193:"Fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla harp edin. Eğer harbe son verirlerse artık zâlimlerden başkasına düşmanlık yoktur." Yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın diyor Rabbimiz. Fitne konusunda bundan önceki âyette bir şeyler demeye çalışmıştım. Fitne, küfür ve şirk demektir. Yeryüzünde küfür ve şirkten eser kalmayıncaya kadar müslü-manların savaşı sürecektir öyleyse. Önceki âyette ne demişti Rabbimiz? Fitne, kıtalden beterdir buyurmuştu. Fitne, adam öldürmekten daha beterdir buyurmuştu. Çünkü öldürmenin acısı çabuk geçer; ama fitnenin tesiri çok uzun süre devam eder. Öldürmek insanı sadece dünyadan çıkarır, ama fitne ise insanı hem dinden hem dünyadan eder. İnsanı dininden, insanı vatanından çıkarmak gibi fitneler, belâ ve sıkıntılar, gerçekten öldürmekten çok daha beterdir. Ölümü temenni ettiren şeyler ölümden daha beter şeylerdir. Gözünün önünde hanımına kötülük edildiğini görmektense oracıkta bin defa ölmeyi tercih eder bir müslüman. Öyleyse yeryüzünde şirki, küfrü yaymaya çalışmak, Allah’ın dinini ve yasaların çiğnemek, mü'minleri zorla dinlerinden döndürüp onları kâfirleştirmek için programlar yapmak; onların öldürülmelerinden daha beter ve daha ağır bir suçtur. İslâm’a girmiş insanları dinlerinden döndürebilmek için çeşitli yollar, çeşitli işkenceler deniyorlardı Mekke müşrikleri. Bunun üzerine Allah buyuruyor ki; işte böyle fitnelerle mü'min-lerin dinlerinden dönmeye zorlanmaları, adam öldürmekten çok daha beterdir. Öyleyse ey müslümanlar, hiç çekinmeden siz de bunu yapanlarla savaşın! Ta ki bu tür işkenceler ve fitnelerin kökü kazınsın di-yordu Rabbimiz. Fitne şiddete başvurarak bir fikri, bir inancı ortadan kaldırma-ya çalışmak demektir. Kan dökmek çok kötü bir şey olmasına rağmen, insanları dinlerinden, inançlarından zorla vazgeçirip ezerek, bellerini ve gururlarını kırarak onları kendi inançlarını benimsemeye zorlamak bundan çok daha kötü bir şeydir. İşte böyle tartışıp anlaşmak yerine veya herkesin inancına saygı göstermek yerine vahşi gücü seçen insanlarla savaşmak, mü'minlerin yeryüzünde en büyük görevlerinden birisidir. Allah düşmanları, müslümanlara eziyet vermek veya müslü-manlardaki İslâmî ruhu öldürmek maksadıyla yeryüzünün her yerinde çeşitli tuzaklar kurmaya başlayınca, bütün bu fitneleri kaldırmak için tüm müslümanlar üzerine savaş vacip olacaktır. Kâfirlerin Allah’ı inkârları, Allah’a şirk koşmaları, insanları Allah yolundan alıkoymaları, İslâm eğitiminden mahrum bırakarak insanları Cehenneme doğru sevk etmeleri, gönlüyle ve kendi kıt kanaat imkânlarıyla bulduğu İslâm’dan onları küfre çevirmeye çalışmaları, ölümden daha beter bir suçtur. Fitne dine tecavüzdür, dinin tebliğini yasaklamak demektir. Dinsizlik öğretimini teşvik ederek din eğitimini, din hürriyetini yasaklamak demektir fitne. İşte yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın oluncaya kadar savaşın onlarla diyor âyet-i kerîme. Din, takip edilen yol demektir. Din, hayat tarzı demektir. Din, toplumun uymak zorunda olduğu kurallar, kanunlar manzumesi ve hayat tarzı demektir. Bu mânâda dinsiz bir toplum düşünülemez. Kanunsuz, kuralsız, sistemsiz bir toplum düşünülemez. Her toplumun mutlaka uymak zorunda olduğu bir dini, bir sistemi ve kanunları vardır. Ancak dinler, sistemler iki türlüdür. Allah tarafından belirlenmiş hak dinler, hakka dayanan sistemler, bir de insanlar tarafından geliştirilmiş, ortaya atılmış bâtıl dinler, bâtıl sistemler. Bu mânâda komünizm bir dindir, Kapitalizm bir dindir, demokrasi de bir dindir. Çünkü bunlar da toplumun uyması gereken sistemler, kanunlar manzumesidir. Ve tarih boyunca gelen tüm peygamberler, insanlar tarafından ortaya atılmış bu bâtıl dinlerle, bu bâtıl sistemlerle mücâdele ederek onları kaldırıp, yerine Allah’ın sistemini ikâme etmeye ve böylece Allah’ın kullarını, kulların sistemlerine ve dinlerine uyarak onlara kulluk etmekten kurtarıp yalnız Allah’ın dinine, Allah’ın sistemine kul olmaya çağırmışlardır. Değilse bu yüce din yeryüzünün her bir bölgesinde hüküm ferman olan devlet ve hükümetler için itaatli kullar ve köleler yetiştirip hazırlamak için gelmemiştir. Barış ve itaatten yana uysal vatandaşlar hazırlayacağına dair tüm yeryüzü tâğutlarına söz veren bir din değildir İslâm dini. İslâm dininin görevi sadece itikadî ve ahlâkî bazı kurallara göre insanları yetiştirip, yetiştirdiği bu insanları da içinde bulundukları sistemlere satan bir din değildir ki tüm bu bâtıl dinler, bâtıl sitemler kendilerine uyum sağlayan uysal müslümanlar bulsunlar karşılarında. Eğer Mekke’de yaşayan bu müslümanlar, içinde bulundukları düzene teslim olup, iyi bir vatandaş olmayı tercih etselerdi, vatanlarını terk etmek şöyle dursun burunları bile kanamazdı. Hz. Mûsâ, Firavun’un dinine ve sistemine karşı Allah’ın diniyle kıyam etmeseydi, kılına bile dokunulmazdı. Hz. İbrahim, Nemrutun sistemine rıza gösterseydi, başına gelenlerin hiç birisi gelmeyecekti. Kimileri din deyince sadece ibâdete yönelik birtakım kurallar manzumesi anlarlar. Halbuki din, fert ve toplum hayatının tümünü düzenleyen bir sistemdir. Eskiler, İslâm biraz daha güzel anlaşılsın diye onu ibâdet ve muamelat diye ikiye ayırmışlar. A: Dinin, insanların Allah’la ilgili münâsebetlerini düzenleyen bölümüne ibâdet, B: İnsanların insanlarla ilişkilerini düzenleyen almak, satmak, evlenmek, boşanmak, borçlanmak, gibi bölümüne de muamelat demişler. Tarih boyunca ibâdet dediğimiz Allah’la kul arasındaki ilişkileri düzenleyen prensipler de Allah’ın kitabından, muamelat dediğimiz kulun kullarla ilgili ilişkilerini düzenleyen prensipler de Allah’ın kitabından alındığı için müslümanların hayatında tevhid vardı. Ama gün geldi ki ibâdet denen kulun Allah’la ilgili münâsebetlerini düzenleyen prensipler Allah’ın kitabından; ama kulun kullarla ilgili muamelelerini içeren prensipler parlamentodan alınmaya başlayınca müslümanların hayatında şirk başlamıştır. İşte, Allah buyurur ki; hayatın tümünde din yalnız Allah’ın oluncaya ve yeryüzünde Allah’ın kullarının Allah’ın dinine ulaşmalarını engelleyen, din eğitimini engelleyen, Allah’ın dinini tercih etmiş kişileri dinlerinden döndürebilmek için yapılan tüm fitneler, tüm barikatlar ve tüm engeller kalkıncaya kadar savaşın. İslâm’ın savaşı, bunlar yeryüzünde gerçekleşene dek sürecektir. "Şâyet onlar buna son verirlerse, artık zâlimlerden başkasına düşmanlık yoktur." Dinin önünde engel olmaktan, İslâm’ın tebliğine engel olmaktan, İslâm’ın önüne barikatlar koymaktan, insanların din ve vicdan özgürlüklerini kısıtlamaktan ve dindarları dinlerinden döndürmek için onlara zulmetmekten vazgeçerler, Allah’ın otoritesini ve müslümanların varlığını kabul ederlerse, artık zâlimler müstesna, onlara düşmanlık beslemeyin diyor Rabbimiz.