211:"İsrâil oğullarına sor. Biz onlara ne kadar açık Beyyine’ler (nice âyetler nice deliller) gönderdik. Ama kendisine geldikten sonra kim Allah’ın nîmetini değişti-rirse, bilsin ki gerçekten Allah’ın azabı çok şiddetlidir." Buradaki "Peygamberim İsrâil oğullarına sor" ifadesi: "Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun!" (Enbiyâ 7) Ayetinin manası gibidir. Ayetin anlamı; bilmediklerinizi gidin bilenlere sorun demek değildir. Ayetin ma kabline ve ma ba’dine bakılırsa mânânın hiç de böyle olmadığı anlaşılacaktır. Ama ayeti böyle cımbızla çekercesine Kur'an bütünlüğünden, sure bütünlüğünden soyutlayarak anlamaya kalkarsanız o şekilde düşünmeniz mümkün olacaktır. Allah burada buyurur ki; ey peygamberim! Ve ey peygamber yolunun yolcuları, eğer sizler bu kitabın, bu Kur'an’ın Allah’tan geldiği konusunda herhangi bir şüphe içindeyseniz, Bu konuda bir kuşkunuz varsa, o zaman hadi zikir erbabına, fikir erbabına, Tevrat ve İncil erbabına gidin bir sorun bakalım! diyor Allah. Yâni bu Kur'andan bir şüpheniz, bir endişeniz varsa. Değilse gidin onlara sorun falan demiyor bu ayet. Zikir, kitap demektir. Ehl-i zikir de ehli kitap, yâni yahudi ve hıristiyanlar demektir. Ama müslümanlar kavramları değiştirdikleri için bütün bu mânâlar yok olup gitmiştir. Aslında bu konuda yahudi ve hıristiyanlara bir şeyler sormak yasaktır. Yâni bu Kur’an’ın sağlamasını, yahudi ve hıristiyanlarla yap-mak anlamına gelecektir ki, bundan menedilmişizdir. Bu bâtıldır. Bizim onlara soracak, onlardan öğrenecek hiç bir şeyimiz yoktur. Allah’ın Rasûlü de asla onlara uymayacak, asla bu konuda onlara bir şey sormadı. İncil ya da Tevrat’ı da getirseler bu kitaptan daha efdal olmayacaktır. Ama maalesef bu âyetleri farklı anlayan günümüz müs-lümanları arasında Kur’an’dan daha kesin, Kur’an’dan daha üstün yol göstericiliğine inanılan teoride ya da pratikte pek çok kitap vardır. Nice kitaplar vardır ki ortada müslümanlar Kur’an’dan önce onlara ittiba ediyorlar, bundan önce onları okumaya, onlardan bilgilenmeye çalışıyorlar. Âdeta bu kitapları ellerinden düşürmemeye çalışıyorlar. Kur’-an’da biliyorsunuz; Kur’an’ın bir benzerini getirin iddiaları vardır. Eğer gücünüz yetiyorsa hadi bunun bir benzerini, yahut bir sûresini meydana getirin! Gibi âyetler vardır. Sûrenin evvelinde bunu anlatmaya çalışmıştım. Tarih boyunca tüm insanlık bu meydan okuyuş karşısında susmuş, ancak orada da ifade ettiğim gibi Kur’an’ın nazmına benzer yapamamış, meydana getirememişler, ama maalesef müslümanlar bunu anlayamamış ve onun muhtevasına benzer nice muhtevalar yapmaya çalışmışlar. Müslümanlar Kur’an’dan gafil olduklarından mı? yoksa şeytan onlara amellerini süslü gösterdiğinden mi, o yeni üretilen süreli sistemlere, ideolojilere uyarlar da maalesef Kur’an’ın o konuda ne dediğini dahi bilmezler. Çok pratik bir örnek vereyim: Kur’an diyor ki; ben sizin için mîras sistemi ortaya koyuyorum! Başkaları da diyorlar ki; ey Kur’an! Ey Allah! Sen kanun koyarsan bizde koyarız! İşte bizimki de bir düzen! İşte bizimki de bir kanun! Ve bu ciddi ciddi de müslümanların arasında uygulama alanı buluyor. İşte benim bildiğim bu âyeti de böyle anlayacağız. "Sor Beni İsrâil’e peygamberim!" Anlayabildiğimiz kadarıyla bu istekte bulunanlar, Medine’de genelde yahudiler olduğundan ve bu istekler de genelde yahudi kökenli istekler olduğundan dolayı Rabbimiz buyurur ki: Sor Beni İsrâil’e. İsrâil oğullarına sor bakalım. "Biz onlara ne kadar açık beyyine’ler (nice âyetler, nice deliller) gönderdik." "Ama kendisine geldikten sonra kim Allah’ın nîmetini değiştirirse, bilsin ki gerçekten Allah’ın azabı çok şiddetlidir." Bu nîmetlerin neler olduğunu, Bakara sûresinin önceki âyetlerinin ısrarla bize anlattığını görmüştük. İsrâil oğullarını Firavunun zulmünden kurtarmasından, kudret helvası ve bıldırcın etiyle beslemesine, Bakara’nın kurban olayına onları şahit tutmaya, Tur'u üzerlerine kaldırıp mîsak almaya varıncaya kadar vs, vs. Bütün bunlarla birlikte bu adamlar hâlâ inanmamak da devam ediyorlardı. Hani bu adamları Firavun gibi zâlim birinin zulmünden kurtardım ve sonunda onlara devlet nasip ettim, ama onlar Allah’ın nîmetini değiştiriverdiler. Onlara tarihte hiç kimseye nasip olmayacak nîmetler yağdırdım, ama onlar bu nîmetleri değiştirdiler. Kitaplarını değiştirdiler, kitabın âyetlerini değiştirdiler, ben bir türlü söyledim, onlar bir türlü anlamaya çalıştılar. Emirleri değiştirdiler, deneni denmeyene, denmeyeni denene değiştirdiler. Ben hıtta dedim, onlar hınta anladılar. Ben cumartesi yasak dedim, onlar değil dediler. Değiştirdiler de sonunda ne oldu? Sonun-da ne yaptım onlara bir sor peygamberim! Veya sizler de bugün bir sorun, ya da bir bakın hayatlarına ey müslümanlar! Diyor Rabbimiz. Müslümanlara bu konuda özellikle İsrâil oğullarına bakarak ibret almaları tavsiye ediliyor. Çünkü onların yerine dünyanın önderliğini üstlenen müslümanların bu konuda çok dikkatli davranmaları gerekecektir. Onlar kitaplarını tahrif ettikleri için, dinlerini arkalarına attıkları için, kitapsız bir hayata razı oldukları için başlarına gelenler, müslü-manlar da aynı duruma geldikleri takdirde onların da başlarına aynı şeyler gelecektir deniyor. Tabi bu emir, onlara sormak anlamına değildir. Zira İslâm ümmetinin başkalarına soracak hiç bir şeyleri yoktur. Bundan kasıt, hem müslümanları ibret almaya davet hem de ehl-i kitabı küçük düşürmektir. Verilen nîmetlere karşı nankörlükleri hatırlatılarak, Allah’a karşı takındıkları tavır gündeme getirilerek onlar yargılanıyorlar. Bu adamlar dün böyleydi, bugün de aynen dünkü hayatlarından farksız bir durumdadırlar. Aynı şekilde Mûsâ (a.s)’a yapmış oldukları eziyetlerin, Zeke-riya ve Yahya (a.s)’a yapmış oldukları işkencelerin benzerini, şimdi Muhammed (a.s)’a ve onun ashabına da yapmak isterlerse, kesinlikle bilsinler ki Allah’ın azabı, ikabı gerçekten çok şedittir. Şu anda kâfirler yeryüzü müslümanlarına ne kadar işkence yapmayı hedeflerlerse hedeflesinler, ne kadar da tüm plan ve programları müslümanları top-yekun yeryüzünden silmek olursa olsun, bilsinler ki tüm hıristiyan ve yahudiler, savaş anında karşılarında ilk önce Allahu Teâlâ’yı bulacaklardır. Yâni bu savaşta ilk önce Allahu Teâlâ kendi zatıyla ve azametiyle vardır ve müslümanları koruyacak, müslümanlara yardım edecektir. Tüm kâfirlerin kökünü kazıyacak ve işlerini bitirecektir. İşte bilsinler ki Allahu Teâlâ’nın azabı ve ikabı çok şedittir, çok çetindir.