271:"Eğer sadakaları açıktan verirseniz bu iyidir. Eğer onu fakirlere gizlice verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Allah (Sadakalarınız sebebiyle) sizin günahlarınızdan bir kısmını affeder. Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır." Burada anlatılan konuda ya farz olan sadakaları yâni zekâtları açıktan vermek, diğer sadakaları, yâni nafile olan infakları gizli olarak vermek daha iyidir. Bu kural tüm ibâdetler için de geçerlidir. Tüm farz olan ibâdetleri açıktan yapmak ama nafile ibâdetleri de gizli yapmak efdaldir şeklinde anlaşılacaktır. Çünkü Rabbimiz farz olan zekât konusunda: "Onların mallarından sadaka al!" (Tevbe: 103) Buyurmaktadır. Bu âyet zekâtların açıktan alınmaları gerektiğini anlatmaktadır. Eğer bir müslüman farz olan zekâtını gizli verirse o zaman bu adam galiba zekâtını vermiyor gibi sû-i zan altında kalabilir. Namazlar da böyledir. Allah’ın Rasûlü nafile namazlarını evinde kılmıştır ama farz namazları mutlaka açıkça ve cemaat halinde kılmıştır. Burada açıkça vermenin güzel bir şey olduğunu bildiren âyetin birinci bölümü farz olan sadakalar hakkındadır, gizli vermenin daha makbul olduğunu bildiren ikinci bölüm de nafile olan sadakalar hakkındadır denmiş. Ya da mallar iki kısımdır, bunlardan birincisinde açıktan vermek ikincisinde de gizli vermek daha efdaldir denmiş. 1-) Biri ekilen, dikilen araziler, hayvanlar gibi genellikle gizlen-mesi mümkün olmayan ve herkesin bilebildiği mallardır ki bunlara "Emval-i Zahira" Yâni açıktaki mallar denir. Bu tür malların farz olan zekâtlarını gizlemekte zaten bir fayda yoktur, üstelik gizlendiği zaman töhmet altında kalma ihtimali de vardır. Onun için bunlar konusunda açık vermek efdaldir. 2- İkincisi de nakit paralar gibi gizlenmesi mümkün olan mallardır ki bunlara "Emval-i batına" yâni gizli mallar denir. Herhangi bir sakınca olmadıkça bu tür malların zekâtlarını açıkça vermek daha faziletlidir. Ama lâyık olanlara ulaştıramama gibi bir sakınca olursa o zaman da nafile sadakalar gibi onu da gizli vermek efdaldir. Ya da sadakaları bazı durumlarda açıktan vermek, bazı konumlarda da gizli vermek daha efdaldir şeklinde anlaşılacaktır. Eğer açıkça bir infakta, bir harcamada bulunmak bir hayır tevlid edecekse meselâ başkalarını da infaka teşvik edecekse, çevredekilere de bu harcama ve infak konusunda bir cesaret verecekse o zaman açıkça infakta bulunmakta bir mahzur yoktur. Hattâ daha hayırlıdır. Zira kimi insanların çevrelerinde infak eden, iyilik yapan insanları görmedikçe bir türlü iyilik yamak, infakta bulunmak akıllarından bile geçmez. İşte böyle insanları iyiliğe, infaka teşvik maksadıyla açıktan yapılan infak hayırlıdır. Bakın Allah’ın Rasûlü Müslim’in rivâyet ettiği bir hadislerinde şöyle buyurur: "Müslümanlıkta iyi bir çığır açan kimseye açtığı o çığırın sevabı verileceği gibi açılan o çığırdan kıyamete kadar gidecek insanların sevaplarının bir misli de onlarınki eksilmeksizin bu çığır açan kişiye verilecektir. Kötü bir çığır açan kimseye de açtığı bu çığırın vebali, vizri, günahı yükleneceği gibi kıyamete bu çığırdan gidecek insanların günahlarının bir misli de ona yüklenecek." Bu hadisin sebeb-i vürûdunu sahabe şöyle anlatır: Bir ara Medine’ye çok fakir bir grup insan geldi. O kadar fakirdiler ki bu insanlar bir kumaşı delip içine girivermişler elbiseleri de yoktu. Onları bu vaziyette görünce Rasûlullah’ın beti benzi attı. O kadar ürktü o kadar korktu ki Allah’ın Rasûlü ne yapacağını şaşırmış telaş içinde bir içeri giriyor bir dışarı çıkıyordu. Zira bu konuda kendisini sorumlu tutuyordu Allah’ın Rasûlü. Dini ortaya koyma adına Allah’ın Rasûlü bunların dertlerine derman olmalıydı, çare bulmalıydı. Öyleyse gördüğümüz bir eksiklik, bir ihtiyaç karşısında biz de yerimizde duramaz hale gelmeliyiz. Betimiz benzimiz atmalı ve biz de buna çareler aramalıyız. Bu duruma çok içerleyen Allah’ın Rasûlü şöyle buyurdu: "Ey insanlar! Allah’tan korkun! İşte şu gördüğünüz insanlar da sizin kardeşleriniz! Allah katında birbirinize üstünlük ve alçaklığınız yoktur!” Buyurdu ağladı ve Haşr sûresinden âyetler okudu. Sonra buyurdu ki: "Herkes bu kardeşlerine altınından, gümüşünden ikramda bulunsun! İnfakta bulunsun! Yarım hurmayla da olsa harcamada bulunsun!" Dedi. Sonra Allah’ın Rasûlü daha bu hutbesini bitirmeden En-sâr’dan birisi elinde zor taşıdığı bir çıkınla çıkageldi. Bunu gören Allah’ın Rasûlü çok memnun olmuş sahabenin ifadesiyle âdeta yüzü parıl parıl parlıyordu. Mescidin içi öbek öbek yiyecek ve giyeceklerle dolmuş, bu insanların yüzü gülüyor, kimisi yiyor, kimisi giyiniyordu. Onları bu vaziyette gören Allah’ın Rasûlü de dini ortaya koymuş olmanın mutluluğu içinde yüzü gülüyordu. İşte bu hadise üzerine En-sâr’dan o ilk çıkını getiren o ilk çığırı açan sahabe hakkında Allah’ın Rasûlü bu ilk çığır açma hadisini irad buyuruyordu. Elbette fazilet bu işe ilk başlayandadır. Bu işe müslümanları ilk teşvik edendedir. Nitekim Abdullah ibni Ömer’in rivâyet ettiği bir hadislerinde Allah’ın Rasûlü şöyle buyurur: "Gizlice vermek açıktan vermekten daha efdaldir. Ama açıkça verdiğinde kendisine uyulmasını isteyen kimse için de açıkça vermek daha efdaldir." Ama bazen de kendisine infak edilen kişinin durumu söz konusu olabilir. Kendisine infak edilen kişinin izzeti nefsinin rencide edilmesi, iffetinin ve onurunun kırılması söz konusu olursa o zaman da sadakanın gizli verilmesi efdal olur. Tabi bu alan açısından böyle olduğu gibi veren açısından da aynı tehlike söz konusu olabilir. Gurura kapılması, riyaya kaçması gibi bir kısım tehlikeler söz konusu ise o zaman gizli yapması daha efdaldir. Gizli yapılan sadaka her türlü gösteriş tehlikesinden uzak, başkalarının haberi bile olmadan sadece adına infakta bulunduğu Allah’la kendi arasında bu işin yapılması, alan açısından da veren açısından da bir eğitim konusudur ve daha hayırlıdır. Çünkü Allah’ın Rasûlü bir hadislerinde şöyle buyurur: "Allah ne desinler adına hayır yapan süm'acıdan, ne gösteriş yapan müraiden, ne de minnet altında tutan mennandan hiç bir şey kabul etmez." Ecdadımız bunun örneklerini bize çok güzel bir şekilde sunmuştur. Kimisi sessiz sedasız bir âmânın eline bırakmış, kimisi kendisini göstermeden fakirin geçeceği yere onun görebileceği biçimde bırakmış, kimisi kendisini bildirmeden fakir uykudayken onun cebine bırakmış, kimisi başkaları aracılığıyla muhtaç kardeşine ulaştırıp kendisine karşı o kardeşinin eziklik duymamasını temin etmiş kimisi de adresine postalayarak kimliğini belli etmeden kardeşine ulaştırmıştır. Bunları hepsi de gösterişten, riyadan, süm’adan ve karşısındakini minnet altında tutmaktan sakınmak içindir. Ebu Dâvûd’un rivâyet ettiği bir hadislerinde Allah’ın Rasûlü bu hususu anlatırken bakın şöyle buyurur: "Sadakanın en faziletlisi az bir şeyi olan kişinin fakire gizlice verdiği ve gücünün son yettiğidir." Yine Buhârî ve Müslim’in birlikte rivâyet ettikleri bir hadislerinde Allah’ın Rasûlü Rahmânın arşının gölgesi altında gölgelenecek yedi yiğitten bahsederken bunlardan birisinin de: "Bir adam ki sadaka verir ama bunu yaparken de sağ elinin verdiğini sol eli duymayan" Kişi olduğunu haber verir. Bundan sonraki âyet-i kerîme müslümanlar arasında daha önceden mevcut olan bir yanlış uygulamayı, bir yanlış anlayışı düzelt-meyi hedefler.