249:"Talût ordusuyla birlikte ayrılınca, yola koyulunca. “Allah sizi bu nehirle imtihan ediyor. Kim bu sudan bu nehirden (doya doya, kana kana) içerse o benden değildir.Ancak eliyle bir avuç alan da müstesnadır. Azı müstesna pek çoğu ondan içiverdiler. Talût ve beraberindeki iman edenler karşıya geçdikten sonra bir grup, bu sefer dediler ki: "Bugün bizim Câlut’a ve ordusuna karşı koyacak gücümüz kalmadı!” Dediler. Muhakkak Allah’a kavuşacaklarını bilenlerse dediler ki: Nice az topluluklar Allah’ın izniyle kendilerinden kat kat sayıca fazla toplulukları yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir." Kaç kişi kaldı? 2000 kişi falan. Bunlarla yola çıktı. Başlarında Talût olduğu halde ilerleyen ordu çok susamış ve yorulmuştu. Önlerine bir nehir çıktı. Kumandan onları imtihan etmek için dedi ki: "Allah sizi bu nehirle imtihan ediyor. Kim bu sudan, bu nehirden doya doya, kana kana içerse o benden değildir." İmtihan bu. Ya mantığı ne bunun? Mantığı filan olmaz bunun. Namaza başlarken elleri niye kaldırıyoruz. Mantığı ne bunun? Mantığı olmaz bunun. Allah öyle demişse öyledir. Abdestte niye böyle yapıyoruz? Sadece elimizi yıkayıverip de namaza öylece dursaydık olmaz mıydı? Mantığı olmaz bunun. Mantık teslimiyettir. Allah öyle istemiştir o kadar. Allah sizi imtihan ediyor bu nehirle. Önlerinde şırıl şırıl su akıyor. Yoldan gelen yorulmuş 2000 kişilik bir ordu, susamışlardı da elbette ve Allah onları bu suyla imtihan ediyor. Hem de üstelik tam o suya ihtiyaçları olduğu bir zamanda. Şimdi de bizden asarız, keseriz, vururuz, kırarız, savaşırız diyenler... Yokluğa razı mısınız? Kuru ekmeğe razı mısınız? Hapse razı mısınız? İşkenceye razı mısınız? Becerebiliyor musunuz? Tamam o zaman varsınız demektir. Değilse işte yemekten sonra yapılan cihad edebiyatlarından başka bir şey değildir bunlar. Geçenlerde bir arkadaşı sıkıştırdılar. Efendim işte birleşelim. Biatleşelim! Yeter artık filan diye sıkıştırdılar. Arkadaş tamam dedi. Ciddi misiniz? Eğer bu teklifinizde ciddiyseniz hadi o zaman üç teklifim var bunlara evet diyorsanız hemen ben hazırım dedi. Merakla nedir bu tekliflerini bir duyalım! Dediler. Arkadaş tekliflerini şöyle sıraladı: 1- Mutlaka her gece kalkacaksınız ve Kuran sünnet okuyacaksınız. 2- On yıl evinize çok zaruri yiyecekten başka hiç bir şey almayacaksınız. 3- Bundan başka tüm malınızı ve paranızı Allah yolunda ortaya koyacaksınız. Hadi buyurun. Hani fareler toplanmışlar da, kediye bir çözüm bulsak diye. Şöyle umur görmüş yaşlı bir fare demiş ki: Kedinin boynuna bir zil takalım, o gelirken bizim haberimiz olur kaçar ve kurtuluruz. Tamam demişler çok mükemmel. Peki kim takacak bunu? Herkes dağılmış. Aynen öyle dağılıverdiler. Vakıf kur, dernek kur, devlet kur, bir şey yok bunda. Çok kolaydır bunlar. Kişinin hayatı değişmedikten sonra çok kolaydır bunlar. Ama önemli olan Allah’ın istediği gibi yaşayışa geçmektir değil mi? Allah onları varlıkta yoklukla imtihan etti. Biz bunun benzerlerini yaşıyoruz şimdi. Meselâ binlerce kadın; ama bir avuç müstesna. Namusumuzu muhafaza edebiliyoruz.. Binlerce içki, ama biz sabredebiliyoruz. Dedi ki Talût içtin mi kaybettin imtihanı. İçmedin mi bendensin. Peki hiç mi içmeyeceğiz? Hayır. Bir avuç müstesna. Şöyle bir avuç müstesna. Bir avuç içebilirsiniz. Anlatıldığına göre bir avuç da susuzluğu gideriyormuş. Biraz fazla içti mi adamın dudakları morarıp karnı şişmeye başlıyormuş. Sanki burada anlatılan dünya gibi. Yâni sanki Allah dünyadan bir avuç müstesna gerisiyle ilgilenmeyin diyor. Dünyadan ihtiyacınız kadarını alın gerisini üzerinizde, midelerinizde, kalplerinizde taşımayın diyor. Değilse çoğalınca şişersiniz, ağırlaşırsınız, onunla meşguliyet sizi cihattân da kulluktan da alıkor diyor. Dünyadan, dünya malından bir avuç yeter. İhtiyacınız kadarı yeter. Bu bir avuç tabiri ihtiyaç demektir. İhtiyacınız kadar ilgilenin dünyayla. Değilse bir dükkan, bir dükkan daha, bir arsa bir arsa daha, bir ev bir ev daha, bir araba bir araba daha şişmeye başlıyor adam. Veya bir makam bir makam daha, bir koltuk bir koltuk daha derken adam yükselmeye başladıkça sendelemeye başlıyor. Meselâ adamın cüzdanının birazcık şişmesi bile bu kadarcık yükseklik bile kimilerinin başını döndürüyor değil mi? Sendelemeye başlıyor adam. İşte burada da dünya ile böyle ihtiyaçtan fazla içi içe olanlar imtihanı kaybettiler diyor âyet-i kerîme. Bunların imtihanı kaybettiklerini Kur’an söylüyor. Belki kâfir olmadı bu adamlar ama imtihanı kaybettiler. Yâni dünyayla bu kadar fazla ilgilenenler kâfirdir demek istemiyorum. Bakın Medine’de gelen ticaret kervanına meyledip, Rasulullah’ı hutbede terk edenlerin durumu da aynen böyledir diyoruz. Peki bunlar ne yaptı? "Azı müstesna pek çoğu içiverdiler." Az bir kısmı hariç pek çoğu yan çiziverdiler, o sudan içiverdiler gene ve imtihanı kaybettiler. Bunlar o ırmağın kenarında dökülüp kaldılar, Talût’la beraber karşı tarafa geçemediler. Kaç kişilerdi? Misal 2000.. Çoğu, yâni 1200 kadarı içip elendi, geriye ne kaldı? 800 kişi filan imtihanı başarıp karşıya geçtiler. "Talût ve beraberindeki iman edenler karşıya geçdikten sonra bir grup, bu sefer dediler ki:" Kimdi bunlar? Üç imtihanı başarmış, üç elekten geçmiş insan-lardı bunlar. Bu sefer dediler ki bunlar: "Bugün bizim Câlut’a ve ordusuna karşı koyacak gücümüz kalmadı! Dediler." Bizim gücümüz kalmadı arkadaş; Takatimiz kalmadı. Sıfırı tükettik. Bu iş buraya kadar! Evet meliksin, komutansın filan; ama az mı çektik biz buraya kadar? Sudan bir yudum içtik. Fakirim ben efendim! İmkânım yok efendim! Evim yok, param, pulum yok! Bugün gücümüz yok, imkânımız yok! Dediler. Param olsa infak ederim. Zamanım olsa ben de çalışırım. İlmim olsa ben de anlatırım. Ne yapayım ki bunlar yok bende diyen bizler gibi. Düşmanla karşı karşıya gelince, bugün bizim savaşacak halimiz yok, gücümüz yok hele bir dinlenelim. Bir soluk alalım . Hele bir başım sakin olsun. Oğlanı kızı evlendirelim. Okulu bitireyim! Hele bir doktoram bitsin.Önce bir cemaat olalım. Hazırlık yapalım. Kendimizi toparlayalım. Şu anda bu işe hazır değiliz diyerek karşıya geçenlerin çoğu tekrar eleniverdi. Bir beş yüzü daha gittiyse kaldı geriye üç yüz küsur insan. Buhârî Bera bin Azib’in şöyle dediğini rivâyet eder: Bunların sayısı Bedir günü Rasulullah’ın yanında bulunan ashabının sayısı kadardı, bu da 313 kişidir. Evet Allahu âlem otuz bin insan elene elene bu kadar kalmıştı. Ne kadar az değil mi? Peki size göre az mı bu sayı? Hayır az değil bu rakam. "Nihayet onlar o vaadolundukları şeyi gördükleri zaman artık bileceklerdir ki kimin yardımcısı en zayıfmış ve sayıca en az olan kimmiş?” (Cin: 24) O yarın belli olacak. Kim azmış, kim çokmuş. Bunu cehennemi görünce anlayacaklar. Kim daha zayıfmış. Kim daha güçlüymüş. Kimin sayısı azmış. Kimin sayısı çokmuş. Kimin yardımcısı güçlü? Kimin yardımcısı zayıfmış yarın anlayacaklar bunu diyor Rabbimiz. Vah müslümanlar vah! Sanki nüfus sayımcıları mübârekler! Sanki çoğalmak azalmak görevlileri zavallılar Zayıfız! Güçsüzüz! Mus’taz’afız ne yapalım? Derdindeler. Bir bölge düşünün. Meselâ diyelim ki Chicago. Kaç müslü-man var orada? Sekiz kişi, on kişi. Peki bunlar çok mu azlar? Yarın anlayacaklar bunlar çok mu olduklarını az mı olduklarını. Kim azmış kim çokmuş? Kimin yardımcısı güçlü, kimin yardımcısı güçsüzmüş bunu yarın anlayacaklar. Allah’la beraber olan bir tek mü'min aslında tüm dünyadan güçlüdür. Allah’a inanan bir tek mü'min aslında Adem’le beraberdir, Nuh’la beraberdir, tarihin derinliklerinde tüm peygamberlerle, tüm meleklerle ve tüm mü'minlerle beraberdir. Çünkü iman ehli asla yalnız değildir. Allah’a inanmış bir tek mü'min karşısında bütün dünya dize gelecektir. Ama yeter ki o mü'min kimlerle beraber olduğunun farkında olabilsin. Kimin safında olduğunu anlayan bir mümin, yardımcısının Allah olduğunu bilen ve buna iman eden bir mümin karşısında bütün dünya vız gelecektir. Tüm dünyaya meydan okuma cesaretini bulabilecektir kendisinde. Ey müslümanlar! Sakın ha bulunduğunuz yerde azdık, mus’-taz’aftık, güçsüzdük, yapamıyorduk, beceremiyorduk demeyin. Azlığınızın ezikliği içine düşmeyin. Azlık psikolojisi içine düşmeyin ve kimin safında olduğunuzu bir düşünün. Yardımınızda olan Allah’ın gücünü kuvvetini bir düşünün. İşte bakın Allah’a Allah’ın istediği biçimde inananlar dediler ki: "Muhakkak Allah’a kavuşacaklarını bilenlerse dediler ki: Nice az topluluklar Allah’ın izniyle kendilerinden kat kat sayıca fazla toplulukları yenmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir." Her ân, her dakika Allah’la karşı karşıya gelecekleri zannıyla yaşayanlar dediler ki; Her ân Allah’la karşı karşıya gelivereceklerine inananlar. Yâni her ân ölüp de Allah’ın huzuruna çıkacakmış gibi yaşayanlar. Şu sözü bitirmeden, şu lokmayı yutmadan ölüm geliverecek ve biz hesap kitap için Rabbimizle karşı karşıya geleceğiz hesabı içinde yaşayanlar. Ölümü her ân yanlarında bilenler. Ölüm için hazırlık yapanlar, hesabı kitabı sağlam tutanlar, kasa hesabını her ân sıfırla-yıp da ölümü bekleyenler. Bunlar için ölüm korkulacak bir şey değildir. Neden korksun da adam? Zaten hazırlığını yapmış, kasa hesabını sıfırlamış, envanterini düzgün yapmış niye korkacak da bu adam ölümden? Ha üç gün evvel gelmiş ha beş gün sonra gelmiş ne fark edecek ? İşte böyle ölüme ve şehâdete inanmış olanlar dediler ki: “Biz azmışız, düşman bizim bin katımızmış ne gam? Allah’ın yardımı var ya. Allah’ın izniyle nice azların nice çoklara galip geldiğini, geleceğini biliyoruz. Allah’ın yardım ettiği insanların asla mağlup olmayacaklarını Rabbimiz vaadediyor. Şehâdet nasibimizse biz nasıl olsa Rabbimize gidiyoruz, nasıl olsa öleceğiz” Diyorlardı. Biz de böyle olalım inşallah. 1) Evden sokağa çıkarken ya Allah’ı yanımızda farz edelim.. Ne kadar güzel değil mi? Allah’la beraber. Ama ne kadar da zor değil mi? Yaptıklarımızın çoğunu da yapamayacağız veya yapmayacağız değil mi? Çünkü utan be! Allah yanı başında diyeceksiniz kendi kendinize. Ve yaptıklarınızın çoğunu yapamayacaksınız. 2) Veya ne zaman öleceklerini bilmeyen insanlar nasıl davranırlar? Ha adım attım öleceğim, ha durdum öleceğim, ha sözümü bitirmeden veya şu lokmayı bitirmeden öleceğim ve Allah’ın huzurunda olacağım diyerek yaşarlar değil mi? E şimdi de Allah’ın huzurundayız da ölünce hesap vermek üzere Allah’ın karşısında olacağız. İşte öleceğinin şuurunda olanlar. Yâni her ân Allah’la karşı karşıya gelivereceği şuurunda yaşayanlar böyle davranırlar. Hani bir şehre gitseniz ve orada çok sevdiğiniz bir arkadaşınız olsa. Orada bir arkadaşınız var ki yıllardır görüşmemişsiniz ve âdeta burnunuza tütmüş. Şimdi siz o şehirde dolaşırken her an, her köşeyi dönerken arkadaşınızla karşılaşıverecekmiş gibi olursunuz ya. Sanki karşılaştığınız herkes için işittiğiniz her ses için acaba o mu? Diye dikkat kesilirsiniz ya. İşte aynen onun gibi her ân Allah’la karşı karşıya gelivereceğinin şuurunda olanlar, böyle yaşayanlar diyorlar ki : Allah’ın izniyle nice azlar, nice az gruplar nice çoklara galip gelmiştir. Nice azlar. Sen ailende az mısın? Üzülme galip gelebilirsin. Sen okulunda az mısın? Sen iş yerinde az mısın? Sen Konya’da, sen Türkiye’de, sen Çin’de, Maçin’de, Mançurya’da az mısın? Sen dünyada az mısın? Üzülme! Allah’ın izniyle galip gelebilirsin. Allah galibiyetini istemişse bil ki sen galipsin. Bazen istemez mi Allah? E bazen istemez tabii. Ne var ki bun-da. Uhut’ta istememişse istemez yâni. Allah neyin bizim için hayırlı neyin hayırsız olduğunu bize bildirmiyor . Senin öyle mi kazançta olacağın, böyle mi kazançta olacağın belli değil ki. Yâni ölünce mi kazançtasın, kalınca mı? Bu belli değildir. Zaten galibiyet ya da mağlubiyet, kazanç ya da kayıp dünya planına göre olmaz. Zekeriya ve Yahya’yı tanımaz mısınız siz? Onlar dünyada şehid edildiler. Başaramadılar mı dersiniz? Hayır. Yıllardır söylenir: Efendim işte onlar hedefe varamadılar. adamlar mümkün değil doğru yolda değiller. Niye? Eğer doğru yolda olsalardı, bugüne kadar hedefe varırlardı. Peki neye göre? Öyleyse Kimi peygamberler de hedefe varamadılar mı? Fakat mesele öyle değildir. Dediler ki Allah’ın izniyle nice azlar var ki onlar çoklara galip gelecektir. Ama bilin ki, bilesiniz ki: "Allah sabredenlerle beraberdir." Yâni döneklik yapmayıp direnenlerle, dayananlarla beraberdir Allah. Ordu devam ediyor, kaç kişi? 300 küsur müslüman. Karşıda Yığınlarla insan. İşte kâfirin ordusu Câlut’un ordusu görününce, bu bir avuç insan grubu dedi ki: