Bakara Suresine Dön

Bakaraالبقرة

24. Ayet

24Bakara Suresi

فَاِنْ لَمْ تَفْعَلُوا وَلَنْ تَفْعَلُوا فَاتَّقُوا النَّارَ الَّت۪ي وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُۚ اُعِدَّتْ لِلْكَافِر۪ينَ

Şayet yapamadıysanız -ki hiçbir zaman yapamayacaksınız- öyleyse yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten sakının. (O ateş) kâfirler için hazırlanmıştır.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

24: “Bunu yapamazsanız ki asla yapamayacaksı­nız. O Halde kâfirler için hazırlanan ve yakıtı insanlar ve taş­lar olan ateşten sakının!" Yapamadınız mı? Eğer yapamadıysanız bilin ki, kesinlikle bi­lin ki, yapamayacaksınız bunu! Asla, kıyamete kadar Kur’an’a benzer yapamayacaksınız! Toplumda yasaları uygulandığı zaman onun sağ-layacaklarını sağlayacak bir benzer yapmanız mümkün değildir. Abdullah İbni Mukaffa diye bir adam var. Arap edebiyatının da­hilerinden kabul edilir. Gerçekten bu işi bilen bir adam. Kelile ve Dimneyi Arapça’ya kazandıran bir adam. Günün birinde Kur’an’a ben-zer bir nazire yapmak çıkmış kafasından. Çevresi dürtüklemiş, şeytan dürtüklemiş, hoplatmışlar, zıplatmışlar adamı. Sen bunu bece­rirsin, bu işi ancak içimizden sen kıvırırsın demişler. Tamam! Demiş herhal-de bu işi ben kıvıracağım. Şöyle hazırlığını yapmış, enine bo­yuna bakmış, kendini toplamış ve Kur’an’ı bu gözle bir daha okumuş. Benzerini yapmak adına dikkatlice Kur’an’ı okurken Hûd sûresine ge­liyor. Hûd sûresinde Rabbimiz anlatır: Tufandan önce Allah göğe em­retti: “Ey gök su indir!” Buyurdu. Gök de bu emre imtisalen suyunu in­dirdi. Sonra yere emretti Allah; “Ey arz sen de su fışkırt!” Yer de su­yunu fışkırttı, tamam her taraf su. Helâk olacaklar helâk olmuşlar, ce­za­sını çekmesi gerekenler çekmişler cezalarını, artık iş bitmiş ve tu­fan da bitecekti. Allah birisi semaya, ötekisi de arza olmak üzere iki emir verdi. "Ey sema artık suyunu tut! Ve ey arz sen de su­yunu yut!" (Hûd: 40 ) Allah dedi ki göğe: “Ey gök artık suyunu tut! Ve ey yer sen de suyunu yut!” İki emir veriliyordu: Birisi göğe, ötekisi yeryüzüne. Birisi “tut!” Diğeri “yut!” Tamam hepsi bu kadar. Birisi tutmuş, ötekisi de yutmuştu suyunu ve artık yeryüzü kupkuruydu. Kur’an’ın bu bölümüne gelince adam kara kara dü­şün­meye baş­lıyor. Sanki beynini ellerinin arasına alıyor, sıktıkça sıkı­yor, kafa­tasını eritiyor, beynini cıvık cıvık alıyor eline ve sonra di­yor ki: Eyvah! Bunu diyebilmek için semaya ve arza söz geçir­mek gücünde olmak gerekiyor. Bunu diyebilmek için, Kur’an gibi­sini meydana getirebilmek için ancak Allah olmak gerekiyor. Ben Allah olmadığıma göre ne mümkün öyleyse? Diyor ve sonunda vazge­çiyor bu delilikten. Öyleyse Kur’an’a benzer yapmanın bu mantığını kaybetme­me­miz gerekiyor. Değilse yapılır yâni. Bir yığın herze çı­kabilir karşımıza. Böyle değil, aya laf edecek adam, güneşe söz geçirecek, arza emre­decek, semaya ferman edecek. Ama bunla­rın hiç birisinin onun fer­manından haberleri bile yoksa, bu herze­den başka bir şey değildir yâni. İşte yapanları görüyoruz yâni. Ey kamer sen orada yalnızsın, ben de burada yalnızım gibi boş söz­ler. Bu, adamın kendi kendine konuşmasından başka bir şey de­ğildir yâni. Mümkün değil böyle bir şeyi yapamazsınız! yapamayacaksı­nız! Öyleyse: Kâfirler için hazırlanan ve yakıtı insanlar ve taş­lar olan ateşten sakının!" Muttaki olun! Korunun! Allah’la korunun! Allah’ın koruması al­tına girin! Şu ateş konusunda ki tutturağı, yakıtı insan ve taşlardır onun. Dayanılması mümkün olmayan bir ateştir o. Şöyle üç aylık beş aylık çocuklarınızı yakalayın saçlarından, baş aşağı getirin, benzin dö­kerek saçlarından tutuşturup koşa koşa ateşi tutuştur­maya gidin! Ya­pabilirseniz yapın bunu. Yüreğiniz dayanırsa yapın! Korkunç bir şey gerçekten değil mi? Öyleyse yarın onların ce­hennemin çırası olmasını istemiyorsa-nız burada Kitapla, sünnetle tanıştırın! Çocuklarınızı müslümanca eğitin! Onları cennete ha­zırlayıp, cehennem yollarına barikatlar koyun! Değilse siz bilirsiniz. Bakın Rabbimiz buyuruyor ki, cehennemi tutturmak için insan ve taşlar kullanılıyor. " Kâfirlere hazırlanmıştır ama bu ateş." İfadelerinden anlaşılıyor ki Allah insanlara bir zorbanın yap­tı­ğını yapmıyor. Hür iradeleriyle baş başa serbest bırakıyor onları. Hadi elinizden geliyorsa iddianızı ispatlayın! Diyor. Mümkün değil bunu ya­pamazsınız, Bu Kur’an gibisini ancak o diyebilir! Eğer bunu kabulleniyorsanız, yâni böyle sözleri ancak onun gibi birinin söyleyebileceğine inanıyorsanız, o zaman o büyük kabul ettiğiniz, o ulu bildiğiniz insan “Bu kitap benden değil, Allah’tandır” di­yor. Bununla gurur duyup size çalım satmıyor! Bu konuda sizden dünyalık bir şeyler de istemiyor! "De ki; ben ‘ben bu tebliğimden dolayı sizden yakınlı­ğıma sevgiden başka bir ücret istemem’.” (Şûrâ: 23) Diyor. "Asla bunu yapamayacaksınız!" İfadesinin, o günden bugüne kadar 1400 yıllık bir tecrü­beyle doğruluğunu gördük. Tarih boyunca bu konuda ya­rışa davet edilen kâfirler bu yarıştan vazgeçip pes etmişlerdir. Fakat buna karşılık ola­rak silah çekip, kan akıtmışlar ve bu kitabın önünü kesebilmek için her türlü masraf ve zah­metlere girmişler. Bugün de kâfirlerin aynı yola te­vessül ettiklerini görüyoruz. Kur’an’ın bir benzerini getirmek, veya ya­pamıyorlarsa ona teslim olmak dururken, bugünün kâfirleri de: Aman Kur’an duyulmasın! Aman insanlar onu öğrenmesinler! Aman bu ki­tap in­sanların gündemine girmesin! Aman insanlar bu güçle diyalog kurmasınlar! Yoksa önlerine geçemeyiz! diye her türlü tedbiri al­ma-dan yana davranıyorlar. Tüm yerli ve yabancı kâfirlerin derdi budur. Ama görüyorsunuz ki Kur’an, yine dimdik ayakta duruyor ve bunun karşı­sında Yapabile­cekleri hiç bir şey yoktur.