272:"(Ey peygamberim!) Onları yola getirmek senin boynuna borç değildir. Ancak Allah dilediğini hidâyete erdirir. Hayırdan ne yaparsanız kendiniz içindir. Yalnız Allah rızası için harcama yapın. Hayırdan ne harcamışsanız o size döndürülür ve asla zulme de uğramaz-sınız." Bu âyet gelmeden önce müslümanlar arasında şöyle bir anlayış yaygındı: İnfak ancak mü'min olanlara yapılır. Mü'min olmayan insanlara yardımda bulunmak da, onlara harcama yapmak da caiz değildir. Bu yüzden müslümanlar, müslüman olmayan akrabalarına, yakınlarına ve diğer gayri müslimlere yardımda bulunma konusunda tereddüt ediyorlar, bunun caiz olup olmadığını Allah’ın Resûlü’ne soruyorlardı. Ey Allah’ın Rasûlü! Bu bizim dinimize girmemiş, müslüman olmamış fakir akrabalarımıza yardımda bulunmak bizim içimizden gelmiyor. Bunlar müslüman olmadıkça onlara infakta bulunmak iste-miyoruz diyorlar, Allah’ın Rasûlü de bunu hoş görmeyerek onlara infakı yasak kılıyordu. Meselâ sahabeden Hz. Ebu Bekir’in kızı Esma müşrik olan akrabaları kendisinden bir şeyler istemeye gelince: "Vallahi Rasulul-lah’tan bu konuda müsaade almadıkça size bir şey veremem! Çünkü sizler benim dinimde değilsiniz” Diyerek bu konuda Allah’ın Resûlüne sormaya gelince Rabbimiz bu âyet-i kerîmesiyle bu yanlış anlayışı değiştiriyordu. Ey peygamberim! Onlar hidâyette değiller diye onlara harcama yapmamak, yardımda bulunmamak sana ve müslümanlara yakışmaz! Zira onların hidâyeti seni ilgilendirmez. Bu senin boynuna borç değildir. Yâni onları hidâyete erdirmek sana düşmez! Onların kalplerine İslâm’ı, imanı sokmak senin işin değildir.Onlar müslüman olmuşlar ya da olmamışlar bunun seninle ilgisi yoktur! Onların hidâyeti Allah’ı ilgilendirir. Çünkü onları hidâyete erdirmek Allah’a aittir! Senin vazifen sadece onlara hakkı duyurmak ve tebliğ etmektir. O halde bu adamlar müslüman olmadılar diye, yola gelmediler diye, bu adamlar İslâm’ı yaşamıyorlar diye onlara sadaka vermezlik yapma! Onlara yardımda bulunmazlık yapma! Kâfir de olsalar, başka dinde bile olsalar İslâm düşmanı olmadıkları sürece onlara infaktan geri durma! buyuruluyor. İfadeden anlıyoruz ki muhtaç olan kişi hangi dinden olursa olsun, İslâm’ı yaşasın ya da yaşamasın fark etmez ihtiyacından dolayı ona infak edilmelidir. Çünkü bakın âyetin devamında deniyor ki: "Hayırdan ne harcarsanız, ne infak ederseniz onun sevabı sizedir." Bundan anlıyoruz ki, infakın sevabı o infakı yapana aittir, yapılana değil. Öyleyse infak edilen kişi, nasıl olursa olsun, kim olursa olsun, hangi dine, hangi inanca mensup olursa olsun muhtaç olduğu ve İslâm’la savaş halinde olmadığı müddetçe ona yardımda bulunmak mü'minlerin görevidir. Bu caiz midir değil midir diye bir tereddüde de gerek yoktur. Bütün toplumlarda en çok tereddüt edilen hususlardan birisi de : infak edilecek kişinin namaz kılıp kılmadığı, İslâm’ı yaşayıp yaşamadığıdır. Namaz kılmayana infak edilir mi? Diye merak ediliyor. Oysa nafile olan sadakalar müslüman olmayan, başka din mensuplarına bile verilebilirken fâsık müslümanlara vermek öncelikle sahih olacaktır. Nafile olan sadakalar müslüman olmayanlara da verilebilir. Müslüman olmayan birine sadaka vermek caiz olduğuna göre Allah’ın emirlerinden çıkmış İslâm’ı yaşamayan fâsık bir müslümana sadaka vermek kesinlikle sahih olur. Kişi verdiğini Allah rızası için verdikten sonra verilen kişinin amelinin ne olduğu, nasıl olduğu önemli değildir. Nitekim Buhârî ve Müslim’in Ebu Hureyre’den rivâyet ettikleri bir hadislerinde, zina eden zâniye bir kadına, bir zengine ve bir hırsıza sadaka veren bir kişi hakkında Rasulullah efendimizin: "Senin sadakan kabul olmuştur. Zina eden kadına gelince muhtemeldir ki o infakın sebebiyle iffetini koruyacak ve zinadan vazgeçecektir. Zengine gelince muhtemeldir ki ibret alacak ve Allah’ın kendisine verdiğinden o da infak edecektir. Hırsıza gelince muhtemeldir ki hırsızlıktan vazgeçecektir." Buyurduğunu haber vermektedir. Rabbimiz müslümanlara tüm muhtaçlara Allah’ın rızasını talep ederek yardım ellerini uzatmalarını bir vecibe sayıyor. Tüm insanlığa karşı müslümanların göğüslerinin açık olmasını, müsamaha kanatlarını germelerini istiyor. Çünkü müslüman hep mesaj veren kişidir. İnsanlığın dirilişi, insanlığın Allah’ın dinine abone olması ve cennete gitmesi için çırpınan ve bunun için de her tür fedakârlığa hazır olan kişidir. Bundan sonra Rabbimiz insanlar arasında sadaka vermeye, infakta bulunmaya en fazla lâyık olan insanları arzetmeye başlıyor. İnsanlar arasında yardıma en çok ehil olan kişilerde bulunan dört sıfattan söz ediyor Rabbimiz ve şöyle buyuruyor: