196:"Hac ve umreyi de Allah için tamamlayın. Bundan engellenirseniz, yapamadığınız bir şey olursa o vakit size kolay gelen kurbanı gönderin. Ama kurbanlar kurban mahalline (Mina) varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. Sizden kim hasta olur veya başından bir rahatsızlığı varsa ona oruç, veya sadaka, veya kurbandan fidye gerekir. Güven içinde olduğunuz zaman hacca kadar umre ile yararlanmak isteyene, temettû yapmak isteyene kolayına giden bir kurban kesmek gerekir. Kim kurban bulamazsa hacda üç gün, hacdan döndüğünüzde de yedi gün olmak üzere tam on günlük oruç vardır. Bu ailesi Mescid-i Haram’da olamayanlar içindir. Allah’tan sakının, bilin ki Allah cezası çok şiddetli olandır." İşte hayat böyle. Bazen savaşırsın, bazen para harcarsın, bazen de hacca ve umreye gidersin. Hayat budur işte. Veya anında hacdan dönerken yolun değişiverir, memleketine döneceğin yerde Filistin’e, Mescid-i Aksa’yı kurtarmaya dönüverirsin. Veya bakarsın bir gün şeytana attığın o taşları Filistinli garibanların arasında, onların attıkları hedefe atıverirsin. Bakarsın ki milyonlarca insanın ellerinde taşlarla beraber kendilerine doğru geldiğini gören zâlimler, yıllardır kemik kırıp, kan içen zâlimler kaçacak delik aramaya başlamışlardır artık. Korktukları günün gelip çattığını anlamışlar ve korkudan ödleri patlamıştır artık. Ve artık yıllardır tüm dünyanın gözleri önünde kemikleri kırılan, kanları içilen gözü yaşlıların yüzleri de gülmeye başlamıştır. Ve bu iş, o zaman çok kolay olur. O günler pek uzak olmasa gerek. İşte savaştan sonra bir infak ve infaktan sonra da bir hac âyeti. Haccı ve umreyi de Allah için tamamlayın! Haccı ve Umreyi düzgün yapın, ihsan içinde ve Allah’a lâyık bir biçimde yapın! Zira hac, insan ömrünün bir kesitidir. İnsan hayatının bir maketidir. Hacla insan ömrü doğru orantılıdır. Hac anlaşılmışsa, hac Allah’ın istediği biçimde ifa edilmişse insan hayatı düzgündür. Hac anlaşılmadan yapılmışsa, hacda ihsan gerçekleşmemişse o zaman insan hayatı da bozuktur. Öyleyse haccı ve umreyi Allah için ve Allah’ın istediği şekil-de tamamlamak zorundayız. "Bundan engellenirseniz, yapamadığınız bir şey olursa, o vakit size kolay gelen kurbanı gönderin." Eğer hac için yola çıktıktan sonra engellenirseniz, orada hapse filan girerek veya başka sebeplerle engellenirseniz, niyetlendiğiniz haccı gerçekleştiremezseniz, o zaman da kolayınıza gelen bir kurbanı kesin diyor Rabbimiz. Hacdan engellenme konusunda iki görüş vardır: 1: Düşman tarafından konulan bir engeldir. Nitekim ulemânın ifadesine göre bu âyet umre yapmak niyetiyle giderken Hudeybiye denen mevkie geldiklerinde Mekke’li müşriklerin Rasulullah’a ve beraberindeki müslümanlara Mekke’ye girme engeli koymaları üzerine nazil olmuştur. Allah’ın Rasûlü burada ihramdan çıkıp kurbanlarını kesmiştir. 2: İkincisi niyetlenmiş haccı engelleyen herşeydir diyenler de olmuştur. Hastalık, düşman korkusu, yol emniyetsizliği, bineğin kaybolması, ölmesi, kadının yanındaki mahreminin ölmesi gibi engel-lerdir. İbni Mes'ud’un rivâyetinde Allah’ın Rasûlü, Duba binti Zübeyr Binti Abdul Muttalib’in evine uğradı. O Rasulullah’a dedi ki: Ey Allah’ın Rasûlü ben haccetmek istiyorum ama hastayım, ne yapayım? Allah’ın Rasûlü buyurdu ki: Haccet ve şöyle bir şart koş: Ben nerede hacdan ala konursam orada ihramdan çıkarım. (Buhârî ve Müslim) "Ama kurbanlar kurban mahalline (Mina) varıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin." Hastalık sebebiyle düşman sebebiyle veya başka bir şeyler sebebiyle engellendiğiniz zaman kişi kurbanını ya Haremi Şerife gönderir, ya da bulunduğu yerde kurbanını keser. Yâni bir zaman ihramdan çıkıp başlarınızı tıraş etmeyiniz. Arafat, Müzdelife, sonra kurban kesme mahalli olan Mina’ya varıncaya kadar saçlarınızı tıraş etmeyin. Bu âyetle alâkalı kimileri Mescid-i Haram’a bir kurban veya bedelini mutlak göndermelidir demişler. Çünkü kurbanın ulaşacağı yer konusunda Mâide’de şöyle buyurulur: "Kâbe’ye ulaşacak bir kurbanlık.." (Mâide: 95) Âyetinin delâletine göre harem bölgesi kastedilmiştir. Kimileri de kişinin bulunduğu yerde kurbanını kesmesi de caizdir demişler. Nitekim Allah’ın Rasûlü Hudeybiye’de kurbanlarını kesmiştir. Hudeybiye harem bölgesinin dışındadır. Yukarıda ifade ettiğim şart koşma hadisi de buna delildir Allahu âlem. "Sizden kim hasta olur veya başından bir rahatsızlığı varsa ona oruç, veya sadaka, veya kurbandan fidye gerekir. " Yâni kişi ihzar durumunda iken, hacdan engellenmiş durumu yaşarken hasta olur, ameliyat edilecek olur, başından veya vücudunun herhangi bir yerinden tıraş yapılmak zorunda kalırsa, zamanından önce tıraş olduğundan dolayı o kişiye oruç tutması veya sadaka vermesi veya kurban kesmesi vacip olur. Bu tercihi Rabbimiz kişinin kendisine havale etmiştir. İslâm’da tıraş önemlidir. Çünkü tıraş hayata yeniden, yenibaş-tan dönmek gibidir. Yâni bir kişinin ihrama girip de Mina’da geceleyip ertesi sabah Arafat’a çıkıp, ertesi akşam Arafat’tan Müzdelife’ye doğru yürüyüp ve sabah namazından sonra da Mina’ya, savaş alanına doğru gitmesi, orada şeytanlarla karşı karşıya gelmesi anına kadar artık tamamen dünyayla irtibatını kesmiş, varlığını bitirip sıfırlamış, hiç bir şeyi kalmamış, herşeyi Allah için olmuş. Arafat’ta irfana ulaşıyor, Allah için öğreniyor, Meş’ar’de bu öğrendiklerinin Allah için bilincine eriyor, öğrendiklerini şuur haline getiriyor ve Mina’da da bu öğrendiklerini Allah’a kulluk adına uygulamaya koyunca karşısına çıkacak tüm engelleri kurban etme noktasına ulaşıyor, kurban ediyor. Bambaşka bir dünyada, bambaşka bir hayatın maketini yaşıyor. Ve ondan sonra da ihramdan çıkarken başını tıraş ederek tekrar dünyaya, eski hayatına dönüyor. Orada yaşadığı bu sembol hayatla bu maket hayatla dünyaya dönüyor. Yâni orada pratikte uyguladığı bir hayat bilgisi ve bilinciyle tekrar hayata dönüyor. Ve onu aynen bundan sonraki hayatında uygulamak bilinciyle hayata dönüyor. Artık bir ömür boyu o hayatın aynını gerçekleştirmek zorundadır. İşte model bir hayattan, maket bir hayattan yeniden hayata dönmenin başlangıcında kişi, başını tıraş edecektir. Evet, orada Rabbimiz bize sunduğu, bize yaşattığı o maket hayatın aynısını bir ömür boyu yaşamamızı istiyor. İşte bundan sonraki tüm hayatınız buradaki gibi olsun diyor. ¬ "Güven içinde olduğunuz zaman hacca kadar umre ile yararlanmak isteyene, temettû yapmak isteyene kolayına giden bir kurban kesmek gerekir." Temettu haccına niyet eden kişi kurban kesmek zorundadır. Ama herkimin de bu kurbanı kesmeye gücü yetmezse: "Kim kurban bulamazsa hacda üç gün, hacdan döndüğünüzde de yedi gün olmak üzere tam on günlük oruç vardır. Bu ailesi Mescid-i Haram’da olamayanlar içindir. Allah’tan sakının, bilin ki Allah cezası çok şiddetli olandır." Kurban kesmeye gücü yetmeyen kişi de hac esnasında, yâni kurban bayramından önce üç gün oruç tutacak ve memleketine döndükten sonra da yedi gün oruç tutacak, böylece on gün oruç tutması gerekecektir.