274:"Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık olarak hayra harcayanların ecirleri Allah katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de." Bu âyet-i kerîme Hz. Ebu Bekir Efendimiz ve Hz. Ali Efendimiz hakkında nazil oldu denmiş. Bu iki efendimiz de yanlarındaki paralarını dörde bölerek bir kısmını gündüz, bir kısmını gece, bir kısmını gizli, bir kısmını da aleni infak etmişler ve böylece onlar hakkında övgü olarak bu âyet inzal buyuruldu demişler. Ama o gün bu âyetin konusu onlardı lâkin kıyamete kadar onların yolunun yolcusu olan bütün mü'minler bu âyetin konusunu teşkil etmektedir. Mallarını gece gündüz harcayanlar. Gece ve gündüz sürekli infakta olanlar. Yâni herhangi bir müslümanı ihtiyaçlar içinde kıvranırken gördükleri ve duydukları anda hemen zaman kaybetmeden, onun ihtiyacına koşan ve onu başka bir zamana ertelemeyen, ihmal etmeyen kimseleri anlatır bu âyet-i kerîme. Sıkıntı içinde kıvranan bir kardeşini gece mi gördü? Hemen gece onun yardımına koşan, gündüz mü gördü, yahut duydu? Onu geceye bırakmayıp anında koşan müslüman. Yâni gece gündüz demeyip, zamanlı zamansız demeyip, gizli açık demeyip sürekli infaka koşan mü'min anlatılıyor burada. Aslında bu âyetin temelinde müslümanın kendi varlığını, kendi imkânlarını müslümanların istifadesine sunması yatmaktadır. Allah bizden bunu istiyor. Tüm imkânlarımızı müslümanların faydalanmasına sunmak zorundayız. Malımızı, bilgimizi, görüşümüzü, aklımızı, zamanımızı, gücümüzü Allah için müslümanların istifadesine sunmak zorundayız.önceki âyetlerde de değinmiştik, malımızın bir bölümünü müslümanlar kullansın, zamanımızın bir bölümü müslümanlara fedâ olsun, bilgimizi müslümanlar kullansınlar. Allah bana yirmi dört saat vermiş bunun iki üç beş saatini çok rahatlıkla müslümanlar kullanabilmelidir. Bu gündüz olabilir, gece olabilir fark etmez. Müslümanların ne zaman ihtiyaçları olursa o zaman kullansınlar. Gece saat birde ikide de olsa müslümanlar bizim evlerimize gelebilmelidirler. Allah bize bilgi vermişse müslümanlar istedikleri kadar bundan istifade edebilmelidirler. Malımızdan, gücümüzden, zamanımızdan istifade edebilmelidirler. Tüm bu sahip olduklarımızı Allah’tan ve O’nun kullarından kıskanmamalıyız. Bunları bizden isteyen Rabbimizse O’na karşı cimrilik yapmaya hakkımız yoktur. Çünkü zaten neyimiz varsa hepsi O’nundur. İmkanlarımızı keyfe ma yeşa kullanırken, evlerimizi keyfimize uygun tefriş ederken, istediğimiz arabalara binerken, soframızda ağız zevki çeşit çeşit yemeklerimizi yerken şunu hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmayalım: İhtimal ki yediğimiz bir lokmanın karşısında yokluktan yutkunan bir fakir belki de bizim o soframızdakini kanıyla canıyla elde eden bir şehidin yavrusu veya babasıdır. Bu hayatı, bu yediklerimizi nasıl kazandık dersiniz? Öyleyse yerken, içerken, giyerken, binerken, harcarken israf etmeyelim ki infak edecek bir şeylerimiz her ân hazır bulunsun. Harcamalarımızı asgari ölçülere kısalım ki Allah adına harcayacak gücümüz olsun. Rabbimiz buyuruyor ki o gerçek müslümanlar, ya da infakı zirve seviyede gerçekleştiren müslümanlar gece de infak ederler gün-düz de infak ederler, gizli de infak ederler, âşikâre de infak ederler, sürekli infak ederler. Yâni yirmi dört saatlerinin tümü infaktadır bunların. Yatarken, kalkarken sürekli infaktadırlar bunlar. Nasıl? Meselâ adam gece yatarken altına on milyon liralık bir yatak serip yatıyorsa bunu infak ediyor denebilir mi? Elbette denmez değil mi? Yâni bu adam altına bu parayı sererek infaktan hapsediyor demektir. İnfaka açık tutması gereken bu parayı kendine hasrediyor demektir. Adam onu oraya bağlamasaydı belki o akşam kendisine ihtiyaç adına gelen bir kardeşine hemen vermek üzere hazır bulunduracaktı. Halbuki onu kendi şahsına münhasır kılarak infaktan hapsetmiş oldu. Gündüz de böyledir. İhtiyaç fazlası nice mallar, nice milyonlar, nice yerlere hapsedilmiştir ki infaktan mahrumdur. Meselâ adam iki üç milyara bir araba almış, infaka hazır bulundurulması gereken bu parayı bir yerlere hapsetmiş ve gelenlere de valla ne yapayım yok diyebiliyor. Sahabe de Hecin devesine biniyordu ama akşam evine aç gelen bir misafirine çok rahatlıkla kesip onu ikram edebiliyordu. Siz de bu arabanızı kesip sıkıntılı bir kardeşinize ikram edebiliyorsanız tamam diyeceğim yoktur. Ama bunu yapanı ben hiç mi hiç görmedim bugüne kadar. Bundan sonraki âyet-i kerîmesinde Rabbimiz fâizi ve fâizcilerin durumunu anlatacak. Bundan önceki âyetlerde uzun uzun anlatılan infakçıyla fâizcinin mukayesesi yapılacak ve bu iki insan tipinin Allah katındaki değerleri ortaya konacak.