259:"Yahut altı üstüne gelmiş bir şehre uğrayan kimse gibisini görmedin mi? O: "Bunu bu ölümünden sonra Allah nereden diriltecek?" Dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz sene öldürdü. Sonra onu diriltti ve "ne kadar kaldın?" diye sordu. O da: "Bir gün, yahut bir günden eksik kaldım!" dedi. Allah buyurdu ki: "Hayır yüz sene kaldın, öyle iken bak yiyeceğine ve içeceğine henüz bozulmamış. Hele eşeğine bak, hem bunlar seni insanlara karşı kudretimizin bir alâmeti kılalım diyedir. Hele o kemiklere bak onları nasıl birbirinin üzerine kaldırıyoruz? Sonra onlara nasıl et giydiriyoruz? Böylece gerçek ona açıkça belli olunca: "şimdi biliyorum ki, Allah her şeye kadirdir." dedi." Burada anlatılan kişi de hadisenin geçtiği şehir de anlatılma-mıştır. Sahabeden pek çoğunun ifadesine göre burada anlatılan kişi Hz. Üzeyr'dir. Yine sahabeden bazılarının ifadesine göre bu şahıs Hz. Ermiya'dır. Lût’un (a.s) hizmetçisi Şaya diyenler de olmuştur. Hadisenin geçtiği şehir konusunda da Kudüs şehri üzerinde durulmuştur. Bahtunnasır’ın saldırısı sonucu Kudüs’te oturan İsrâil oğullarının pek çoğu öldürülmüş, geri kalanlar da sürgün edilmiş ve Kudüs tamamıyla yakılmış, yıkılmış, yerle bir edilmiş. İşte bu manzarayı görünce demişti ki: "Allah burasını ölümünden sonra nasıl diriltecek?" Bunun birkaç anlamda söylendiğini düşünüyoruz. 1-) Allah yerin altı üstüne getirilmiş bu memleketi diriltecek bu-na inanıyorum ama nasıl diriltecek? Acaba bunun yasası nasıldır? Rabbimin buna gücünün yettiğine kesin iman ediyorum ama acaba bunun keyfiyeti nasıl olacaktır? Veya inanıyorum Allah bunları tekrar diriltecek ama ne zaman diriltecek? Bunun zamanlaması nasıl ki diyordu, anlamak istiyordu, kavramak istiyordu veya bizzat bunu gözleriyle görmek ve itminana kavuşmak istiyordu. 2-) Ya da ben bunu istiyorum, ben buna sa'y ediyorum, ben bu şehrin ve şehir halkının dirilişine sa'y ediyorum, ben bu ülke insanının silkinmesini bekliyorum ama âcizim, bunun yolunu bilmiyorum, Allah bunu mutlaka yapacak, Allah ölmüş bu şehri mutlaka diriltecek, her şeyini kaybetmiş bu ülkeyi yeniden diriltecek ama galiba ben göremeyeceğim! diyerek hayıflanıyordu. Yani kendisini sorumlu bildiği o toplumun dirilişi için kafa yoruyor, düşünüyor ve çareler arıyordu. Ölülerin dirilişi hızlandırmak için çırpınıyor ve Allah’a dua ediyordu. Allah’ım, bu iş senin elindedir. Ölüleri ancak sen diriltirsin. Bu konuda yardımını esirgeme diye dua dua Allah’a yalvarıp yakarıyordu. 3-) Ya da bu ölüler nasıl dirilecek? Bu üzerlerine ölü toprağı serpilmişler, bu her şeylerini kaybetmişler, bu duyguları dumura uğramışlar nasıl dirilecekler? Heyhat! Hiç de hayat emaresi gözükmüyor. Hiç diriliş ümidi gözükmüyor. Ülkenin her tarafı dökülmüş saçılmış. Her yerde ölüm uykusu her tarafta ölüm sessizliği. Allah’ım ben bu toplumu nasıl dirilteceğim? Karanlık, karamsarlık ve ümitsizlik ifadesi dökülüyordu dilinden. Bunu söyleyen o maksatla söylemiyor, dirilişin mümkün olmadığını kast ederek ya da şüphe ederek böyle konuşmuyor. Bu sözleri çaresizlik umutsuzluk içinde bir dil sürçmesi olarak anlıyoruz. Çünkü yeniden diriliş konusunda, ümitsizlik küfürdür. Orada ölüm sessizliğinin dışında hiç bir şey görememiş, bu sırada aklında birtakım sorular şekillenmiş "Allah burasını ölümünden sonra nasıl diriltecek?" gibi ve bu sorular kalbini etkisi altına almaya başlayınca: "Bunun üzerine Allah onu yüz yıl ölü bıraktı. Sonra onu diriltti. Ve ona demişti ki: "Ne kadar kaldın?" O: "Bir gün veya bir günden az kaldım" demişti. Allah ona: "Hayır yüz yıl kaldın. Böyleyken yiyeceği-ne ve içeceğine bak ki henüz bozulmamış. Eşeğine de bir bak bunu yapmamız seni insanlara ibret kılmamız içindir. Kemiklere de bir bak nasıl bir araya getiriyoruz? Sonra da onlara etlerini giydiriyoruz demiştir" Allah bunu göstermek için yüz yıl uyutuverdi onu. Tam bir asırlık bir uyku. Aradan geçen bir asır içinde Allah ölmüş mü'minleri ye-niden diriltti. Müminler Allah’ın izniyle silkinip, dirilip Kudüs’ü yeniden fethettiler ve otuz sene içinde yeniden şehri imar ettiler ve Kudüs’te hayat başladı. Bunu bizzat gözleriyle görünce de dedi ki: "Artık şimdi biliyorum ki gerçekten Allah her şeye güç yetirendir." Veya işte, bu ülke Türkiye’dir veya İslâm dünyasının herhangi birisidir. Her şey bitmiş, ölmüş, her şey yıkılmış, her şey harap olmuş. Ümmet yıkılmış, hilafet yok olmuş, medreselerinin üzerinde baykuşlar ötüşür, mescidleri fonksiyonlarını yitirmiş, sarıkları, cübbeleri kaybolmuş, kitapları sünnetleri mülga olmuş, dinleri imanları cihadları heyecanları pörsümüş, her şeyleri alabora olmuş, ümitsizlik karanlığı üzerlerine çükmüş. İşte bu yıkılışı acı acı seyreden birileri de feryad ediyor. Ama kesinlikle inanıyoruz ki Allah bu ümmeti ölümünden sonra yeniden diriltecektir. Ölüm ve diriliş elinde olan, dilediğini öldüren, dilediğini dirilten Allah, inşallah bizim toplumu da diriltecektir. Yine bakın Rabbimiz bundan sonra bu ihya ve imata ile ilgili, yaratma ve öldürme ile alâkalı bir misal daha anlatacak: