219:"Peygamberim! Sana hamr (içki), meysir (kumar) den soruyorlar. De ki:" Her ikisinde de hem büyük günah hem de insanlar için birtakım faydalar vardır. Lâkin onların günahları faydalarından daha büyüktür. Peygamberim! Yine sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki ihtiyacınızdan fazlasını verin! Allah size âyetlerini böylece açıklar ta ki düşünüp ibret alasınız." Kur’an-ı Kerîmde bu âyet içki, kumar ve şans oyunlarıyla ilgili verilen ilk emirdir. Bu ilk âyette, bu ikisinin iyi olmadıkları anlatılıyor. Bu âyet, bunların kesin haram olduklarına dair ilerde gelecek âyetlere giriş teşkil etmektedir. İçki belli merhaleler sonucunda haram kılınmıştır. Bu konuda ilk gelen âyet-i kerîme şudur: "Hurma bahçelerinin ve üzüm bağlarının meyvelerinden hem bir sarhoşluk verici şey çıkarırsınız hem de güzel bir rızık." (Nahl: 67) Âyeti gelmiş. Bu âyet-i kerîmesinde Rabbimiz içkinin haram olduğunu bildirmemekle beraber, diğer rızıklar için kullandığı güzel ifadesini kullanmamıştır. Bu kadarcık bir işareti kavrayan sahabenin bir kısmı içkiyi terk ettiler, ama yine içmeye devam edenler de vardı. Sonra ikinci merhalede Bakara sûresindeki bu âyet-i kerîme geldi. Burada soru soran Hz. Ömer, Hz. Muaz ve beraberlerindeki bir kısım sahabeydi. Gelmişler Allah’ın Resûlüne ve: "Ey Allah’ın Rasûlü! Bize içkiyle alâkalı bir şeyler söyle! Biz bunlardan çok rahatsız oluyoruz! İçki aklı giderdiği için çok çirkin şeyler oluyor! Bu konuda bize bir şeyler demeyecek misin? Bir fetva vermeyecek misin?" deyince, işte bu âyet-i kerîme nazil oldu. Peygam-berim sen de ki onlara; içki ve kumarda hem büyük günah vardır hem de insanlara birtakım faydalar vardır. Bu âyet-i kerîmede içkinin ya-saklığı belli olmakla birlikte, caiz olma ihtimali de yok değildi. Bu ka-darcık bir açıklamayla da olsa sahabeden pek çoğu da içkiyi terk etti. Ama kesin yasak olmadığı için içenler de vardı. Sonra sahabe arasında cereyan eden bir namaz olayı gerçekleşti. Sahabe şuuru yerinde olmadığı için manayı bozacak, hattâ imanı tehlikeye düşürecek bir şekilde âyeti yanlış okudu ve hemen bu olayın akabinden: "Ey iman edenler! Sarhoş olduğunuz halde namaza yaklaşmayın!" (Nisâ: 43) Âyeti nazil oldu. Buradaki emrin biraz daha sertleşmesinden sonra sahabe arasında içkiyi terk edenlerin sayısı artarken, içmeye devam edenlerin sayısı da yok denecek kadar azaldı. Bir ara içki yüzünden pek çok densizliklerin yaşandığından rahatsız olan Sa’d Bin Ebi Vakkas, Rasulullah’a gelerek şikâyette bulunmuş ve Allah’ın Ra-sûlü de: "Allah’ım! Şarap hakkında bize yeterli beyanda bulun!" Diyerek dua etti ve hemen arkasından Mâide sûresindeki: "Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar) fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz...." (Mâide: 90, 91) Âyeti inmiş ve böylece kesin olarak şarabın haramlığı ortaya konmuş ve bunu duyan Hz. Ömer de: "Vazgeçtik ya Rabbi! Vazgeçtik ya Rabbi!" diye haykırmaktan kendisini alamamıştır. Rasulullah’ın münadisinin ağzından bu âyeti duyan müslümanlar, şarap kadehini ağızlarına götürmek üzereyken hemen yerlere atmışlar, küpleri dökmüşler ve bu işten vazgeçmişlerdir. Damarlarına kadar alkolik olmuş insanlar, bir anda Allah’ın emrine uyup içkiyi terk ediverdiler. Hattâ Hz. Ali Efendimiz: "Vallahi Rabbimin bu emrini duyduktan sonra bir tarlaya bir damla içki düştüğünü bilsem artık ben o tarlaya tohum atmam! Kesinlikle o tarladan mahsul kaldırmam" diyordu. Bir başka sahâbe de: "İçki kadehine değen elimi keser atarım! Onu bir uzuv olarak bünyemde taşımam!" diyordu. Evet, düne kadar alkolik olan bu insanlar, bir anda İslâm’la tanışır tanışmaz değişiyorlardı. Hamr kelimesi örtmek anlamına gelir. Şarap da aklı örtüp bürüdüğü için, aklı dumanladığı için ona da hamr denmiştir. Sarhoşluk verici, aklı örtücü, aklı giderici, şuuru yok edici herşey hamrdır. Bunların haramlığı için sarhoşluk verecek derecede olmaları gerekmez, damlası bile haramdır. İçilmesi haram olduğu gibi, alınıp satılması da haramdır. Allah’ın Rasûlü Buhârî’deki bir hadislerinde şöyle buyurur: "Her sarhoşluk veren şey haramdır." (Buhârî Edep 80) Yine başka bir hadislerinde: "Çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır." (Ebu Dâvûd Eşribe 5) Meysir, kolaylık anlamına gelen yüsür veya yesar kelimesinden gelir. Meysir zahmetsiz ve kolayca mal elde etmek demektir. Veya zar gibi ne olacağı belli olmayan tehlikeli bir şeye bağlanarak mal vermek ve almak demektir. Araplar nerd (tavla) satranç vb. gibi oyunlarla kumar oynarlardı. Rabbimiz buyurdu ki: De ki bunlarda büyük zararlar ve günahlar vardır. Her ikisi de akılları ve malları telef eden, insanları perişan eden şeylerdir. Ama bununla beraber bu büyük zararlarının ve günahlarının yanında: Bunlarda insanlar için bazı ufak tefek faydalar da vardır. İnsanlar bunlar sayesinde belki biraz neşe, biraz geçici lezzet duyabilirler. Korkaklara içkinin geçici bir cesaret vermesi gibi biraz menfaat sağlayabilirler. Ama: Bilesiniz ki bunların zararları faydalarından, günahları sağladıkları menfaatlerinden çok daha büyüktür. Sağladıkları neşe ve lezzetler gelip geçici olduğu halde tevlid ettiği zararlar hem kişisel hem de toplumsal olmak üzere çok korkunç boyutlara ulaşmaktadır. Tıpkı bulaşıcı hastalıklar gibi toplumun her kesimini sarma özelliği taşımak-tadırlar. Sadece müptelalarını değil, doğacak nesilleri de zehirleme istidadına sahiptirler. İçki içerek aklını ve iradesini iptal eden kişi, Allah’ın insan olma özelliği olarak kendisine verdiği en büyük nîmetlerden biri olan aklını felce uğratmış ve bir noktada insanlıktan çıkmış demektir. Aklı olmayan bir adamın yapamayacağı bir şey yoktur. Bu adam, şunu şu-nu da yapabilir mi demek zaittir. Adam da öldürür, karısını da boşar, çocuklarını da keser, dinden de çıkar. Şeytanın elinde oyuncak olmaktan kurtulamaz bu adam. Meysir (Kumar) pek çok oyunları içine alan geniş kapsamlı bir ifadedir. Genel olarak taraflardan birinin kaybetmesinin, ötekisinin de kazanmasının söz konusu olduğu herşey, her oyun kumardır ve haramdır. Piyango, loto, toto, at yarışları, tavla, satranç, iskambil gibi oyunların tamamı kumardır. Yenen kazanır, yenilen kaybeder temeline dayanan tüm oyunlar da kumardır ve haramdır. Buhârî’de Allah’ın Rasûlü: "Tavla ve satrançtan sakının! Çünkü onlar acemlerin kumarıdır." Buyurur (Buhârî Edeb’ül müfret) Yine Ebu Dâvûd ve İbni Mace’deki bir hadislerinde de: "Kim tavla oynarsa Allah ve Resûlü’ne karşı gelmiştir." Buyurur. Rabbim bu iki belâdan mü'minleri korusun inşallah. (İçki ile alâkalı bir soru soruldu) Bu konuda epey söz ettik, ama sorulan soru üzerine biraz daha söz edelim: Ayette geçen hamr kelimesini fakihlerin çoğu aklı gideren bütün içkileri kapsamına aldığını söylemişlerdir. Hanefiler hamrı şöyle izah etmişlerdir: Köpüklenip kuvvetlenen yaş üzüm suyu, yalnızca bu tür içkilerin ismi hamr'dır Bunun dışındaki sarhoşluk veren içkiler hamr kelimesinin şümûlüne girmez. Bu tür içkiler sarhoşluk verdiği için hamr'a kıyasla haramdır Fakihlerin çoğunluğu, sarhoşluk veren bütün içeceklerin azının da çoğunun da haram olduğunu ve hamr kelimesinin kapsamına dahil olduğunu söylemişlerdir. İslâm'dan önce ve İslâm'ın ilk devirlerinde, câhiliye Arapları içki içer ve bunu hayatın bir parçası gibi görürlerdi. İslâm beş şeyin korunmasına büyük önem vermiştir. Bunlar: Akıl, sağlık, mal, ırz ve dindir. İçki içen kimse bu beş unsuru da koruyamaz duruma düşer. Amerika'da içki aleyhtarlarının kurduğu bir teşkilat yeryüzünde ilk defa içkiyi kimin yasakladığını araştırır. İlk yasağın Hz. Muhammed tarafından ortaya konulduğu anlaşılınca O'nun hatırasına New York'ta "Muhammed Çeşmesi adını verdikleri bir âbide yaptırırlar. "Her sarhoşluk veren şey şaraptır ve her sarhoşluk veren şey haramdır. Bir kimse şarabı dünyada içer de ona devam üzere iken Tövbe etmeden ölürse âhirette Kevser şarabını içemez" (Müslim, Eşribe, 73). "Çoğu sarhoşluk veren şeyin azı da haramdır" (el-Askalânî, Bulûgu'l Merâm, Terc. A. Davudoğlu, lV, 61 vd.). Hz. Peygamber'e ilaç için şarap yapmanın hükmü sorulunca; "Şüphesiz şarap deva (ilâç) değil aksine derttir" (el-Askalânî, a.g.e, IV, 61). "Ümmetimden bir takım kimseler, çeşitli adlar koyarak içki içeceklerdir" (el-Askalânî, a.g.e, IV, 61). Buna göre insana aklını kaybettiren ve onu iyi ile kötüyü, hayırla şerri ayıramaz duruma getiren her şey içki sayılır. Sıvı veya katı olması sonucu değiştirmez. Afyon, eroin ve benzeri bütün uyuşturucular aynı niteliktedir. Çünkü bunları kullanan kişilerde aklın fonksiyonları değişir; uzağı yakın, yakını uzak görür; olağan şeylerden ayrılarak, olmayan ve olmayacak şeyleri hayal etmeye ve rüyalar denizin-de yüzmeye başlar. Bazı uyuşturucular da vücûdu durgunlaştırır, sinirleri uyuşturur, ruhsal çöküntülere yol açar, ahlâkı düşürür, iradeyi zayıflatır ve ferdi topluma faydasız hâle getirir. İşte İslâm dini, fert ve toplum için faydalı olan şeyleri emrederken, zararlı olanları da yasaklamıştır. İslâm'ın yasakları tıp tarafından incelendiğinde, bunların fert ve toplum yararına olduğu görülür. Nitekim, içki ve domuz eti gibi yasaklar ilmin ve tıbbın süzgecinden geçirilmiş, nice maddî ve mânevi zararları uzmanlarca açıklanmıştır. İslâm, içkinin içilmesini yasakladığı gibi, müslümanlar arasında ticaretini de yasaklamıştır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Peygamber (s.a.s) içki konusunda on kişiyi lanetlemiştir: Sıkan, kendisi için sıkılan, içen, taşıyan, kendisi için taşınan, içiren, satan, parasını yiyen, satın alan ve kendisi için satın alınan..." (Tirmizî, Büyû', 59; İbn Mâce, Eşribe, 6). Ancak günümüz müslümanları, İslâm’ın birçok hükmünü eğip büktükleri gibi, içki karşısındaki duyarlılığı da yitiriyorlar. İslâm’ın yasakladığı ve hoş görmediği birçok davranış Batı kültürünün etkisiyle onların da hayatına giriyor. Fâize müslümanlardan bazıları başka bir isim vererek, bazıları câiz diye fetvâ vererek, kimileri de günahını önemsemeyerek fâiz alıp veriyorlar. Kumara; toto, loto, piyango, at yarışı, sayısal, şans oyunu deyip takılıyorlar. Tesettüre; çağdaşlık, moda, kamusal alanda yasak deyip uymuyorlar. Bunun gibi bazıları da içki içmeyi, neredeyse kişiliği tamamlayan, normal bir davranış olarak kabul etmektedir. Peygamberimiz buyuruyor ki: “Ümmetimden bir grup, ‘hamr’ı (sarhoşluk veren içecekleri) kendi taktıkları bir adla helâl kılmaya çalışırlar.” (Dârimî, Eşribe 8, hadis no: 2106) Rabbimiz yeryüzünde bizim faydalanmamız için bir yığın helâl rızık yaratmışken, insanın kendine zararlı bir şeyi yiyecek veya içecek olarak seçmesi, ondan zevk alması akıl dışı bir olaydır. Ne yazık ki, Allah’a kulluk etmeyi hayatlarından çıkaranlar için ne içki yasağının, ne de diğer yasak ve emirlerin bir anlamı vardır. Bunlar canlarının istediğini yapmaya çalışırlar. Hoşlandıklarını yaparlar da yeryüzünü if-sâd ederler (bozarlar), azgınlaşır, haddi aşarlar, zâlim ve müstekbir olurlar. Yeryüzünü yaşanmaz hale getirirler. Hamr içmekle, önce insanın aklı, doğal işlevini kaybeder. Akılla beraber din konusundaki duyarlılık da gider. Sarhoşların nesilleri de içki içmenin zararını görürler. İçki içmekle işlenen cinâyetlerin, verilen zararların, batan ocakların, yitirilen şereflerin sayısı belli değildir. O yüzden Peygamberimiz; “İçki bütün kötülüklerin anasıdır” (Nesâî, Eşribe 44) buyurmuştur. İslâm, içki yasağını bir iman meselesi olarak ele alıyor. “Allah’a ve âhiret gününe iman eden hamr içmesin, Allah’a ve âhiret gününe iman eden içki içilen sofraya oturmasın.”, “Hamr içenin kalbinden iman nuru çıkar.”, “Üç kişi cennete giremez: Deyyus (karısını kıskanmayan), erkekleşen kadın ve içki düşkünü.” (Kütüb-ü Sitte, 8/169) Hz. Peygamber (s.a.s.) zamanında sarhoş için belli bir ceza yoktu. Tutuklanıp mahkemeye çıkarılan suçlu ayakkabılarla dövülür, tepiklenir, yumruklanır, çomaklanır ve kırbaçlanırdı. Bu suç için verilen cezanın en yüksek miktarı kırk kırbaçtı. Hz. Ömer'in (r.a.) halifeliğinin ilk günlerinde de aynı ceza uygulanıyordu. Fakat o suçların arttığını görünce, diğer sahabelere de danışarak cezayı seksen kırbaca çıkardı. İmam Malik, İmam Ebu Hanife ve bir rivayete göre İmam Şafiî de aynı görüşteydiler. Fakat, İmam Ahmed b. Hanbel ve bir başka rivayete göre İmam Şafiî, içki içmenin cezasının kırk kırbaç olduğu fikrindedir. Hz. Ali (r.a.) de kırk kırbacı kabul etmiştir. İslam fıkhına göre, yasağın üzerinde durmak İslâm Devleti'nin görevidir. Nitekim, Hz. Ö-mer (r.a.) zamanında Beni Sakif kabilesinden Ruveyşid adlı bir adamın dükkanı, içinde gizlice şarap üretilip satıldığı için yakılmıştır. Başka bir seferinde ise, şarap sattıkları için bir köyü yaktırmıştır. (Tefhîmu’l Kur’an, Mâide, 90. âyetin tefsiri). "Allah Teâlâ hastalığı da ilacı da indirmiştir. Ve her hastalığa bir ilaç var etmiştir. Öyleyse tedâvi olun. Ancak haram olan şeyle tedâvi olmayın." (Ebû Dâvud, Tıbb 11, hadis no: 3874) “Allah sizin için haram kıldıklarında şifâ yaratmamıştır.” (Tâc, c. 3, s. 212) İçki, sadece içene zarar vermekle de kalmaz; İçki içmenin toplumsal ve psikolojik yönleri bulunmaktadır. Çünkü içki, bireyin âilevî, sosyal ve meslekî faâliyetlerini önemli ölçüde aksatmaktadır. Alkol bağımlısı olan kişilerde sinir sistemi işlevinde birçok bozukluklar ortaya çıkmasına bağlı olarak şizofreni ve duygusal bozukluklar meydana gelmektedir. Aynı zamanda da, alkolik olan kişinin; işini, âilesini, yaşamını kaybedebildiği, alkolik kadınlarda ise, çocuğun özürlü veya sakat doğurma ihtimalinin çok yüksek bir düzeyde olduğu ve büyük oranda streslere yol açtığı da tespit edilmiştir. "Peygamberim! Yine sana neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki ihtiyacınızdan fazlasını verin! Allah size âyetlerini böylece açıklar, ta ki düşünüp ibret alasınız." a: Nasıl infak edeceklerini, kimlere infak edeceklerini soruyorlar bir. b: Bir de neyi infak edeceklerini soruyorlar. Sorunun birinci şıkkını yukarıda anlatmıştı Rabbimiz. Yâni kimlere infak etmeleri gerektiği önceki âyette anlatılmıştı. Sorunun ikinci şıkkına gelince, buyurur ki Rabbimiz: Peygamberim de ki; ihtiyaç fazlasını infak edin! Kendinize, ehlinize ihtiyacınız kadarını bırakın gerisini infak edin! diyor Rabbimiz. Peki ihtiyaç nedir? Ne kadardır ihtiyaç? İşte burada curcuna başlıyor. İhtiyaç kişiye yetecek kadar miktardır ya, işte burada problem başlıyor. Yetecek kadar. Efendim bu devirde aylık elli milyon da gelse yet-miyor yâni demeye başlıyor müslümanlar. Elbette ihtiyaç felsefemizi İslâm değil de kendimiz belirlemeye kalkarsak yetmeyecektir. Böyle bir hayatı yaşarken de infak edecek bir şeylerimiz kalmayacaktır. Meselâ üç beş yüz milyonluk bir evde oturma imkânımız varken beş on milyarlık bir evde oturuyorsak elbette infak edecek bir şeyimiz kalmayacaktır. İki üç milyarlık bir arabaya binmeye kalkıyorsak, elbette infak imkânımız kalmayacaktır. Normal bir ailenin bir yılda yiyebileceği bir miktarı evimizde bir ayda tüketmeye çalışıyorsak elbette infak im-kânımız kalmayacaktır. Ama eğer yetecek kadar bir hayatı yâni Allah ve Rasülünün belirlediği bir hayatı yaşıyorsak, elbette bizim de infak edebileceğimiz bir şeylerimiz olacaktır. Yetecek kadar bir hayat; Allah ve Resûlü’nün istediği bir hayattır. Onun dışındaki hayat ise ihtiyaçsızlığın ihtiyaç haline getirildiği bir hayattır. Evimize, kendimize yapacağımız harcamalarımızı asgariye indirebilmeliyiz ki, harcamalarımızı kısarak israfı önlemeliyiz ki bizim de infak edecek bir şeylerimiz olabilsin. Elbiselerimiz eskiyince bir yenisini alacaksanız, öbürünü tasadduk edin. Allah’ın Rasûlü Hz. Ai-şe’ye şöyle buyurur: "Ey Aişe eski elbiseni tasadduk et ve hiçbir zaman gururlanma!" Bir sahâbe geliyor Rasulullah’a: Ya Rasûlallah biz evde yiye-ceğimizi yetiştiremiyoruz! Geçinemiyoruz! Rızkımız yetmiyor! Darlık ve sıkıntı içindeyiz! Bizim rızkımızın bize yetmesi için, bu darlıktan kurtulabilmek için bize ne tavsiye edersin ey Allah’ın Rasûlü? Deyince, Rasûl-i Ekrem: "Galiba evde ayrı ayrı kaplardan yiyorsunuz. Öyle yapmayın hepiniz tek kaptan yiyin" Buyurur.