273:"(Ey peygamberim!) Sadakalar kendilerini Allah yoluna adayan, kazanç için yeryüzünde dolaşamayan, iffetleri sebebiyle (isteyemedikleri ve hallerini arzedeme-dikleri için) cahillerin kendilerini zengin sandığı, senin kendilerini simalarından tanıdığın, yüzsüzlük edip insanlardan istemeyen fakirler içindir. Hayırdan ne harcar-sanız muhakkak ki Allah onu hakkıyla bilendir." Rabbimiz bu âyet-i kerîmesinde infaka en lâyık insanları anlatıyor. Bunların toplum içinde tanınabilmeleri ve mü'minlerin kendile-rine yardım ellerini uzatabilmeleri için Rabbimiz dört sıfat sayıyor. 1-) Birinci özellikleri Allah yolunda tutunmuş olmalarıdır. Kendilerini Allah yoluna adamış, Allah’ın dinini öğrenip öğretmeye, İslâ-m’ın anlaşılıp yaşanır hale gelmesi için kendilerini ilme, tebliğe ve cihada adamış olanlar. Bu yüzden de çalışıp kazanacak zamanları ve imkânları kalmamış olanlar. Cihad, tebliğ ve ilim kendilerini ticaretten, mal kazanmaktan alıkoymamış olanlar. Allah yoluna kendilerini adamış olduklarından dolayı yeryüzünde rahat dolaşamayan, yâni maişet temini için yol bulamayan kimseler. Ya da Müslümanların dertleriyle problemleriyle uğraşırken ticaret yapıp geçimlerini temin edemeyenler. 2-) Ama bir başka özellikleri daha vardır bunların. O da, hayalarından, iffetlerinden dolayı kendilerini tanımayan bilmeyen insanların kendilerini zengin zannettikleri insanlardır bunlar. Bunlar muhtaç oldukları halde yüzsüzlük ederek insanlardan bir şey istemedikleri için, hayaları iffetleri insanlara durumlarını açmalarına engel olduğu için görenler onları zengin zannederler. Onları tanımak gerçekten zordur. Ama: Sen onları yüzlerinden, simalarından tanırsın. Herkes onların durumlarını bilemez. Bunu ancak basîret ve feraset sahipleri anlar. Akıl ve feraset sahibi halden anlar kimseler ciddi ciddi araştırıp bunların durumlarını öğrenir ve onlara karşı onların izzeti nefislerini, iffetlerini rencide etmeden gizlice ve güzellikle onlara infakta bulunurlar. Onlar yüzsüzlük yapıp kimseden bir şey isteyemezler. Kimse-ye hallerini açamazlar. Kendilerine bir şey verilmedikçe sırnaşıklık ederek bir şey isteyemezler. İsteyecek olsalar bile mutlaka nezaketle isterler. Allah’ın Rasûlü bu hususu anlatırken Müslim’de şöyle buyurur: "İstediğiniz zaman ısrarla istemeyin. Allah’a yemin ederim ki istemediğim halde ben birinize bir şey verirsem verdiğim şeyleri Allah bereketli kılmaz." Yine bakın Allah’ın Rasûlü sırnaşıklık ederek ısrarla insanlardan bir şeyler isteyen kişi hakkında Buhârî ve Müslim’in rivâyetinde şöyle buyurur: "Israrla insanlardan bir şeyler isteyen kişi kıyamet gününde yüzünde hiç bir et parçası olmadığı halde Allah’ın huzuruna getirilecektir." Yine Buhârî ve Müslim’in birlikte rivâyet ettikleri bir hadislerinde Allah’ın Rasûlü şöyle buyurur: "Gerçek fakir, öyle kapı, kapı dolaşıp da halkın kendisine bir iki hurma, bir iki lokma verdiği kimse değildir. Gerçek miskin kendisine yetecek zenginliği olmayan ve fakirliği bilinmeyen ve insanlardan hiç bir şey isteyemeyen kimsedir." Ebu Dâvûd ve Nesei Abdurrahmân Bin Ebi Said’den şunu rivâyet ederler: Bu zat diyor ki: "Annem beni bir şeyler istemek üzere Rasûl-i Ekrem’e gönderdi. İhtiyacımızı haber verip bir şeyler istemek üzere Rasûlullah’ın yanına varıp oturdum. Allah’ın Rasûlü bana karşı dönerek şöyle buyurdu: "Kim ğanîlik gösterirse onu zengin kılar. Kim de hafiflik ederse Allah onu iffetli kılar. Kim yetinirse Allah ona yetecek kadarını verir. Her kimin bir ukıyye değerin-de malı olduğu halde dilencilik yapar ve insanlardan bir şeyler isterse o yüzsüzlük etmiş olur." Buyurdu. Bunun üzerine ben düşündüm, benim Yakûte ismindeki dişi devem bir ukıyyeden daha değerlidir diyerek istemekten vazgeçip geri döndüm der." Malı olduğu halde istemekten Allah’ın Rasûlü menediyor. Müslüman bunu prensip edinince artık dünyaya ve dünya malına iltifat etmeyecektir. Aman benim olsun. Aman biraz daha olsun. Çabasında olmayacaktır. Zira kişi bir malı o mala tamahla alırsa kesinlikle onun bereketi de olmayacaktır. Allah’ın Rasûlü yediği halde bir türlü doymayan kişiye benzetir onu. Hattâ müslüman ona ihtiyacı yoksa kendisine kendisi istemeden de teklif edilen malı da almamaya niyetli olmalıdır. Zira o müslüman ihtiyacı yokken kendisine teklif edilen o malı alırsa omuzuna bir sorumluluk alıyor, yük alıyor demektir. Ama bu müslümanın gerçekten ihtiyacı varsa zaruret saikiyle istemek hakkı vardır. Çünkü Rabbimiz Kur’an-ı Kerîmin pek çok yerinde bu durum-da olanların zenginler üzerinde haklarının olduğunu anlatmıştır. Yâni bunların zenginlerin malları içinde belli hakları vardır. Binaen aleyh zor durumda kalıp da isteyen kişi hiç de üzülmemeli zira o kendi hakkını istemektedir. Beriki veren de hiçbir zaman öğünmemeli çünkü zaten ona kendi hakkını veriyor demektir. Böylece anlıyoruz ki istemek-ten çekineni Allah afif kılacaktır. Yâni mala karşı, dünyaya karşı müstağnî davranan, eyvallahsız davranan kişiyi Allah zengin kılacaktır. Ama unutmayalım ki bu anlattıklarım alan kişi için böyledir. Bir de meseleyi veren kişi için yâni zengin olup da vermesi gereken kişiler açısından düşündüğümüz zaman onlar da mallarının tamamını verecek kadar bu konuda hahişkar olmalıdır. Bu isteyemeyen kişileri yüzlerinden, simalarından tanıyarak onların iffetlerini bozmadan, onlara kendi yediklerinden, kendi giydiklerinden ulaştırma çabası içine girmeleri gerekecektir. Allah yoluna kendilerini adamış, Allah’ın dinini öğrenip öğret-me yoluna koyulmuş cihad ve tebliğle uğraşırken, maişet teminine za-manları ve imkânları kalmamış ama iffetlerinden, utangaçlıklarından dolayı da kimseye durumlarını açamayan ve bunun için de insanların kendilerini zengin zannettikleri, ancak simalarından tanıyabileceğiniz fakirler infakta önceliklidirler. İbni Abbas’ın ifadesine göre bunlar asr-ı saâdette Ashab-ı Suf-fa idi. Bunlar Medine’de Rasulullah’ın mescidinde kalan, elbiselerinin cepleri olmayan, yeryüzünden de bir karış arazileri olmayan, kendilerini sadece ilme ve Allah yolunda cihada ve tebliğe adamış kimselerdi. Sayıları dört yüz kadar olan bu sahabelerin Rasulullah’tan İslâm’ı öğrenmek ve öğretmekten başka bir dertleri yoktu. Allah Rasülü’nün çevresinde, etten kemikten bir kale oluşturup, hayatlarını bu dâvâya vakfedip yıllar sonra şu anda bile bize bu kitabı, bu hadisleri ulaştıran bu insanlardır. Her devirde böyle kendilerini Allah yoluna vakfetmiş insanlar bulunabilir. İşte bunlar hayatlarını Allah yoluna vakfettikleri için elbette geçimlerini temin edecek zamanları, imkânları olmayacaktır. İşte böyle insanlar infakta en önde olmaları gereken insanlardır. İnfak âyetlerinin sonuna geldik. Bundan sonra Rabbimiz infak-ta zirve noktayı anlatacak ve infakla alâkalı bölümü bitirecek.