Bakara Suresine Dön

Bakaraالبقرة

208. Ayet

208Bakara Suresi

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا ادْخُلُوا فِي السِّلْمِ كَٓافَّةًۖ وَلَا تَتَّبِعُوا خُطُوَاتِ الشَّيْطَانِۜ اِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُب۪ينٌ

Ey iman edenler! İslam’a bir bütün olarak girin. Şeytanın adımlarına uymayın. O sizin için apaçık bir düşmandır.

Dipnot

Ehl-i Kitap’tan iman edenler bazı Yahudi geleneklerini devam ettiriyor, Cumartesi Günü’nü yüceltiyor, deve etinden ve Yahudilerin haram kabul ettiği şeylerden sakınıyorlardı. Allah (cc) özelde bunlara, genelde de tüm İslam iddiasında olanlara İslam’ın şiarlarıyla yetinmelerini, eski din ve âdetlerini terk etmelerini emretmiş oldu. (bk. Tefsîru’t Taberî, 4/255-256, 4016 No.lu rivayet) Çünkü İslam, kâmil bir dindir. Ruh ve bedenin ihtiyacı olan her şey onda mevcuttur. Onunla yetinmeyip eski din ve âdetlerine uyanlar, onun eksik olduğunu ve tamamlanmaya muhtaç olduğunu söylemiş olur; teslimiyetlerini ve imanlarını zedelerler.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

208:"Ey iman edenler hepiniz (barışa) İslâm’a gi­rin ve şeytanın adımlarını takip etmeyin. Şüphesiz ki o şeytan size apaçık bir düşmandır." Bir tarafta günahıyla böbürlenen, günahta izzet ve şeref ara­yan, ekini ve nesli bozan ve işi gücü yeryüzünde bozgunculuk yap­mak olan, ekinlere de insanlara da hayat hakkı tanımayan, onların dengesini ve düzenini darmadağın eden ve de kendisine Allah’tan kork denildiği zaman da günahıyla şereflenip cehen­neme giden bir insan tipinden bahsedildi. Öbür tarafta herşeyini ve tüm dünyasını Allah için yaşayan ve Allah’ın rızasını kazan­mak üzere herşeyini fe­dâya hazır olan bir müslüman tipten söz edildi. İşte yeryüzünde belir­gin bu iki tip özellikten sonra: Ey iman edenler, silme, selâmete, İslâm’a bütünüyle girin. Ha­yatınızı tamamıyla Allah’a teslim edin. Hayatınızın tümünde Al­lah’ı söz sahibi bilin. Allah’ın kulu olduğu­nuzu unutmayın. Hayatınızın tü­münde müslüman olun. Hayatı parçalamayın. Yâni hayatınızın bazı bölümlerinde Allah’ın kulu, bazı bölümlerinde de başkalarının kulu olmayın. Bazen Allah’ı, bazen de başkalarını razı etmeye çalışmayın. Hayatınızın ibâdet bölümlerine Allah’ı karıştırıp öteki bölümlerinde başkalarına söz hakkı vererek şirke düşmeyin. Hayatı parçalamadan yana olma­yın. İslâm’ı bir bütün olarak kabul edin. İslâm’ı parçalamaya kalk­mayın. Yani her bireriniz İslâm’ın bir bölümüne tutunup, her biriniz İs­lâm’ın belli bir bölümünü bayraklaştırıp İslâm’ı da kendinizi de par­ça­lamayın. Namazı kılıyorsunuz, orucu tutuyorsunuz güzel; ama İs­lâ-m’ın tesettürünü de kabul etmek zorundasınız. Veya İslâm’ın eko­no-misini de kabul etmek zorundasınız. Mîras konusunu da ka­zanma harcama anlayışını da. Yâni hayatın tümünde Allah’ın kulu olmak zo­rundasınız. Ya da inandık dediğimiz konunun amelini de gündeme ge­tir­mek zorundayız. Değilse sadece inandık demek yetmeyecektir. Yâni iman amel bütünlüğü içinde İslâm’a girin diyor Rabbimiz. İmanları­nızla, iddialarınızla hayatınızı ve amellerinizi barıştırın. İman amel ba­rışıklığı içinde İslâm’a girin. İddia ve ispat, iddia ve eylem bütünlüğüne girin diyor. Bir başka ifadeyle imanlarınızla amelleriniz barışsın. Kalplerinizle kafalarınız barışsın, düşüncelerinizle hareketleriniz barışsın ve böylece kendi içi­nizde barışa girin diyor Rabbimiz. İnançlarınızla hayatlarınız başka başka olup içinizde ve dışınızda bir savaş yaşamayın. Hem Allah yo­lunda hem şeytan yolunda yü­rüyerek, hayatınızın bir bölümünde Al­lah’ın kulu, öteki bölümle­rinde de başkalarının kulu ve kölesi olarak bir çatışma içine düş­meyin diyor. Dikkat ederseniz sözünün başında Rabbimiz; Ey iman eden­ler! dedi. Sonra da İslâm’a girin! Buyurdu. Eğer bu iman edenlerden kasıt mü'minlerse zaten mü'min olan bu insanlardan niçin yeniden mü'min olmaları, İslâm’a girmeleri isteniyor? Öyleyse anlıyoruz ki; ey iman gösterisinde bulunanlar, ey inandığını iddia edenler, inandıkla­rını zannedenler demek olacaktır mânâ. Veya ey dilleriyle inandıkla­rını söyleyen; ama kalpleriyle inan-mayan mü­nâfıklar veya ey sadece iman iddiasında bulunup da inanç-larını amelle hayatlarında görüntü­lemeyenler amelinizle de bu imanları­nızı görüntüleyin demek olacak­tır. Bazıları da bu iman edenler ta­birini ehl-i kitap olarak yorumlamaya çalışmışlar. O zaman da ey ehl-i kitap sizler de İslâm’a girin! demek olacaktır mânâ. Yâni sizler de sulh edin! Ayrılığı, tefrikayı bırakıp İs­lâm’a girin! Ve hepiniz selâmete girin. Kimileriniz İslâm’ı kabullenip, kimi-leriniz başka şeylerin peşinde koşarak derbeder bir hale gelme­yin. Hepiniz Allah’ın dinine girin ve yaşadığınız bir dünya haya­tında da topyekun birlikte hareket edin! İslâm’ın tümünü kabul ederek hayatı parçalamadan, kendinizi de parçala­madan tam müslüman olun diyor Rabbimiz. Âyet-i kerîme her türlü ayrılık, çatışma ve çekişmelerden uzak, toplumsal bir uyuşmayı, uzlaşmayı emretmektedir. Enfal sûresinde de bu silm kelimesi aynı mânâya kullanıl­mış­tır: "Eğer onlar silme (barışa) yanaşırlarsa; sen de ona yanaş ve Allah’a dayan. Çünkü o, işiten ve bilen­dir." (Enfal 61) Müslümanlar bütünüyle İslâm’a davet edilirken, bir de aman ha şeytanın adımlarına uymayın diyor Rabbimiz. Çünkü o şeytan, si­zin için apaçık bir düşmandır. Eğer onun yoluna uyarsa­nız, o sizi şu veya bu şekilde selâmdan, selâmetten İslâm’dan uzaklaştırmak ister. Allah korusun siz de böylece uzaklaşır gider­siniz de kaybedenlerden olursunuz. Çünkü şeytan, insanların gi­deceği dosdoğru yol üzerinde, sıratı müstakim üzerinde oturur, in­sanların sağından, solundan, önün-den, arkasından gelerek her hâlükârda insanları hatanın, isyanın içine çekmeye çalışırlar. Bakın Neml sûresindeki bir âyet-i kerîmesinde Rabbimiz, şeyta­nın yaptırdıklarından birini şöyle anlatır: "Onun ve kavminin Allah’ı bırakıp güneşe secde et­tiklerini gördüm. Şeytan kendilerine bu yaptıklarını süslü göstermiş de onları doğru yoldan alıkoymuş, onun için onlar doğru yolu bulamıyorlar." (Neml: 24) Şeytanın kandırdığı Sebe ülkesi insanları, Allah berisinde gü­neşe secde ediyorlarmış. Güneşe namaz kılmak değildir tabii bunun mânâsı. Burada olduğu gibi Kur’an-ı Kerîmde secde ve rükû namaz dışında zikredildiği zaman, mutlak başlı başına bir ibâdet anlıyoruz. Yâni güneşi dinliyorlar, güneşe itaat ediyorlar, güneşin emrine boyun eğiyorlar. Peki acaba güneş onlardan ne istiyordu? Güneş ne diyor, ne emrediyordu onlara? Güneş onlar­dan nasıl bir kulluk istiyordu ki, onlar onu dinliyorlardı? Güneş on­lardan bizzat bir şeyler istemese de istetiyorlardı, güneş kendile­rine konuşmasa da güneşi kendilerince konuşturuyorlar, güneşe bir kısım şeyler dedirtiyorlar ve o dediklerini de yapıyorlardı tabii. Put budur zaten. Put, insanlara hiç bir şey demese de dedirtirler ona. Put, as­lında konuşmaz ama putun arkasına saklanan birileri, istedikle­rini o putlara söyleterek onun arkasında kendi egemenliklerini, kendi he­gemonyalarını gerçekleştirirler. Meselâ şimdi yönetmelik konuşur mu? "Olmaz arkadaş! Bu yönetmeliklere aykırıdır!" diyor müdür efendi. Veya olmaz arkadaş, bu âdetlere terstir diyor adam. Yâni bu yönet­menlik dedikleri şey ne? Ya da bu âdet dedikleri ne? Kim koydu bunu? İnsanlardan değil mi o? Yâni şimdi bu yönetme­liklerin, bu âdetlerin arkasında birileri yok mu? Zaten işlerine gel­mediği zaman yemiyorlar mı onu? Oyun bozulunca değiştirmiyor­lar mı? Hani geçen senekiler nerede? Kalkmadı mı onlar? Öyle anlamıyor adam, yönet­menliğe aykırıdır, yönetmelik dinlenecek diyor tamam. Ya da ayıp olur efendim! diyor adam. El âlem ne der adama? Toplum ne der adama? Diyor, olur mu bu yaptığın şey? Peki ne o toplum dediğin şey? Kim o? İşte sen, ben, bizim oğlan. Yâni yok ortada böyle birisi. Ama yâni ne olur ne olmaz diyor adam, o olmayanın sözünü dinliyor. O olmayana kulluk ediyor. Ge­rektiği zaman o olmayan hatırına Allah’ın emirlerini çiğniyor değil mi? Puta tapanların tamamı işte bu cinsten insanlardır. Kimileri diyor ki; olacak şey mi bu? Puta tapar mı adam? Bu adamların hiç mi akılları yok? Taştan medet umar mı adam? Güneşe tapınır mı adam? Bal gibi oluyor işte, sen getirmişsin hel­vayı put diye dikmişsin, yönetmeliği şekillendirmişsin, kanunları getirip koymuşsun, aman demişsin, aman! Bunlara karşı gelinmez. Aman demişsin, bun­lar dinlenmeli. Ne farkı var bunun ötekisiyle? O da olmayan şeyi dinli­yor, sen de? Niye garibine gidiyor da onla­rın güneşi dinlemeleri? Ben insan yapımı yönetmelikleri, insan mahsulü kanunları helva putuna benzetiyorum. Hani eskiden İs­lâm öncesi Araplarda yaygındır bu. Helvadan put yapıyorlar, bir süre tapınıyorlar, sonra da acıkınca kendi elleriyle yapıp tapındık­ları bu helvayı, putu yiyiveriyorlarmış. Tabi on­ların reisi mi yerdi? Başkanları mı yerdi? O ayrı konu. Kim acıkırsa o helvayı yiyebili­yor yâni. Bizimkiler de işlerine gelmediği zaman yap­tıkları ve bir süre tapındıkları yönetmelikleri, kanunları yiyiveriyorlar. İşlerine gelmeyen kanun maddelerini ve yönetmelikleri yiyerek değiş­tirive­riyorlar. Peki bunu niye yapıyorlarmış bu insanlar? Allah diyor ki: "Şeytan onlara bunu süslü göstermiştir." Onlara bunu şeytan yaptırıyor. Yâni hepten boş değildi bu iş. Bir mantığı vardı şüphesiz bunun. Mesela bu mantıklardan birisi şuydu bakın: Şeytanın bu putun arkasında konuştuğu olu­yordu ba­zen. Çünkü Menat putu için özellikle bu rivâyet vardır. Mekke’nin fet­hinde o putu kırmak için gönderilen sahâbe, gidip o putu kırarken putun ar­kasından kapkara bir şeyler gördüğünü an­latıyor. Bir sesler filan du­yuyor. İtiraz eden, karşı gelen, yapma etme diyen bir sesler duyuyor. Yâni putun konuşması söz konusu. Gel diyor, gelme diyor, yap diyor, yapma diyor, sen büyüksün diyor, bunu yaparsın diyor, haklısın diyor, haksızsın diyor. Ben buna hiç de şaşmadım. Yâni bakıyoruz bugün de putların konuştuklarına şahit oluyoruz. Meselâ adamın evinde sevgilisi, göz bebeği bilmem ne eşyası vardır ya ondan ada­mın kalbine sesler geliyor. Veya kapısının önünde bilmem kaç model bir şeyi var ya veya işte yastığının al­tında meylettiği bir şeyleri var ya onlardan ona sesler geliyor. Koru beni! Koru bunu! Saldır buna! Bana çizgi dokundurma! Bana laf getirme! Yıka beni! Sil beni! gibi laflar eder ya sanki böyle sesler de geliyormuş putlardan. Yâni bu işin bir mantığı böyleymiş. Değilse hepten böyle mantıksız ola­rak adamın bu işleri yapması için deli olması lazım. Meselâ gidecek ve taşa diyecek ki, putum ben yolculuğa çıkacağım bu ko­nuda ne dersin? Bu hepten mantıksızlıktır. Ama mantıklı da olsa, mantıksız da olsa şeytan yaptı­rıyor insanlara bunları. Allah diyor ki, şeytan onlara amellerini süslü gösterdiği için bunlar bunu yapıyorlar. Şeytan onlara bunları yaptırdığı için de onlar yollarını bulamadılar, yollarını şaşırdılar diyor. İşte şeytanın tüm he­defi budur. Derdi neymiş şeytanın? Böylece insanlar yolla­rını şaşırıp bulamasınlar, secde edecekleri makamı bulama­sınlar, Allah’a secde etmesinler diye yapıyormuş bunu. Bakın bunu bir daha söyleyeyim, çünkü burası çok önemli­dir. Şeytanın bu eylemlerinin tümünden şunu anlıyoruz, şunu an­latıyor Rabbimiz: Şeytan insanların hayatına öyle bir program çizi­yor ki, onun Allah’a gitme ihtimali baştan bitiyor. Bu yanlışların ara­sında doğ­ruyu bulma imkânı baştan bitiyor. Şeytanın çizdiği prog­ramda Allah’a yer kalmıyor. Meselâ tıp fakültelerinde talebelere uygulanan program bugün öyle gözüküyor. Talebenin bütün ha­yatını, bütün gününü kap­sayıveriyor bu program ve burada oku­yan talebelerin Allah’a, Allah adına okumaya, ya da dinlemeye zamanları kalmıyor. Ama meselâ Hukuk Fakültesi öyle değil. On­dan dolayıdır ki hukuk öğrencileri, kimi olaylara girebilecek zaman bulabiliyorlar. Ötekilerde hiç olay duyul­muyor, çünkü zamanları yok buna. Öyle bir program ki, bunsuz olmaz deniyor ve gece gündüz onun tüm hayatı bitiriliyor. Veya sistemlerdede bu böyledir. Meselâ komünizm, kapita­lizme göre İslâm’la yarışabilecek bir havada görüyordu ken­disini. Yâni bütün hayat programı hakkında söz sahibi kabul edi­yordu kendisini. Gençlik hakkında konuşuyor, cinsellik hakkında konuşuyor, aile hak­kında, ekonomi hakkında kendisine göre ko­nuşuyordu. Ama kapita­lizm öyle değildir. O kimi dünya işlerini düzenlerken meselâ din işine dokunmaz. Bu konuda serbesttir in­sanlar. Dilersen müslüman ol, di­lersen Budist ol fark etmez der. İşte şeytan da önce: Yâni karşısındakinin yolunu ne yapar, yapar İs­lâm’dan saptı­rır. Bunu beceremezse eğer, muhatabı herşeye rağmen yine de İs­lâm’a girerse, bu sefer de, o kişinin girdiği yolu, girdiği İslâm’ı eğri büğrü yapmaya çalışır. Yâni adamın İslâm’ını bozar. Din yaşıyorum diye bidatleri karşısına çıkarır onun, ya da din diye insanların sun­duğu, aslını bir türlü öğrenemediği bir yığın felsefenin içine çeker onu. Allah’ın kitabına, peygamberin sünnetine değil de insanların kitapla­rına, insanların sözlerine sevk eder onu. Biraz daha açık söyleyelim; Allah’a değil de güneşlere, güneş gibi büyüklere secde etmelerini sağlar. Allah dururken büyüklerin önünde secde ettirir. Güneş aslında büyük yıldızdır değil mi? Böyle güneş gibi piya­sada yıldızı parlayan niceleri vardır ki, niceleri onlara secde et­mektedirler, onlara secde etmek için çırpınmaktadırlar Allah koru­sun. Allah buyuruyor ki: "Ey müslümanlar (dikkat edin!) Hepiniz toptan silme girin! İslâm’a girin ve de sakın şeytanın adımla­rına uymayın. Çünkü o size apaçık bir düşmandır." Sadece şeytana değil, şeytan adına hareket eden yeryüzü şey­tanlarına da dikkat çekiyor Rabbimiz. Belki de şeytanların, ya da yeryüzü şeytanlarının bugün en büyük başarılarından birisi de bir mü'mini diğer bir mü'min kardeşiyle iman adına savaştırması­dır. Yer­yüzü şeytanları bugün mü'minleri mü'minlerle savaştır­maktadırlar. Hem de din adına. Devletler planında böyledir, fertler planında da böyledir. Şeytanlar müslümanları bölmüşler, gruplara, hiziplere ayır­mışlar, tıpkı Firavun taktiğiyle ve birbirleriyle savaştır­maktadırlar. Allah buyurur ki: Sakın ha sakın şeytanın size tarif ettiği hiç bir yola tabi olmayın. Şeytanın yoluna tabi olmamanın yolu da Allahu Teâlâ’nın bu kitabında bildirdiği küfür ve şirk yollarını bilmeye bağlıdır. Allah’ın yoluna tabi olmanın yolu da yine Allahu Teâlâ’nın bu kita­bın-da bildirmiş olduğu sıratı müstakimi tanımakla mümkün­dür. Dikkat ederseniz Bakara sûresinde bu ikisi yan yana anlatılmaktadır. Bir ta­rafta iman diğer tarafta küfür, bir tarafta İslâm di­ğer tarafta şirk, bir ta­rafta Allah yolu diğer tarafta şeytan yolları ol­duğu gibi ikili bir anlatımla anlatılmaktadır. Şeytanı tanımak bu kitapla mümkündür, İslâm’ı tanı­mak da bu kitapla mümkündür. Kitabı tanırız, böylece şeytanı tanı­rız. Şeytanı ta­nırız, şeytan yolundan uzaklaşırız, İslâm’ı tanırız, İs­lâm yoluna gireriz. Allah’ı tanırız, Allah yoluna gireriz ve tüm şey­tanlardan Allah’a sığını­rız. Besmele de zaten bu ayetin açıklamasıdır. Şeytandan haram­lardan Allah’a sığı­nacağız ve İslâm’a gireceğiz.