü düşman taarruzundan emin bir sığınak yapmıştık." (Bakara: 125) "Kim ona sığınırsa emniyettedir." (Âl-i İmrân: 97) Evet Mescid-i Haram bölgesinde savaşmak yasaktır. Allah’ın Rasûlü buyurur ki: "Bu belde Allah gökleri ve yeri yarattığı günden beri haram kılınmıştır. Kıyamete kadar da haram olarak kalacaktır. Doğrusu orada savaşmak benden önce hiç kimseye helâl olmadı. Ancak Allah sadece günün belli bir bölümünde orada öldürmeyi bana helâl kılmıştır. Fakat artık orası kıyamete kadar haramdır. Ağacı kesilmez, otu koparılmaz ve orada savaşmayanla da savaşılmaz. Kim orada savaş açılabilir, insanlar öldürülebilir derse ve bana verilen ruhsatı delil getirirse, ona Allah sadece Rasu-lullah’a savaş izni verdi sana bu izni vermedi deyin." (Buhârî ve Müslim) Ama Allah buyuruyor ki eğer öncelikle onlar savaşı başlatırlarsa o takdirde siz de onlarla savaşır ve öldürürsünüz onları. Yâni Mescid-i Haram’ın yanında onlar sizi öldürmeye başlamışlarsa efendim burada savaş haramdır diyerek onların sizi öldürmelerini beklemeyin hemen siz de onları öldürün diyor Rabbimiz. "İşte kâfirlerin cezası böyledir." Yâni küfrün ve kâfirliğin cezası ölümdür, öldürülmektir. Demek ki bu âyetten anlıyoruz ki küfür bir suçtur. Ve kayıtsız şartsız suçların en büyüğüdür. Bu büyük suçu işleyenlerle savaşmak caizdir.