250:"Câlut ve ordusu açığa çıkınca dediler ki: Rab-bimiz bizim üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımızı sabit kıl. Ve şu kâfir topluğuna karşı da bize yardım et.” İfadenin İslâmîliğine, sözün güzelliğine bakın. Rabbimiz. Bizim Rabbimiz. Bunu diyebilmek önemlidir. Meselâ bir çocuk düşünün, annesinin her dediğine karşı gelse, annesinin hiçbir dediğini yapmasa, hep dediğine karşı çıksa, günler aylar böyle geçse, bir kerecik annesine değer vermese. Sonunda bu çocuk bir gün bir şeylerden bunalıp da yardım için: Anne! diye çağırdığında, hayrola senin annen var mı yavrum der değil mi annesi? Hani annense doğru dürüst davransay-dın. Bugüne kadar annen gibi davransaydın ya! der değil mi? Veya müdür öğretmenine aynı şeyi der değil mi? Meselâ öğretmen okuldaki müdürü hiç takmasa, hiç dinlemese onu, hiçbir sözünü yerine getirmese, sonunda da dese ki "müdür bey izin verir miydiniz" falan. Müdür de “Ne demek ya! Senin müdürün var mıydı bugüne kadar?” Der değil mi? Peki biz de: Rabbimiz desek acaba bugüne kadar gerçekten Rabbimiz miydi Allah? Tüm yaptıklarımızın yaptırıcısı mıydı? Hayat programımızı çizen miydi? Bizi hareket ettiren Allah mıydı? Hayatımızda etkili varlık o muydu? Bir gün biz de bunalmış, sıkılmış olarak el kaldırıp ya Rabbi! Desek. Ya Rabbi ne olur imdat desek. Derse ki ya hayrola! Bugüne kadar senin Rabbin ben değildim! Bugüne kadar hayat programını bana hiç sormadın! Bugüne kadar benim sözlerime hiç değer vermedin! Benim kitabımla bugüne kadar hiç ilgilenmedin! Benim peygamberime bugüne kadar hiç selâm vermedin! Hayrola şimdi mi aklına geldi benim Rabbin olduğum derse ne diyeceğiz? Diyorlar ki bakın: Rabbimiz. Ey bizim hayatımıza yön veren,bizi hareket ettiren,adına buralara kadar geldiğimiz Rabbimiz! Ey cihat çağrısına koştuğumuz Rabbimiz. Ey şu ana kadar hayatımızda etkili olan, Buraya gelene kadar hatırına çeşitli eleklerden geçerek geldiğimiz Rabbimiz. Ey bizim hayat programımızı çizen Rabbimiz! "Üzerimize sabır dök ve ayaklarımızı da sabit kıl ya Rabbi!" Sabır indir, sabır gönder değil, üzerimize sabır dök, sabır boşalt. Öyle ki gözümüz de ayaklarımız da azalarımızın tümü de sabırsızlanmasın. Sabırsızlık göstermesin. Bir de ayaklarımızı çak yere ya Rabbi. Ayaklarımızı sabit kıl da geriye adım atmasın. Bu bize düşen, bizim yapmamız gerekenler konusunda bize yardım ettiğin gibi, bir de: "Kâfir topluluk üzerine de bize yardım et!" Ayrıca bir de bizim bilmediğimiz konularda da kâfirler üzerinde bize yardım et ya Rabbi. Kalplerine korku salarak mı? Yoksa melekler göndererek mi? O konuda da bize yardım et ya Rabbi! Dua budur işte. Allah’ın istediği ve kabul buyurduğu dua budur. Bunu günümüz müslümanlarının çok iyi anlamaları gerekiyor. Fiili teşebbüsten sonra, yâni kılıcı ele alıp Allah yolunda harekete geçtikten, düşman karşısında saf bağladıktan sonra yapılan dua. Yattığı yerden zafer beklemek yerine kılıçlara sarıldıktan ve yola koyulduktan sonra dua etmek. Hani Hz. Mûsâ’nın su bulabilmek için asasıyla taşa vurmasını anlatan âyetin tefsirinde de demeye çalıştığımız gibi dua etmek zorundayız ki duamız kabul buyurulsun. Değilse üst üste otuz zırh giyerek, başına miğfer takarak, göğsünü kurşunlarla süsleyerek evinden dışarı çıkmadan, ya da henüz kılıcı resimlerden tanıyan cihad edebiyatı yapan ve de bu haliyle dua dua yalvararak Allah’tan zafer bekleyenler gibi değil. Evet dua ediyorlar, savaşıyorlar, dişlerini sıkıyorlar ve sonun-da da Allah’ın izniyle galip geliyorlar. Allah’ın yardımıyla galip geliyor-lar. Sebebe tevessülle galip geliyorlar. Maldan ve candan geçebil-mekle galip geliyorlar. Karşılarındaki güç ne olursa olsun kim olursa olsun Allah yardım ettikten sonra onların mağlup olmaları kesinlikle mümkün değildir. E böyle yaşayanlar ölse de galip, kalsa da galiptir zaten. Ne fark eder de! Hiç fark etmez.