Bakara Suresine Dön

Bakaraالبقرة

193. Ayet

193Bakara Suresi

وَقَاتِلُوهُمْ حَتّٰى لَا تَكُونَ فِتْنَةٌ وَيَكُونَ الدّ۪ينُ لِلّٰهِۜ فَاِنِ انْتَهَوْا فَلَا عُدْوَانَ اِلَّا عَلَى الظَّالِم۪ينَ

Fitne/Şirk sonlanıncaya ve din/otorite Allah’a ait oluncaya dek onlarla savaşın. Yaptıklarına son verirlerse zalimlerden başkasına düşmanlık yoktur.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

193:"Fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın olun­caya kadar onlarla harp edin. Eğer harbe son ve­rir­lerse artık zâlimlerden başkasına düşmanlık yoktur." Yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah’ın olun­caya kadar onlarla savaşın diyor Rabbimiz. Fitne konusunda bundan önceki âyette bir şeyler demeye çalışmıştım. Fitne, küfür ve şirk de­mektir. Yeryüzünde küfür ve şirkten eser kalmayıncaya kadar müslü-manların savaşı sürecektir öyleyse. Önceki âyette ne demişti Rabbimiz? Fitne, kıtalden beterdir buyurmuştu. Fitne, adam öldür­mekten daha beterdir buyurmuştu. Çünkü öldürmenin acısı çabuk ge­çer; ama fitnenin tesiri çok uzun süre devam eder. Öl­dürmek insanı sadece dünyadan çıkarır, ama fitne ise insanı hem dinden hem dün­yadan eder. İnsanı dininden, insanı vatanından çıkarmak gibi fitneler, belâ ve sıkıntılar, gerçekten öldürmekten çok daha beterdir. Ölümü temenni ettiren şeyler ölümden daha beter şeylerdir. Gözünün önünde hanımına kötülük edildiğini görmek­tense oracıkta bin defa ölmeyi tercih eder bir müslüman. Öyleyse yeryüzünde şirki, küfrü yaymaya çalışmak, Al­lah’ın di­nini ve yasaların çiğnemek, mü'minleri zorla dinlerinden döndürüp onları kâfirleştirmek için programlar yapmak; onların öl­dürülmelerin­den daha beter ve daha ağır bir suçtur. İslâm’a girmiş insanları dinle­rinden döndürebilmek için çeşitli yollar, çeşitli işken­celer deniyorlardı Mekke müşrikleri. Bunun üzerine Allah buyuruyor ki; işte böyle fitnelerle mü'min-lerin dinlerinden dönmeye zorlanmaları, adam öldürmekten çok daha beterdir. Öyleyse ey müslümanlar, hiç çekinmeden siz de bunu ya­panlarla savaşın! Ta ki bu tür işkenceler ve fitnelerin kökü kazınsın di-yordu Rabbimiz. Fitne şiddete başvurarak bir fikri, bir inancı ortadan kaldır­ma-ya çalışmak demektir. Kan dökmek çok kötü bir şey olmasına rağmen, insanları dinlerinden, inançlarından zorla vazgeçirip eze­rek, bellerini ve gururlarını kırarak onları kendi inançlarını benim­semeye zorlamak bundan çok daha kötü bir şeydir. İşte böyle tar­tışıp anlaşmak yerine veya herkesin inancına saygı göstermek ye­rine vahşi gücü seçen in­sanlarla savaşmak, mü'minlerin yeryü­zünde en büyük görevlerinden birisidir. Allah düşmanları, müslümanlara eziyet vermek veya müslü-manlardaki İslâmî ruhu öldürmek maksadıyla yeryüzünün her yerinde çeşitli tuzaklar kurmaya başlayınca, bütün bu fitneleri kaldır­mak için tüm müslümanlar üzerine savaş vacip olacaktır. Kâfirlerin Allah’ı in­kârları, Allah’a şirk koşmaları, insanları Allah yolundan alıkoymaları, İslâm eğitiminden mahrum bırakarak insanları Ce­henneme doğru sevk etmeleri, gönlüyle ve kendi kıt kanaat im­kânlarıyla bulduğu İs­lâm’dan onları küfre çevirmeye çalışmaları, ölümden daha beter bir suçtur. Fitne dine tecavüzdür, dinin tebliğini yasaklamak demektir. Din­sizlik öğretimini teşvik ederek din eğitimini, din hürriyetini ya­sak­lamak demektir fitne. İşte yeryüzünde fitne kalmayıncaya ve din yal­nız Allah’ın oluncaya kadar savaşın onlarla diyor âyet-i ke­rîme. Din, takip edilen yol demektir. Din, hayat tarzı demektir. Din, toplumun uymak zorunda olduğu kurallar, kanunlar manzumesi ve hayat tarzı demektir. Bu mânâda dinsiz bir toplum düşünülemez. Ka­nunsuz, kuralsız, sistemsiz bir toplum düşünülemez. Her top­lumun mutlaka uymak zorunda olduğu bir dini, bir sistemi ve ka­nunları var­dır. Ancak dinler, sistemler iki türlüdür. Allah tarafından belirlenmiş hak dinler, hakka dayanan sistemler, bir de insanlar ta­rafından gelişti­rilmiş, ortaya atılmış bâtıl dinler, bâtıl sistemler. Bu mânâda komü­nizm bir dindir, Kapitalizm bir dindir, demokrasi de bir dindir. Çünkü bunlar da toplumun uyması gereken sistemler, kanunlar manzumesi­dir. Ve tarih boyunca gelen tüm peygamberler, insanlar tarafın­dan ortaya atılmış bu bâtıl dinlerle, bu bâtıl sistemlerle mücâdele ederek onları kaldırıp, yerine Allah’ın sistemini ikâme etmeye ve böylece Al­lah’ın kullarını, kulların sistemlerine ve dinlerine uyarak onlara kulluk etmekten kurtarıp yalnız Allah’ın dinine, Allah’ın sis­temine kul olmaya çağırmışlardır. Değilse bu yüce din yeryüzünün her bir bölgesinde hüküm ferman olan devlet ve hükümetler için itaatli kullar ve köleler yetiştirip hazırlamak için gelmemiştir. Barış ve itaatten yana uysal vatandaşlar hazırlayacağına dair tüm yer­yüzü tâğutlarına söz veren bir din değildir İslâm dini. İslâm dininin görevi sadece itikadî ve ahlâkî bazı kurallara göre insanları yetişti­rip, yetiştirdiği bu insanları da içinde bulundukları sistemlere satan bir din değildir ki tüm bu bâtıl dinler, bâtıl sitemler kendilerine uyum sağlayan uysal müslümanlar bulsunlar karşılarında. Eğer Mekke’de yaşayan bu müslümanlar, içinde bulunduk­ları düzene teslim olup, iyi bir vatandaş olmayı tercih etselerdi, vatanlarını terk etmek şöyle dursun burunları bile kanamazdı. Hz. Mûsâ, Fira­vun’un dinine ve sistemine karşı Allah’ın diniyle kıyam etmeseydi, kı­lına bile dokunulmazdı. Hz. İbrahim, Nemrutun siste­mine rıza göster­seydi, başına gelenlerin hiç birisi gelmeyecekti. Kimileri din deyince sadece ibâdete yönelik birtakım kural­lar manzumesi anlarlar. Halbuki din, fert ve toplum hayatının tü­münü dü­zenleyen bir sistemdir. Eskiler, İslâm biraz daha güzel anlaşılsın diye onu ibâdet ve muamelat diye ikiye ayırmışlar. A: Dinin, insanların Al­lah’la ilgili münâsebetlerini düzenleyen bölümüne ibâdet, B: İnsanların insanlarla ilişkilerini düzenleyen almak, satmak, evlenmek, boşan­mak, borçlanmak, gibi bölümüne de muamelat demişler. Tarih bo­yunca ibâdet dediğimiz Allah’la kul arasındaki ilişkileri düzenleyen prensipler de Allah’ın kitabından, muamelat dediğimiz kulun kullarla ilgili ilişkilerini düzenleyen prensipler de Allah’ın kitabından alındığı için müslümanların hayatında tevhid vardı. Ama gün geldi ki ibâdet denen kulun Allah’la ilgili münâse­betlerini düzenleyen prensipler Al­lah’ın kitabından; ama kulun kul­larla ilgili muamelelerini içeren pren­sipler parlamentodan alınmaya başlayınca müslümanların hayatında şirk başlamıştır. İşte, Allah buyurur ki; hayatın tümünde din yalnız Allah’ın olun­caya ve yeryüzünde Allah’ın kullarının Allah’ın dinine ulaş­malarını engelleyen, din eğitimini engelleyen, Allah’ın dinini tercih etmiş kişileri dinlerinden döndürebilmek için yapılan tüm fitneler, tüm barikatlar ve tüm engeller kalkıncaya kadar savaşın. İslâm’ın savaşı, bunlar yeryüzünde gerçekleşene dek süre­cek­tir. "Şâyet onlar buna son verirlerse, artık zâlimlerden başkasına düşmanlık yoktur." Dinin önünde engel olmaktan, İslâm’ın tebliğine engel ol­mak­tan, İslâm’ın önüne barikatlar koymaktan, insanların din ve vicdan öz­gürlüklerini kısıtlamaktan ve dindarları dinlerinden dön­dürmek için onlara zulmetmekten vazgeçerler, Allah’ın otoritesini ve müslümanların varlığını kabul ederlerse, artık zâlimler müstesna, on­lara düşmanlık beslemeyin diyor Rabbimiz.
Bakara Suresi 193. Ayet | Tevhid Meali