Bakara Suresine Dön

Bakaraالبقرة

22. Ayet

22Bakara Suresi

اَلَّذ۪ي جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ فِرَاشًا وَالسَّمَٓاءَ بِنَٓاءًۖ وَاَنْزَلَ مِنَ السَّمَٓاءِ مَٓاءً فَاَخْرَجَ بِه۪ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَكُمْۚ فَلَا تَجْعَلُوا لِلّٰهِ اَنْدَادًا وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

O (Rabb ki) yeryüzünü sizin için bir döşek, gökyüzünü de tavan kıldı. Gökten su indirdi ve onunla size rızık olarak (çeşitli) ürünler çıkardı. (Öyleyse bütün bu gerçekleri ikrar edip) bildiğiniz hâlde Allah’a eş/ortak/denk koşmayın.

Dipnot

Yalnızca Allah’a (cc) kulluk yapmanın gerekliliği fıtrat ve akılla bilinir. Yaratan ve rızık veren kim ise teşekkür/kulluk ona yapılmalıdır. Yaratan ve rızık verenin Allah (cc) olduğunu ikrar eden, ancak dua, adak, kurban gibi ibadetlerini başkalarına yapan veya Allah’ın (cc) dışındaki varlıkların kanunlarına boyun eğen kimse, bile bile Allah’a (cc) ortak/denk/eş kılmış olur. (bk. 2/Bakara, 164)

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

22:"O Allah ki; yeryüzünü sizin için döşek yapmış­tır. Gökyüzünü de sizin için bina yapmıştır. Gökten su in­direrek onunla size rızık olmak üzere mahsuller meydana getirmiştir. O halde, bile bile Allah’a nidler bulmayın." Sizin Rabbiniz, sizin kendisine kul olmanız, sizin hayat prog­ramlarınızı kendisinden almanız gereken Rabbiniz O Allah ki, O öyle lütuf sahibi bir Allah ki, şu altınızdaki yeri sizin için bir döşek yapmış. Size bir yatak yapıp rahatınıza sunmuştur onu. Orada yatıp kalkıyor, orada uyuyup uyanıyor, orada dayanıp oturuyorsunuz. Altınızdan çe­kiliverseydi bu döşek, nerede karar kılardınız? Öyle olmasaydı nerede yatıp, nerede otururdunuz? Demek ki bizi yaratan; ama yarattığı gibi öyle başı boş bırak­ma­yan, kendi halimize terk etmeyen ve hayatımızın devamı için dün­yada yaşam şartlarımızı da ayarlayan bir Rab'le karşı karşıyayız. Ha­yat; ama en az onun kadar önemli olan bu hayatın devamı. Dünyayı bizim için yaşam yeri olarak hazırlayıvermiş Rabbimiz. Şimdi burada bir soru sorayım size: Eğer bu dünya in­sanların elinde olsaydı, in­sanların mülkünde olsaydı bu kadar cö­mertçe onu insanlara sunabilir miydi? Şu gökyüzü, şu semamızın simasını süsleyen yıldızlar, şu ge­cemizin zülüflerini aydınlatan hi­lal, şu bize her saniye ısı ve ışık gön­deren güneş, şu her ân te­neffüs ettiğimiz hava, şu kıymetini bilmeden tükettiğimiz sular, eğer bir insanın, ya da insanların elinde olsaydı; onu, ondan bu ka­dar rahat alabilir miydiniz? İşte sizin böyle cömert bir Rabbiniz var. Kimin ekmeğini yiyip kimin kılıcını salladığınızı bir düşünün. Kimin nîmetlerinden istifade edip de kimlere kulluk ettiğinizi bir düşünün. "Gökyüzünü de sizin için bina yapmıştır." Üzerinize de sema bina etmiş. Gök inşa etmiş, ya da gökyü­zünü yapılandırmış, arzı sema ile birlikte yapılandırmıştır. Yâni başı­nızın üstündeki şu gök kubbeyi de bu döşeği örten muhteşem bir ta­van yapmıştır. Şimdi söyleyin bakalım! İnsan olup ta bu dö­şeğe ku­rulmayan var mı? İnsan olup ta bu evde oturmayan? Bu binadan isti­fade etmeyen var mı? Allah’ın sizin için yarattığı bu muazzam binanın yanında fakirlerin imrendiği, zenginlerin gurur­landığı şu köşklerin, şu villaların ne önemi olabilir de? Hepiniz aynı hanede oturan, hepiniz bir döşekte yatan bir aile değil misiniz? Öyleyse kimin evinde oturduğu­nuzu, kimin döşeğinde yattığınızı, kimin eşyalarını kullandığınızı bir düşünün! Düşünün de kime kul olmanız gerektiğini iyi anlayın! Sonra da: “Gökten su indirerek onunla size rızık olmak üzere mahsuller meydana getirmiştir." Yâni o semanın bir birimi olan bulutlardan su indirmiştir Al­lah. Ve o indirdiğimiz suyla sizin için bitkiler bitiriyoruz. Siz bunları bilirsi­niz, biliyorsunuz. Gözünüzün önünde her gün yaşıyorsunuz bunları. Ayrıca bunları bilmek için, bildirmek için deliller getirip fel­sefeler yap­maya gerek de yoktur. Öyleyse: Bütün bunları anladı­nız mı? Öyleyse hemen arkasından bu kadar bunları bilip bilip de: "O halde, bile bile Allah’a ortaklar bulmayın." Bütün bunları yaratan, bütün bu nîmetlerle sizi perverde eden Allah’tan başka bir İlâh olmayacağını bilip dururken, Allah’a nidler, eşler, ortaklar aramaya, bulmaya kalkmayın! Rızasını ka­zanacağınız, kendilerine kulluk edeceğiniz, hayat programlarınızı kendilerine sora­cağınız, sistemlerini sistem kabul edeceğiniz Al­lah’tan başka Rabler, Allah berisinde efendiler bulmaya kalkma­yın! Veya Allah’ı sadece ha­yatın bazı bölümlerine karışan, ama öbür bölümlerde yetkisiz kabul etmeyin! Namazınıza karışan, ama kılık kıyafetinize karışmayan, Oru­cunuza karışan, ama hukuku­nuza karışmayan, mescidinize karışan, ama kazanmanıza, harca­manıza, çocuklarınızın eğitimine, sofranıza, ev tefrişlerinize, dü­ğününüze derneğinize, okumanıza yazmanıza, meslek seçimi­nize karışmayan bir Allah kabul etmeyin. Hayatınızın bazı bölüm­lerine karışan, Allah dışında o bölümlerde söz sahibi olan varlıklar, efendiler, amirler bulmayın! Diyor Rabbimiz. Ve yapılan iş de bu­dur Allah korusun bugün. Yâni Allah’ı sabah namazının rekatları konusunda söz sa­hibi, ya da meselâ oruç konusunda yetkili, ya da dua ederken ellerin nasıl açılacağını belirleme konusunda yetkili, ama geri kalan konularda sosyal, ekonomik, siyasal, bireysel ve toplumsal konularda Allah’ı yet-kisiz kabul ederek Allah’tan başkalarını yetkili kabul edersek veya bütün bu konularda Allah’la beraber başka yetkililer kabul edersek o zaman Allah korusun şirkin ucu görün­müş olacaktır hayatımızda. Önce şu genel kuralı bir söyleyelim: Herhalde benim anladı­ğıma göre Allah şunu anlatıyor bize: Allah semadan, arzdan, yâni bi­zim âlem dediğimiz, tabiat dediğimiz şeylerden söz ediyorsa, kendi­sini bize Âlim ve Kadir olarak tanıtıyor demektir. Yâni Allah’ın hem güçlü olduğunu, hem de bilgili olduğunu anlıyo­ruz bundan. Bir bakın semaya! Var mı yapabilecek bir benzerini? Bakın semaya! Var mı bir düzensizlik? Var mı bir uyumsuzluk? Bir eksik gedik? Peki var mı benden başka bunu yapabilecek birileri diyor Rabbimiz. Öyleyse bilesiniz ki bunu yapabilen, bunu becerebilen Al­lah elbette sizin hayatınızı da düzenlemesini bilecektir. Elbette si­zin hu­kukunuzu da bilecektir. Elbette sizin nasıl giyinmeniz gerek­tiğini, nasıl kazanıp nerede harcamanız gerektiğini, çocuklarınızı nasıl eğitmeniz gerektiğini, hayatınızı nasıl düzenlemeniz, nasıl bir sistem içinde ya­şamanız gerektiğini de bilecektir. Öyleyse gelin inat etmeyin! Gelin benden başka Rabler ara­mayın! Gelin hayatınızda benden başka söz sahipleri olmasın! Gelin benden başkalarının hatırına iş yapmaya kalkmayın! Gelin benden başkalarının kanunlarına uymayın! Gelin çevreyi dinleme­yin! Gelin modayı hesaba katmayın! Gelin âdetleri benim önüme geçirmeyin! Gelin benim dûnumdakileri benim makamıma koyma­yın! diyor sanki Rabbimiz.. Çünkü Rab olma özelliği, İlâh olma özelliğidir bunlar, bu an-lattıklarım. Öyle değil mi? Rab olan yaratıcı olmalı değil mi? Ka­nun koyan yaratıcı olmalı değil mi? İlâh olan yaratıcı olmalı değil mi? Sözü dinlenecek, kendisine kulluk yapılacak varlık yaratıcı olmalı değil mi? Hani şu benim dışımda Rab kabul edip de ka­nunlarına uymaya çalış­tıklarınız bugüne kadar ne yaratmış bir gösterin bakalım? Rab olan kadir olmalı değil mi? Âlim olmalı değil mi? Rab olan İlâh olmaya lâyık olan değil mi? Öyleyse Allah tek Rabtir ve tek İlâh’tır! Diyeceğiz. Kâdir olmanın iki anlamı vardır: 1- Her şeye güç yetiren, gücü her şeye etkili olan, mutlak ga­lip, alt edilmez, yenilmez, karşı gelinmez demektir. 2- Her şeyi kadir olan, her şeyi takdir eden, her konuda ölçü ko­yan, ölçüt vazeden demektir. İşte böyle bir Allah’a nidler, eşler, or­taklar bulmayın! Buhârî ve Müslim, İbni Mes'ud’dan Rasûlullah Efendimizin şöyle buyurduğunu rivâyet eder: İbni Mes'ud diyor ki: Ben sordum Rasûlullah’a: “Ey Allah’ın Re­sûlü, en büyük günah hangisidir?” Resûl-i Ekrem buyurdu ki: "Seni Allah yarattığı halde başkalarını ona ortak kılmandır!" Başka bir hadislerinde Allah’ın Resûlü şöyle buyurur: "Sakın ha! Sizden biriniz: "Allah ve falan di­lerse"! Demeyin!” Başka bir hadislerinde: "Sakın ha! "Allah ve Resûlü dilerse!" Demeyin! Sa­dece Allah dilerse deyin" Buyurur. İbni Abbas der ki: Bir adam Rasulullah’a: "Allah ve sen dilerseniz!” demişti de Allah’ın Rasûlü ona şöyle buyurdu: "Sen Allah’a şirk mi koşuyorsun? Yalnız Allah di­lerse! Deyin" Buyurdu. Hadisi İbni Mâce rivâyet eder. Yine âyetin tefsi­rinde İbni Abbas der ki: "Size hiçbir fayda ve zarar vermeyecek olan şeyleri Allah’a ortak koşmayın! Çünkü Size Allah’tan başka rızık ve şifa ve­rici yoktur." Öyleyse kesinlikle hiç bir şeyi Allah’a ortak koşmayacağız. Eğer şu köpek olmasaydı eve hırsız girerdi. Falanca olmasaydı bu işi beceremezdim. Evvel Allah sen olmasaydın işim bitikti. Evvel Allah doktor olmasaydı kurtulamayacaktım. Gibi sözlerden sakı­nalım, çünkü bunların hepsi endad kokusunu çağrıştıran sözlerdir. Şirk ko­ku-sunu çağrıştıran sözlerdir. Anladınız değil mi? Anlıyorlar, kavrıyorlar ama yine de Al­lah’ın hayata karışması konusunda endişeleri var. Evet anladık Allah, belli ama, bu Allah’ın bize böyle emirler gönderdiği, Pey­gamberler ve ki­taplar gönderdiği ne malum? Bu Allah’ın bizim ha­yatımızı düzenlemek üzere vahiy gönderdiği ne malum? Bu Kur’an’ın gerçekten Allah ke­lâmı olduğu ne malum? Bu konuda kuşku içindeyiz! Şüpheleniyoruz diyerek reddediyorlar. Onun için Cenab-ı Hak hemen bunun ardından bu konuda, peygamber ve kitap konusunda Allah’ın insan hayatına karışması konusunda şüphede olanlara seslenir. Zaten kâfirin kâfir olmasında tek sebep budur. Bakıyoruz ta­rihte hep böyle olagelmiş: Mülk sûresinde Rabbimiz kâfirlerin şöyle dediklerini anlatır: "Allah hiç bir şey indirmemiştir. sizler ey peygam­ber­ler! Olsa, olsa bir şaşkınlık içindesiniz." (Mülk:9) Allah bize bir şey indirmemiştir! Allah hiç bir şey indirmiş de­ğil­dir! Yâni evet Allah vardır, Allah büyüktür, Allah yücedir, Al­lah’ı seve­rim, Allah güzeldir, bütün bunlar tamam ama Allah bizim hayatımıza karışmaz. Hâşâ şu semayı ve arzı yaratan, yıldızları, ayı, güneşi ya­ratan, dünyamızdan milyonlarca kere daha büyük şu sistemleri, şu galaksileri yaratan, bu kadar âlî, bu kadar yüce olan Allah, kalkacak minnacık bir dünyanın içinde, minnacık bir Konya’nın içinde, minnacık bir evin içinde, minnacık bir varlık olan benim hayatımla ilgilenecek. Bana vahiy gönderecek. Bana bilgisini aktaracak. Beni muhatap ka­bul edip hayatıma düzen verecek. Olacak şey değildir bu. Ya da bu kadar yüce bir Allah kalkacak da benim kılık kı­ya-fetimle, benim hukukumla, benim eğiti­mimle ilgilenecek ve bu konuda bana âyet indirecek, vahiy gönde­recek, olacak şey değildir bu! diyor­lar. Allah’ın yüceliğini kabul ediyorlar ama yerinde dursun bu Allah, bizim hayatımıza karışma­sın demeye çalışıyorlar. Kitap göndermesin, peygamber gönder­mesin, arzularını bize bildirmesin, çünkü o zaman O’nun arzularıyla bi­zim keyiflerimiz çatışacak, Onunkini dinlesek ol­mayacak, dinleme­sek olmayacak. İyisi mi O böyle bir şey yapmaz, bi­zim hayatımıza karışmaz demeye çalışıyorlar. Meselâ öyle bir dükkan açsak ki beşerî ihtiyaçların tamamı var olsa orada. Bir insana ihtiyaç olan her şey var bilsek orada. Ama buna rağmen bir adam ihtiyaçlarını temin için yine de oraya gitmi­yorsa bunun sebepleri vardır: 1- Ya adam orada olmayan bir şeyi, yâni kendisi için ihtiyaç ol­mayan bir şeyi kendisi için ihtiyaç kabul etmiştir ve o ihtiyacını oradan karşılayamayacağını bildiği için oraya gitmemekte ve başka yerlere gitmektedir. Aslında o aradığı ihtiyaç değil; ama o, ihtiyaç zannet­mek-tedir. Meselâ iskambil kağıdı alacak adam, ama orada yoktur o. Yâni ihtiyaç değildir o. Adam onu kendine ihtiyaç zannettiği için başka yerlerde aramaktadır onu. 2- Veya dükkan hakkında yanlış bilgilendirilmiştir adam. Me­selâ ihtiyaç denince, bu dükkanda tüm ihtiyaçlar temin edilir denince adam sadece ekmek ve zeytinyağı satılıyor zannetmiştir ve aradığı şeyler konusunda: Yok ya! Bu da olur mu orada? diye­rek gitmemiştir oraya. Maalesef müslümanların büyük bir çoğun­luğu böyle gafildir. İslâm’a niye müracaat etmezler? Kur’an’a niye sormazlar? Allah’a niye sormazlar? Dükkana alış veriş için niye gelmezler? Bu iki se­bepten yâni. Yahu bu da Allah’a sorulur mu yâni? derler ve onun da Allah’a sorulacağının farkında değiller de ondan sormazlar. Boşanırlar sormazlar, evlenirler sormazlar, dükkan açarlar sor-mazlar, meslek seçerler sormazlar, hukuk yaparlar sormazlar, düzen kurarlar sormazlar. Niye? Sanki yahu bu da Allah’a sorulur mu? Di­yorlar. Oysa en bilen Allah’tı. Mutlak bilen Allah’tı. En so­rulacak Al­lah’tı. Her şeyden haberdar olan Allah iken, insanlar ona sormuyorlar da hep başkalarına soruyorlar. Niye? Yanlış bilgilen­mişler de ondan. Bu insanların yaptıklarını, yapacaklarını, hayatlarını, hayat prog­ramlarını Allah’a sormayışlarının bir başka sebebi de galiba şu­dur: Herhalde soracakları konuda Allah’ın ne diyeceğini, nasıl bir yol tarif buyuracağını önceden bildikleri için işlerine gelmeyeceği korku­suyla sormuyorlar. Allah’ın o konuda ne diyeceğini bildikleri için di­yor-lar ki: Yahu şimdi sorarsak dediğini yapsak olmayacak, yapmasak ol-mayacak. En iyisi mi Ona sormadan yapalım yapacaklarımızı ve ra­hat edelim diyorlar. Meselâ şimdi benim akrabalarımdan, arkadaşlarımdan kimileri kimi konuları bana hiç sormazlar. İş bittikten sonra duyarım çoğunu. Niye böyle yaparlar. Eh önceden o konuda benim kendilerine ne di­yeceğimi bildikleri için sormuyorlar. Şimdi buna sorarsak bizi bu işten engellemeye çalışacak. İyisi mi bunun haberi olmadan bu işi yapalım diyorlar. Galiba bugün hayatlarını Allah’a sormadan, Allah’ın kitabı ve Rasûlünün onayını almadan yaşayanlar da bunun için böyle yapıyor­lar. Allah’ın o konuda ne diyeceğini bildikleri için huzurları kaçmasın diye sormuyorlar. Demek ki insanlar Allah’ın insan hayatına karışma yetki­sine karşı çıkıyorlar. Tarihte Aristo ekolüdür bu. Demokrasinin te­meli de buna dayanır. Allah dünyayı yaratmış, sonra yarattığı dünyaya dönüp şöyle bir bakmış, dünya demiş, denî demiş, değ­mez demiş ve salı­vermiş. Ne haliniz varsa kendiniz görün! Demiş. Evet yaratıcı olarak Allah var, ama yarattıklarına karışıcı ola­rak Allah yok diye bir felsefe geliştirmiş. Yaratıcı olarak Allah var ama hayata karışıcı olarak, kitap ve peygamber gönderici ola­rak Allah yok diye demokratik bir sistem geliştirmiş. Dünyayı biz idare ederiz, hu­kuku biz yaparız, hayatı biz düzenleriz, keyfimize göre hareket ederiz, Allah hiç bir şeye karışmaz mantığı. Zaten tüm demokratik ülkelerin Allah’ı, Aristo’nun Allah’ıdır. Dünyayı yaratmış ve arkasından yorulup dinlenmeye çekilmiş veya onu beğenmeyerek, onunla ilgilenmeyerek onun idaresini bize bıra­kan, onun idaresiyle alâkalı ne kitap, ne peygamber, ne vahiy gön­der-meyen bir Allah. İşte Allah bu bölümde buyurur ki: Eğer bu konuda bir şüphe­niz varsa sizin ölçünüz olarak size Allah’ın karışması, sizin hayatınıza Allah’ın karışması adına Allah tarafından Peygamberi vasıtasıyla size ulaştırılan bu kitaptan bir şüpheniz, bir tereddüdü­nüz varsa: