36:"Derken Şeytan oradan ikisinin de ayaklarını kaydırdı ve onları bulundukları yerden çıkardı." Şeytan da vesvese verip onların ayaklarını kaydırdı. Şeytanın onlara nasıl vesvese verdiği A’râf sûresinde anlatılır. Şeytan bu konuda Allah’tan izin almıştı. Allah’tan aldığı bu müsaadeyle o ikisine vesvese vererek onları aldattı. Nasıl vesvese verdiğini de uzun uzun anlatırlar. İşte efendim büyük bir bahçe, geniş bir bahçe, bıkmışlar, usanmışlar karı koca, ne yapsınlar çoluk çocuk da yok, eş dost yok, hısım akraba yok. Gel demişler şöyle bir dolaşalım. İşte kapının yanına yaklaşırlarken şeytan başlamış fitlemeye, tam çocuk mantığı yâni.. Adamın birisi öyle diyormuş: İçki eğer tuvalette içilirse hiç bir şey olmaz! Niye? demişler. Adam demiş ki e canım tuvalette melek olmaz ya! Nereden bilecek melek de yazacak bunu! İşte vücudunun bir yerleri açılınca melek durmaz orada ve insanın o andaki günahları da yazılmaz yâni filan.. Tam bir çocuk mantığı yâni. Şeytan içeri, cennete giremiyor ya, tam onlar kapının yanın-dayken şeytan kapıcıların, meleklerin gafletine denk getirmiş, yılan şeklinde bir kıvrılmış, kapıcıları atlatıp içeri girmiş.. Tuhaf şeyler bunlar... E mescid Allah’ın ibâdethanesi iken, namaz da Allah’la buluş-manın en özel makamı iken, buna rağmen mesciddeyken ve namazın içindeyken Allah’ın Resûlü diyor ki: “Şeytan kişinin iki göğsünün arasına girer, göğsü ile kalbinin arasına girer de başlar vesvese vermeye.” O zaman ne öyle yâni eğri büğrü yollar arıyoruz da? Şeytan girmiş ve vesvese vermiştir o kadar. Bulundukları konumdan onları çıkarmıştır, soymuştur diyoruz. Neydi bu soyuldukları, çıkarıldıkları şey? Galiba orada olma haklarıydı bu. Cennette bulunma haklarıydı bu. Sanki böyle üzerlerinde bir üniforma vardı, şeytan soydurdu bunu onlara. Bu üniformayı kendilerinin bizzat çıkarmalarının, ya da çıkarmayız! diye diretmelerinin anlamı da yoktu, çünkü bu üniformayı veren Allah: Artık o geçersizdir! dedi mi anında işi bitmiştir değil mi? Öy-leyse cennette kalabilme haklarını, cennette olabilme özelliklerini Allah onlardan almıştır. Burada yine başka bir konuyu da ifade edelim: Hıristiyanlar diyorlar ki, şeytan cennette önce Hz. Havva’yı kandırdı, Havva’yı baştan çıkardı, daha sonra da onun vasıtasıyla Adem’i kandırdı diyorlar. Yâni kadın şeytanla işbirliği eden, böylece erkeği baştan çıkaran ve onun için de yeryüzünde kendisinden zinhar uzak durulması gereken alçak bir varlıktır diyorlar. Adem’in ve dolayısıyla onun sulbünden kıyamete kadar gelecek bizlerin cennetten çıkarılmamıza sebep olan işte bu kadındır diyorlar. Kadın, Adem’in ve soyunun başına türlü türlü dertler açmış, şeytandan daha âdî, daha tehlikeli bir varlıktır. Bedeni insan bedeni ama ruhu şeytan ruhu olan bu âdî varlıktan sakınmak gerekmektedir. Ruhunu arındırmak ve böylece Allah’ın rızasını kazanmak isteyen kişinin kesinlikle kadınlardan uzak durması ve onlarla asla evlenmemeleri gerektiğini savunmuşlardır. Neoplatonizm felsefesi. Kadını insanlıktan ve toplumdan dışlayıp onu kendi başına yalnızlığa itme felsefesi. Hattâ batıda yıllarca kadın, kiliseye giremez denmiş, kadın İncil’e dokunamaz, kadın dine giremez, o pis vücuduyla bu nezih müesseseleri kirletemez denmiştir. Bunların tamamı yanlış ve insanlık dışı anlayışlardır. Bakın Kur’an-ı Kerîmde öyle bir şey denmiyor. Yâni şeytan önce Havva’yı, sonra da Adem’i kandırmıştır diye bir şey yoktur. İfade aynen şöyledir: "Şeytan o ikisini kaydırdı." Gerisi düzmeceden başka bir şey değildir. Ve dedi ki Allah Adem’e ve çocuklarına, yâni yeryüzüne in-dirilecek olan insanlığa buyurdu ki: "Haydi birbirinize düşman olarak inin!" Birbirinize düşman olarak inin dünyaya. “Yurtta sulh, cihanda sulh” teranelerine aldanıp kapılmadan bu düşmanlığın fakında olarak yeryüzünde yaşayın! dedi.. Bu söz, tüm insanlar içindir. Sadece Adem’le Havva için de-ğildir. O ikisi ve şeytan için de değildir sadece. Nitekim bundan kısa bir süre sonra hemen Adem’in oğulları birbirlerine düşman oluverdiler. Kabil Habil’i öldürüverdi ve yeryüzünde ilk kan akıtılıverdi. Öyleyse kıyamete kadar bu iki insanın sulbünden gelecek insanlık içindir bu söz. Peki yâni acaba Adem’le Havva hiç birbirlerine düşman olmuşlar mı? Kesinlikle hayır. Ama kimileri kadın erkeğin, erkek de kadının düşmanıdır filan demeye çalışmışlarsa da bunun mânâsı öyle değildir. Eğer kimi hıristiyan bilginlerinin iddia ettikleri gibi bu söz sadece Adem’le Havva hakkında olsaydı o zaman: “İhbita” Derdi Allah. Nitekim bakın yukarıda az önce geçti: “Küla” Denmişti. İkiniz yiyin için denmişti. Burada da ikiniz inin denebilirdi, ama öyle değil. Hepiniz toptan inin ey Adem’in ve Havva’nın çocukları. İşte bu andan itibaren yeryüzünde Allah’a isyanın temsilcisi olan iblisle, Allah’ın yeryüzündeki halîfesi olan insan arasında kıyamete kadar sürecek düşmanlık başlıyordu. Bu savaş imanla küfür, hak ile bâtıl, hidâyetle dalâlet arasında devam edecek bir savaştır. Ve anlıyoruz ki artık, hiçbir zaman İblis bizimle barış masasına oturmayacaktır. Hiçbir zaman bizimle sulha yanaşmayacak ve sürekli bizi yoklayacak, bizim kulluğumuzu bitirebilmek için zayıf anımızı bulmaya çalışacaktır. Kitabımızdaki Felak ve Nâs sûrelerinin son sûreler oluşu bize şunu hatırlatır: Ey müslüman! Kur’an’ı baştan sona okuyup uygulamaya koysan da, kitabın tümünü anlayıp yaşamaya çalışsan da unutmayasın ki İblis, sürekli seninle karşı karşıyadır. Sürekli izinleri de kaldırmış olarak peşindedir. Bir gafil anını yakalayıp senin kulluğunu bitirmenin planlarını yapmaktadır. Aman bunu unutmadan yaşayasın, bu konuda çok dikkatli olasın emrini vermektedir. Burada üzerinde kısaca durmamız gereken birkaç husus var: 1- Hz. Adem ilk andan itibaren zaten dünyada yaşamak üzere yaratılmıştı: Âyeti bunu gösteriyordu. Ben yeryüzünde bir halîfe yaratacağım diyordu Allah. Peki acaba yeryüzünde yaratılan, yeryüzü için var edilen Adem Aleyhisselâm neden direk yeryüzünde değil de başka bir yerde imtihan ediliyordu? Veya neden böyle bir ağaçla imtihan ediliyordu? Bir de onun o imtihanı başarıp başarmayacağını, o ağaçtan yiyip yemeyeceğini ezelî ve ebedî ilmiyle zaten bilmiyor muydu Allah? Bunu bildiği halde Allah neden böyle bir imtihana konu kıldı onu? a- Bunun bilebildiğimiz kadarıyla birinci sebebi: Hz. Adem’i yetiştirmek içindi.Yeryüzünde ileride halîfe olacak varlığın içinde gizlenmiş olan kuvvetleri uyarmak, onu şeytanla savaşa hazırlamak, bilemek, acıları tattırmak, pişmanlığı yudumlatmak, düşmanını tanıtmak ve düşman karşısında sığınağını bildirmek içindi. Böylece Hz. Adem deneyim sahibi oluyordu. Benliğindeki zayıflıkların farkına varıyor, düşmanın aldatma yöntemlerini tanıyor ve öğreniyordu ki, bundan sonra onunla daha etkili bir mücâdele verebilsin. Onun iğvalarından korunabilsin. b- İkinci olarak yanlıştan, hatadan dönmesi gerektiğini, hatadan nasıl dönmesi, nasıl tevbe etmesi gerektiğini öğretiyordu böylece Rabbimiz ona. Tabi onun şahsında biz kullarına da. c- Üçüncü olarak da aynı zamanda nesli için de bir örneklik söz konusuydu bu. Kıyamete kadar Adem neslinden gelecek insanlara bu konuda ders veriyordu, düşmanlarını tanıtıyordu Rabbimiz. d: Dördüncü olarak da Rabbimiz böylece, atamız Adem’e ve tüm soyuna bir hedef göstermiş oldu. Ey Adem! İşte cennet budur! Dünyadaki tüm uğraşınızda hedefiniz burası olsun! Burasını kazanmak için çalışıp çırpının! dercesine onlara cennetini gösteriverdi diyoruz Allahu âlem. Allah sonucun böyle olacağını, onun o ağaçtan yiyeceğini bildiği halde niye böyle bir emirle karşı karşıya bıraktı onu? Filan diyorlar. Bunun şöyle bir izahını yapabiliriz: Birine herhangi bir emir veren kişi bu emri şu sebeplerle verebilir: 1- Ya o emrin bizzat yapılmasını ister. Emri vermesindeki sebep bizzat o işin yapılmasıdır. 2- Ya da mesele o işin yapılması değil de, emredilen varlığın o konudaki samimiyet ve itaatini sınamak için böyle bir emir verilmiştir. O konudaki samimiyet ve imanının gücünü ortaya çıkarmak için emir vermiştir. Nitekim Cenab-ı Hakkın Hz. İbrahim’e "Oğlunu kurban et!" Emri bu türden bir emirdi. Bu sebeple de eylem gerçekleşmeden de Cenab-ı Hak bu emri geri aldı. Baba ile oğulun teslimiyetlerini ortaya çıkarmak istiyordu. Veya bu konuda onların bu teslimiyetlerini insanlığa örnek sunmak istiyordu. Veya onları böylece eğitmek istiyordu Rabbimiz. Bir de hıristiyanların iddia ettikleri gibi Hz. Adem Aleyhisselâm işlediği bu suçun cezasını çekmek üzere yeryüzüne indirilmemiştir. Daha sonra gelecek âyette Rabbimiz onun yeryüzüne halîfe olarak indirildiğini anlatır. Hz. Adem yeryüzüne halîfe olarak indirilmiştir. Yeryüzünü idare etmek üzere. Yeryüzünde Allah’ın yasasıyla bütün varlıklara efendilik yapmak ve yeryüzünde Allah’ın hâkimiyetini gerçekleştirmek üzere indirilmiştir. İşte Hz. Adem’in imtihanı da böyleydi. "İnin birbirinize düşman olarak." "Sizin orada belli bir döneme kadar yaşama ve faydalanma hakkınız vardır." Orada belli bir vakte kadar yaşayacak ve geçimlik temin edeceksiniz. İşte yaşıyoruz bu hayatı, herkes için ayrı mesken var, herkes için ayrı mülkler var, herkesin ayrı ayrı yerleri, yurtları vardır. Bir de herkesin ayrı ayrı ömürleri, zamanları vardır. Yeryüzüne indikleri dönem birinin bir yerde, ötekisinin bir başka bir yerde bir süre kaldıklarına ve daha sonra birleştiklerine dair Hay Bin Yakza’nın verdiği bazı bilgiler var, bunu net olarak ben bilmiyorum. "Orada yaşayacaksınız, orada öldürülecek ve oradan tekrar diriltileceksiniz." (A’râf 25) Bu ifade tüm insanlar içindir. Bu söz sadece Hz. Adem’e değil, bize de deniyor aynı zamanda. Peki bunu bana ne için anlattı Allah? Benim imtihanım için anlattı elbette. Bak şu anda sen, senin atan şeytanın fısıltılarına kulak verdiği için buradasın! Adem böyle böyle yaptığı için sen şu anda dünyadasın! Bunu unutma! Eğer sen de şeytanın fısıltılarına kulak verir, onun iğvalarına kapılırsan sen de cennete giremezsin! deniliyor bana. Yâni böylece bana benim kulluğum anlatılıyor. Bakın inin demiş Allah, ama indikleri dünyada onları başıboş bırakmamış.