Bakara Suresine Dön

Bakaraالبقرة

35. Ayet

35Bakara Suresi

وَقُلْنَا يَٓا اٰدَمُ اسْكُنْ اَنْتَ وَزَوْجُكَ الْجَنَّةَ وَكُلَا مِنْهَا رَغَدًا حَيْثُ شِئْتُمَاۖ وَلَا تَقْرَبَا هٰذِهِ الشَّجَرَةَ فَتَكُونَا مِنَ الظَّالِم۪ينَ

Biz dedik ki: “Ey Âdem! Sen ve eşin cennete yerleşin. Oradan bolca, dilediğiniz yerden yiyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.”

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

35:"Adem’e dedik ki ey Adem! Sen ve eşin bir­likte cennete yerleşin. Orada olanlardan dilediğiniz yerde dile­diğiniz kadar bol bol yiyin. Ama şu ağaca yaklaşmayın; yoksa zâlimlerden olursunuz." Burada hemen Adem’e bir eşten söz edilir. Adem’e bir Havva’dan söz edilir. Yâni yaratılan bu Adem’in yanı başında bir de Havva var. Bir kadın var. Çünkü Adem için Havva’sız bir hayat, hayat değildir. Havva Adem’i, Adem de Havva’yı tamamlar. Ne Ademsiz Havva, ne de Havva’sız Adem düşünülemez. Bunun için­dir ki, kesin­likle İslâm, kadınla erkeği karşı karşıya getirmez. İslâm kadınla erkeği böyle karşı karşıya getirmediği gibi asla kadın er­kek eşitliği, kadın er­kek eşitsizliği gibi zırvaları da gündeme getir­mez. Hiçbir zaman konu etmez bunu. İslâm’a göre böyle bir problem yoktur. Yâni kadın erkeğe eşit midir? Değil midir? Nasıl eşit olur? Nasıl olmaz? Zerre kadar bunu problem etmez İslâm. Zira bu iki varlığı ayrı düşünmez İslâm. Bu ikisi bir varlıktır. Bu iki varlığı ayrı ayrı düşündüğünüz zaman ayrı ayrı hiçbirisi bir değer ifade etmez yâni. Meselâ yüz tane Adem insan değildir Havva’sız. Veya yüz tane Havva da insan değildir Ademsiz. Bu ikisini karşı karşıya getirmek yerine bu ikisini birlikte düşünmek zo­rundayız. Hadîselere Kitap ve sünnetin gözlüğüyle bakmak zorunda olan bizler, kesinlikle küfrün kendi içinde yaşadığı çelişkilerini İs­lâm’a ta­şımamalıyız. Bu konuyla alâkalı kâfir dünyanın çıkmazla­rını, İslâm-ın meselesiymiş gibi İslâm’a sokmamalıyız. İslâm’a göre kadın ve erkek ayrı ayrı varlıklardır, ama ikisi birden insandır. Yal­nız başına ne erkek insandır, ne de kadın insandır. İkisi birlikte in­sandır. İşte problemi böylece çözümlemek zorundayız. Erkek ve kadını karşı karşıya ge­tirmek, İslâm’ın ve müslümanların problemi değildir. Meselâ bakın bir şehre yüz bin tane erkek yerleştirin, eğer orada kadın yoksa onlar öldükten sonra hayat bitecektir. Öyleyse orada insan yoktur, demek zorunda kalacağız. Aksi de böyledir tabii. Yâni sanki kadınla erkek bir bütünün parçaları gibi­dir. Bir bütünün ikiye parçalanmış ve sonra da fonksiyonel olarak birleşmesi gibidir. Allah’ın da zaten erkeğin yanı başında hemen kadını da yaratmasının hikmeti de buradadır. Başka bir âyetinde Rabbimiz: "Onda sükûnete eresiniz diye içinizden eşler ya­rat­ması da onun âyetlerindendir." (Rum: 21) Onunla hayat bulasınız diye buyururken bu iki parçanın birbiri­nin tamamlayıcısı olduğunu anlatır. Hayat bulmak. Yâni bin erkekten bir insan dünyaya getirebilir misiniz? Veya bin kadından bir canlı çıka­rabilir misiniz? İşte meseleye böyle bakmak zorundayız ve küfür dün­yasının, şirk dünyasının, Allah’ı tanımadan, vahye mü­racaat etmeden problemlere çözüm getirmeye kalkışan kâfirlerin ürettiklerini İslâm’a taşımanın hiç mi hiç anlamı yoktur, bunu böy­lece bilelim inşallah. Hz. Adem’in o gün girdirildiği cennetle, inşallah yarın bizim gir-di­rileceğimiz cennet farklıdır. O cennetle bizim girdirileceğimiz cen­ne-tin üç farkı var: 1- Hz. Adem’in o günkü girdirildiği cennette yasak var. Bi­raz sonra söyleyeceğiz inşallah. Şu ağaca dokunmayın! dedi Al­lah. Bir yasak var. Ama bizim girdirileceğimiz cennette yasak yok. Her şey serbesttir. 2- Hz. Adem girdirildiği cennette ebedî kalmadı. O ağaçtan ye­dikten sonra oradan çıkarıldı. Ama bizim girdirileceğimiz cen­nette ebedîlik vardır. Ebedîyen o cennette kalacak ve bir daha çı­karılmaya­cağız inşallah. 3- Hz. Adem o gün girdirildiği cennete bir imtihan sonucu girdi­rilmedi. Yâni dışarıda imtihana çekildi de bu imtihanı kazana­rak girdi­rilmedi Hz. Adem. Meccanen, lütfen o cennete girdirildi. Ama biz dışa­rıda, dünyada imtihan ediliyoruz. Kazandığımız tak­dirde o cennete girme imkânımız olacaktır. Evet bir cennete konuldu Hz. Adem ve karısı anamız Havva. Âyetin ifadesinden anlıyoruz ki kadın, mesken konusunda kocasına bağımlıdır. Allah diyor ki: "Ey Adem sen o cennette otur, zevcen de." Demek ki mesken konusunda, ev konusunda kadın kocasına bağım­lıdır. Kocası nasıl bir ev kurma imkânına sahipse kadın buna razı ol­mak zorundadır. Ben bu evde otura­mam! Ben bu mahallede otura­mam! Böyle bir evde oturmak be­nim kılasımı sarsar! Benim şanıma yakışmaz! deme hakkına sahip değildir kadın. Ama yine âyetin ifade tarzından öğreniyoruz ki, yeme içme konusunda kadın kocasına ba­ğımlı değildir. Allah diyor ki: "İkiniz de dilediğinizden yiyin için!" Öy­leyse bu konuda kadın illa da kocasına uymak zorunda değildir. Me­selâ koca patlıcan se­viyor diye illa da patlıcan pişirmek zorunda de­ğildir, bazen de pa­tates pişirebilecektir. Ama kadın, olmayan bir şeyi, ya da kocası­nın gücünün yetmeyeceği bir yiyeceği isteyerek kocasına ve ken­disine zulmetmemelidir tabii. Bunları anlatırken, bir ara koca karısını dövebilir mi diye sor­du­lar. Dedim ki eşşekle evli olanlar dövebilirler tabii dedim. Çünkü eş-şek yâni, başka yolu yoktur bunun. Laf anlamaz, söz dinlemez. Ya da içinizden kim bir eşşekle evli olduğunu kabul edi­yorsa hadi döverse dövsün dedim. Bir kadınlara vurduk bir erkek­lere vurduk. Ama insan­dır da yine de dövmek gerekiyorsa, Kur’an çok nezih bir örnek veri­yor, biliyor musunuz dedim? Efendim işte nâşizeye, itaat etmeyen ka­dına filan dediler ve yine öncekine git­tiler. Yok dedim öyle değildir iş. Ya ne? Hani Eyyub’a Aleyhisselâm deni­yordu ya, üç tane sap al, çöp al onunla karına vur da yeminin ye­rine gelsin! deniyordu ya işte o ka­dar olur bu iş. Hani dostlar başına, evlendiği gece adam soruyormuş hanı­mına: Hanımım adın ne? Bilmem diyormuş, sen ne istersen, sen ne seversen o olsun! Tamam kadından bunu bekliyoruz güzel ama, çevir bandı bize, ya bizler öyle miyiz? Hanımlarımızın efen­dileri konu­mun-da olan bizlere karşı böyle davranmalarını isteyen bizler kendi efendimize karşı aynı tavrı gösterebiliyor muyuz? Ya Rabbi sen ne istersen! Ya Rabbi sen ne dersen! diyebiliyor mu­yuz? Hani kadın bize itaat edecek, biz de Allah’a itaat edecektik ya. Biz Allah’a öyle değil­ken, tutmuşuz bize itaat etmesi gereken­den böyle bir itaat bekliyoruz, olmaz bu! Biraz dengeli gitsek gü­zel olacak yâni. Meselâ adam bir saymaya başlıyor evleneceği kızda ara­dığı vasıfları, sanki yeryüzünde bulmak mümkün değil. Sanki he­nüz fabri­kası yapılmamış, temeli atılmamış, henüz yok yeryüzün­de öyle biri­leri. Gençlerden birini dinledim, mümkün değil arkadaş bu dedim, şu vasıflar bunda bulunmaz, bu vasıflar da onda bulun­maz. Yâni şu va­sıfları bu yapmaz, bu vasıfları da o yapmaz. Öm­ründe arama böyle bir kızı, kesinlikle bulamazsın! dedim. Yâni Vahhabî’nin Şiî, Şiî’nin de Vahhabî olamayacağı gibi. Kırk yıl bir kazanda ikisini kaynatsanız mümkün değil bir Vahhabî’yi Şiî, bir Şiî’yi de Vahhabî yapamazsınız. Öyle değil mi? Delikanlı öyle bir kızcağız arıyor ki hem tahsilli olacak, hem de saçının bir telini kimseye göstermemiş olacak diyor. Bu müm­kün değil arkadaş dedim. Hem o, hem bu. Mümkün değil. Ama sa­yı­yor delikanlı kendi kendine. Bir de şöyle düşünsene arkadaş dedim ona: Sen kimsin? Ne­sin sen? Yâni sen nesin ya? Halbuki sen aradığını kendine göre ara­yacaktın. Bana öyle geliyor ki dedim galiba sen bu aradığını ken­dine değil de bir sahâbeye arıyorsun! İyi yâni aradığın kızda bu kadar şart sayıyorsun da sen sahâbe değilsin ki! Ya da bu şartlardan hangisi var sende? Bir de onu düşünsene! Yoo sanki kendisi sahâbe de saha­beye lâyık birini arıyor beyefendi. Adamın biri, işte hısım akrabaları dünürlüğe gidiyorlarmış, on­ları kapıda durdurmuş, durun bir dakika! demiş ve oğlunu ça­ğırmış ve demiş ki onlara: Bakın siz buna arayacaksınız demiş, işte oğlan bu! Yâni sakın dünyada eşi, benzeri bulunmaz birine kız istemeye gidi­yormuşsunuz gibi pazarlığa tutuşmayın! İşte oğ­lan bu! demiş. Eh akıllı adammış yâni değil mi? Hoş demiş.. "Oturun beraber cennette!." Ama şimdi durum değişti galiba, kadınlar nerede oturuyorsa er­kekler de orada oturur. Ev olarak demedim bunu. Bakıyorum adam evleniyor, evlendikten sonra hep hanım irtibatlı yaşıyor. Kimlerle ar­kadaşsa, kimlerle beraberse, kimlerle oturup kalkıyorsa onlarla dost olmaya, onlarla akraba ve arkadaş olmaya çalışıyor. Hele, hele Allah korusun yabancı olur da Konya’dan evlenmeye filan kalkarsa hepten Konya’lı olmuştur o artık. "Ve sakın ha! Bir de şu ağaca yaklaşmayın zâlim­ler­den olursunuz!" Bir ağaca yaklaşılmayacak. Bu yasak Adem ile Havva’nın irade­leridir. Bu yasak iradeyi anlatır. Yâni Adem ile Havva’nın se­çe­bilme özellikleri vardır. İyi, ya da kötü, haram, ya da helâl, hayır ya da şerden, iman, ya da küfürden birini seçebilme, tercih ede­bilme özel­lik-lerinin varlığını anlatır bu yasak. Esasen irade yasakla yeşerebilir. Eğer varlıkların hayatında yasak yoksa, onların şahsi­yetlerinin geliş­mesi de mümkün değildir. Şahsiyetlerin gelişmesi için yasak lâzımdır. Meselâ her istediğini yapabilen bir çocuk dü­şünün, şahsiyeti gelişmez bu çocuğun. Bunların da şahsiyetlerinin gelişip yeşermesi için bir ya­sak var hayatlarında. Allah buyurdu ki bir ağaca yaklaşmayacaksınız. Peki neydi bu ağaç? Ne’liğini bilmiyoruz, ama tadılan bir şey ol­duğunu, bir ağaç, yenen bir ağaç olduğunu biliyoruz. Ağaç yenmez de meyvesi yenir tabii. Mihnet ağacı demişler, buğday ağacı demişler, buğdaydan ağaç olur mu? Efendim işte cennette böyle büyük filan, dert ağacı demişler, yiyenler dert bulur filan. Mârifet ağacıdır denmiş, yerseniz kendinizi anlarsınız filan mâri­fetçiler var ya. Anlamış zaten Adem kendini yahu! Yâni Adem’e eş­yanın ne anlama geldiğini anlata­rak onu bilgilendirdi dedi ya Allah. Öyleyse Adem zaten anladı bu işi. Bir de ayrıca bundan yemesine gerek yok. Yâni sanki vahiy yetmi­yormuş gibi bir de şu şu yollarla kişinin mâ­rifete ulaşabileceğini iddia edenlerin uydurmasından başka değil­dir bu. Evet cennetteler ve bir yasak var hayatlarında. Her şeyden dilediğiniz kadar yiyin için, ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zâ­lim-lerden olursunuz. Şimdi de öyle değil mi? Bütün meşrubatlar serbest ama içki yasak gibi. Bütün hay­vanlar serbest ama domuz yasak gibi.