208:"Ey iman edenler hepiniz (barışa) İslâm’a girin ve şeytanın adımlarını takip etmeyin. Şüphesiz ki o şeytan size apaçık bir düşmandır." Bir tarafta günahıyla böbürlenen, günahta izzet ve şeref arayan, ekini ve nesli bozan ve işi gücü yeryüzünde bozgunculuk yapmak olan, ekinlere de insanlara da hayat hakkı tanımayan, onların dengesini ve düzenini darmadağın eden ve de kendisine Allah’tan kork denildiği zaman da günahıyla şereflenip cehenneme giden bir insan tipinden bahsedildi. Öbür tarafta herşeyini ve tüm dünyasını Allah için yaşayan ve Allah’ın rızasını kazanmak üzere herşeyini fedâya hazır olan bir müslüman tipten söz edildi. İşte yeryüzünde belirgin bu iki tip özellikten sonra: Ey iman edenler, silme, selâmete, İslâm’a bütünüyle girin. Hayatınızı tamamıyla Allah’a teslim edin. Hayatınızın tümünde Allah’ı söz sahibi bilin. Allah’ın kulu olduğunuzu unutmayın. Hayatınızın tümünde müslüman olun. Hayatı parçalamayın. Yâni hayatınızın bazı bölümlerinde Allah’ın kulu, bazı bölümlerinde de başkalarının kulu olmayın. Bazen Allah’ı, bazen de başkalarını razı etmeye çalışmayın. Hayatınızın ibâdet bölümlerine Allah’ı karıştırıp öteki bölümlerinde başkalarına söz hakkı vererek şirke düşmeyin. Hayatı parçalamadan yana olmayın. İslâm’ı bir bütün olarak kabul edin. İslâm’ı parçalamaya kalkmayın. Yani her bireriniz İslâm’ın bir bölümüne tutunup, her biriniz İslâm’ın belli bir bölümünü bayraklaştırıp İslâm’ı da kendinizi de parçalamayın. Namazı kılıyorsunuz, orucu tutuyorsunuz güzel; ama İslâ-m’ın tesettürünü de kabul etmek zorundasınız. Veya İslâm’ın ekono-misini de kabul etmek zorundasınız. Mîras konusunu da kazanma harcama anlayışını da. Yâni hayatın tümünde Allah’ın kulu olmak zorundasınız. Ya da inandık dediğimiz konunun amelini de gündeme getirmek zorundayız. Değilse sadece inandık demek yetmeyecektir. Yâni iman amel bütünlüğü içinde İslâm’a girin diyor Rabbimiz. İmanlarınızla, iddialarınızla hayatınızı ve amellerinizi barıştırın. İman amel barışıklığı içinde İslâm’a girin. İddia ve ispat, iddia ve eylem bütünlüğüne girin diyor. Bir başka ifadeyle imanlarınızla amelleriniz barışsın. Kalplerinizle kafalarınız barışsın, düşüncelerinizle hareketleriniz barışsın ve böylece kendi içinizde barışa girin diyor Rabbimiz. İnançlarınızla hayatlarınız başka başka olup içinizde ve dışınızda bir savaş yaşamayın. Hem Allah yolunda hem şeytan yolunda yürüyerek, hayatınızın bir bölümünde Allah’ın kulu, öteki bölümlerinde de başkalarının kulu ve kölesi olarak bir çatışma içine düşmeyin diyor. Dikkat ederseniz sözünün başında Rabbimiz; Ey iman edenler! dedi. Sonra da İslâm’a girin! Buyurdu. Eğer bu iman edenlerden kasıt mü'minlerse zaten mü'min olan bu insanlardan niçin yeniden mü'min olmaları, İslâm’a girmeleri isteniyor? Öyleyse anlıyoruz ki; ey iman gösterisinde bulunanlar, ey inandığını iddia edenler, inandıklarını zannedenler demek olacaktır mânâ. Veya ey dilleriyle inandıklarını söyleyen; ama kalpleriyle inan-mayan münâfıklar veya ey sadece iman iddiasında bulunup da inanç-larını amelle hayatlarında görüntülemeyenler amelinizle de bu imanlarınızı görüntüleyin demek olacaktır. Bazıları da bu iman edenler tabirini ehl-i kitap olarak yorumlamaya çalışmışlar. O zaman da ey ehl-i kitap sizler de İslâm’a girin! demek olacaktır mânâ. Yâni sizler de sulh edin! Ayrılığı, tefrikayı bırakıp İslâm’a girin! Ve hepiniz selâmete girin. Kimileriniz İslâm’ı kabullenip, kimi-leriniz başka şeylerin peşinde koşarak derbeder bir hale gelmeyin. Hepiniz Allah’ın dinine girin ve yaşadığınız bir dünya hayatında da topyekun birlikte hareket edin! İslâm’ın tümünü kabul ederek hayatı parçalamadan, kendinizi de parçalamadan tam müslüman olun diyor Rabbimiz. Âyet-i kerîme her türlü ayrılık, çatışma ve çekişmelerden uzak, toplumsal bir uyuşmayı, uzlaşmayı emretmektedir. Enfal sûresinde de bu silm kelimesi aynı mânâya kullanılmıştır: "Eğer onlar silme (barışa) yanaşırlarsa; sen de ona yanaş ve Allah’a dayan. Çünkü o, işiten ve bilendir." (Enfal 61) Müslümanlar bütünüyle İslâm’a davet edilirken, bir de aman ha şeytanın adımlarına uymayın diyor Rabbimiz. Çünkü o şeytan, sizin için apaçık bir düşmandır. Eğer onun yoluna uyarsanız, o sizi şu veya bu şekilde selâmdan, selâmetten İslâm’dan uzaklaştırmak ister. Allah korusun siz de böylece uzaklaşır gidersiniz de kaybedenlerden olursunuz. Çünkü şeytan, insanların gideceği dosdoğru yol üzerinde, sıratı müstakim üzerinde oturur, insanların sağından, solundan, önün-den, arkasından gelerek her hâlükârda insanları hatanın, isyanın içine çekmeye çalışırlar. Bakın Neml sûresindeki bir âyet-i kerîmesinde Rabbimiz, şeytanın yaptırdıklarından birini şöyle anlatır: "Onun ve kavminin Allah’ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan kendilerine bu yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş, onun için onlar doğru yolu bulamıyorlar." (Neml: 24) Şeytanın kandırdığı Sebe ülkesi insanları, Allah berisinde güneşe secde ediyorlarmış. Güneşe namaz kılmak değildir tabii bunun mânâsı. Burada olduğu gibi Kur’an-ı Kerîmde secde ve rükû namaz dışında zikredildiği zaman, mutlak başlı başına bir ibâdet anlıyoruz. Yâni güneşi dinliyorlar, güneşe itaat ediyorlar, güneşin emrine boyun eğiyorlar. Peki acaba güneş onlardan ne istiyordu? Güneş ne diyor, ne emrediyordu onlara? Güneş onlardan nasıl bir kulluk istiyordu ki, onlar onu dinliyorlardı? Güneş onlardan bizzat bir şeyler istemese de istetiyorlardı, güneş kendilerine konuşmasa da güneşi kendilerince konuşturuyorlar, güneşe bir kısım şeyler dedirtiyorlar ve o dediklerini de yapıyorlardı tabii. Put budur zaten. Put, insanlara hiç bir şey demese de dedirtirler ona. Put, aslında konuşmaz ama putun arkasına saklanan birileri, istediklerini o putlara söyleterek onun arkasında kendi egemenliklerini, kendi hegemonyalarını gerçekleştirirler. Meselâ şimdi yönetmelik konuşur mu? "Olmaz arkadaş! Bu yönetmeliklere aykırıdır!" diyor müdür efendi. Veya olmaz arkadaş, bu âdetlere terstir diyor adam. Yâni bu yönetmenlik dedikleri şey ne? Ya da bu âdet dedikleri ne? Kim koydu bunu? İnsanlardan değil mi o? Yâni şimdi bu yönetmeliklerin, bu âdetlerin arkasında birileri yok mu? Zaten işlerine gelmediği zaman yemiyorlar mı onu? Oyun bozulunca değiştirmiyorlar mı? Hani geçen senekiler nerede? Kalkmadı mı onlar? Öyle anlamıyor adam, yönetmenliğe aykırıdır, yönetmelik dinlenecek diyor tamam. Ya da ayıp olur efendim! diyor adam. El âlem ne der adama? Toplum ne der adama? Diyor, olur mu bu yaptığın şey? Peki ne o toplum dediğin şey? Kim o? İşte sen, ben, bizim oğlan. Yâni yok ortada böyle birisi. Ama yâni ne olur ne olmaz diyor adam, o olmayanın sözünü dinliyor. O olmayana kulluk ediyor. Gerektiği zaman o olmayan hatırına Allah’ın emirlerini çiğniyor değil mi? Puta tapanların tamamı işte bu cinsten insanlardır. Kimileri diyor ki; olacak şey mi bu? Puta tapar mı adam? Bu adamların hiç mi akılları yok? Taştan medet umar mı adam? Güneşe tapınır mı adam? Bal gibi oluyor işte, sen getirmişsin helvayı put diye dikmişsin, yönetmeliği şekillendirmişsin, kanunları getirip koymuşsun, aman demişsin, aman! Bunlara karşı gelinmez. Aman demişsin, bunlar dinlenmeli. Ne farkı var bunun ötekisiyle? O da olmayan şeyi dinliyor, sen de? Niye garibine gidiyor da onların güneşi dinlemeleri? Ben insan yapımı yönetmelikleri, insan mahsulü kanunları helva putuna benzetiyorum. Hani eskiden İslâm öncesi Araplarda yaygındır bu. Helvadan put yapıyorlar, bir süre tapınıyorlar, sonra da acıkınca kendi elleriyle yapıp tapındıkları bu helvayı, putu yiyiveriyorlarmış. Tabi onların reisi mi yerdi? Başkanları mı yerdi? O ayrı konu. Kim acıkırsa o helvayı yiyebiliyor yâni. Bizimkiler de işlerine gelmediği zaman yaptıkları ve bir süre tapındıkları yönetmelikleri, kanunları yiyiveriyorlar. İşlerine gelmeyen kanun maddelerini ve yönetmelikleri yiyerek değiştiriveriyorlar. Peki bunu niye yapıyorlarmış bu insanlar? Allah diyor ki: "Şeytan onlara bunu süslü göstermiştir." Onlara bunu şeytan yaptırıyor. Yâni hepten boş değildi bu iş. Bir mantığı vardı şüphesiz bunun. Mesela bu mantıklardan birisi şuydu bakın: Şeytanın bu putun arkasında konuştuğu oluyordu bazen. Çünkü Menat putu için özellikle bu rivâyet vardır. Mekke’nin fethinde o putu kırmak için gönderilen sahâbe, gidip o putu kırarken putun arkasından kapkara bir şeyler gördüğünü anlatıyor. Bir sesler filan duyuyor. İtiraz eden, karşı gelen, yapma etme diyen bir sesler duyuyor. Yâni putun konuşması söz konusu. Gel diyor, gelme diyor, yap diyor, yapma diyor, sen büyüksün diyor, bunu yaparsın diyor, haklısın diyor, haksızsın diyor. Ben buna hiç de şaşmadım. Yâni bakıyoruz bugün de putların konuştuklarına şahit oluyoruz. Meselâ adamın evinde sevgilisi, göz bebeği bilmem ne eşyası vardır ya ondan adamın kalbine sesler geliyor. Veya kapısının önünde bilmem kaç model bir şeyi var ya veya işte yastığının altında meylettiği bir şeyleri var ya onlardan ona sesler geliyor. Koru beni! Koru bunu! Saldır buna! Bana çizgi dokundurma! Bana laf getirme! Yıka beni! Sil beni! gibi laflar eder ya sanki böyle sesler de geliyormuş putlardan. Yâni bu işin bir mantığı böyleymiş. Değilse hepten böyle mantıksız olarak adamın bu işleri yapması için deli olması lazım. Meselâ gidecek ve taşa diyecek ki, putum ben yolculuğa çıkacağım bu konuda ne dersin? Bu hepten mantıksızlıktır. Ama mantıklı da olsa, mantıksız da olsa şeytan yaptırıyor insanlara bunları. Allah diyor ki, şeytan onlara amellerini süslü gösterdiği için bunlar bunu yapıyorlar. Şeytan onlara bunları yaptırdığı için de onlar yollarını bulamadılar, yollarını şaşırdılar diyor. İşte şeytanın tüm hedefi budur. Derdi neymiş şeytanın? Böylece insanlar yollarını şaşırıp bulamasınlar, secde edecekleri makamı bulamasınlar, Allah’a secde etmesinler diye yapıyormuş bunu. Bakın bunu bir daha söyleyeyim, çünkü burası çok önemlidir. Şeytanın bu eylemlerinin tümünden şunu anlıyoruz, şunu anlatıyor Rabbimiz: Şeytan insanların hayatına öyle bir program çiziyor ki, onun Allah’a gitme ihtimali baştan bitiyor. Bu yanlışların arasında doğruyu bulma imkânı baştan bitiyor. Şeytanın çizdiği programda Allah’a yer kalmıyor. Meselâ tıp fakültelerinde talebelere uygulanan program bugün öyle gözüküyor. Talebenin bütün hayatını, bütün gününü kapsayıveriyor bu program ve burada okuyan talebelerin Allah’a, Allah adına okumaya, ya da dinlemeye zamanları kalmıyor. Ama meselâ Hukuk Fakültesi öyle değil. Ondan dolayıdır ki hukuk öğrencileri, kimi olaylara girebilecek zaman bulabiliyorlar. Ötekilerde hiç olay duyulmuyor, çünkü zamanları yok buna. Öyle bir program ki, bunsuz olmaz deniyor ve gece gündüz onun tüm hayatı bitiriliyor. Veya sistemlerdede bu böyledir. Meselâ komünizm, kapitalizme göre İslâm’la yarışabilecek bir havada görüyordu kendisini. Yâni bütün hayat programı hakkında söz sahibi kabul ediyordu kendisini. Gençlik hakkında konuşuyor, cinsellik hakkında konuşuyor, aile hakkında, ekonomi hakkında kendisine göre konuşuyordu. Ama kapitalizm öyle değildir. O kimi dünya işlerini düzenlerken meselâ din işine dokunmaz. Bu konuda serbesttir insanlar. Dilersen müslüman ol, dilersen Budist ol fark etmez der. İşte şeytan da önce: Yâni karşısındakinin yolunu ne yapar, yapar İslâm’dan saptırır. Bunu beceremezse eğer, muhatabı herşeye rağmen yine de İslâm’a girerse, bu sefer de, o kişinin girdiği yolu, girdiği İslâm’ı eğri büğrü yapmaya çalışır. Yâni adamın İslâm’ını bozar. Din yaşıyorum diye bidatleri karşısına çıkarır onun, ya da din diye insanların sunduğu, aslını bir türlü öğrenemediği bir yığın felsefenin içine çeker onu. Allah’ın kitabına, peygamberin sünnetine değil de insanların kitaplarına, insanların sözlerine sevk eder onu. Biraz daha açık söyleyelim; Allah’a değil de güneşlere, güneş gibi büyüklere secde etmelerini sağlar. Allah dururken büyüklerin önünde secde ettirir. Güneş aslında büyük yıldızdır değil mi? Böyle güneş gibi piyasada yıldızı parlayan niceleri vardır ki, niceleri onlara secde etmektedirler, onlara secde etmek için çırpınmaktadırlar Allah korusun. Allah buyuruyor ki: "Ey müslümanlar (dikkat edin!) Hepiniz toptan silme girin! İslâm’a girin ve de sakın şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o size apaçık bir düşmandır." Sadece şeytana değil, şeytan adına hareket eden yeryüzü şeytanlarına da dikkat çekiyor Rabbimiz. Belki de şeytanların, ya da yeryüzü şeytanlarının bugün en büyük başarılarından birisi de bir mü'mini diğer bir mü'min kardeşiyle iman adına savaştırmasıdır. Yeryüzü şeytanları bugün mü'minleri mü'minlerle savaştırmaktadırlar. Hem de din adına. Devletler planında böyledir, fertler planında da böyledir. Şeytanlar müslümanları bölmüşler, gruplara, hiziplere ayırmışlar, tıpkı Firavun taktiğiyle ve birbirleriyle savaştırmaktadırlar. Allah buyurur ki: Sakın ha sakın şeytanın size tarif ettiği hiç bir yola tabi olmayın. Şeytanın yoluna tabi olmamanın yolu da Allahu Teâlâ’nın bu kitabında bildirdiği küfür ve şirk yollarını bilmeye bağlıdır. Allah’ın yoluna tabi olmanın yolu da yine Allahu Teâlâ’nın bu kitabın-da bildirmiş olduğu sıratı müstakimi tanımakla mümkündür. Dikkat ederseniz Bakara sûresinde bu ikisi yan yana anlatılmaktadır. Bir tarafta iman diğer tarafta küfür, bir tarafta İslâm diğer tarafta şirk, bir tarafta Allah yolu diğer tarafta şeytan yolları olduğu gibi ikili bir anlatımla anlatılmaktadır. Şeytanı tanımak bu kitapla mümkündür, İslâm’ı tanımak da bu kitapla mümkündür. Kitabı tanırız, böylece şeytanı tanırız. Şeytanı tanırız, şeytan yolundan uzaklaşırız, İslâm’ı tanırız, İslâm yoluna gireriz. Allah’ı tanırız, Allah yoluna gireriz ve tüm şeytanlardan Allah’a sığınırız. Besmele de zaten bu ayetin açıklamasıdır. Şeytandan haramlardan Allah’a sığınacağız ve İslâm’a gireceğiz.