Bakara Suresine Dön

Bakaraالبقرة

45. Ayet

45Bakara Suresi

وَاسْتَع۪ينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلٰوةِۜ وَاِنَّهَا لَكَب۪يرَةٌ اِلَّا عَلَى الْخَاشِع۪ينَۙ

Sabır ve namazla (Allah’tan) yardım dileyin. Şüphesiz ki o (namaz ve sabırla yardım dilemek), huşu ehli dışındakilere büyük/ağır gelen bir yüktür.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

45:"Sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin. Gerçi bu nefislere ağır gelirse de haşiîn olanlara ağır gel­mez." Onun için yardıma ihtiyacın olacak, yardıma muhtaç ola­cak­sın. Bunu başkalarına deme ve bunu kendin yapma konu­sunda yar­dıma muhtaç olacaksın. Bu durumda da biri sabırla, di­ğeri de na­mazla Allah’tan yardım iste! Allah’ın yardım kapılarının anahtarı sabır ve namazdır. Bazen nefsin egemenliği, bazen dı­şındaki ve içindeki şeytanlar, bazen mal mülk derdi, seni baş aşağı getirecek noktaya gelebilir. Bazen bir şeylerden dolayı güçsüz dü­şebilirsin. İşte o zaman da sabır ve namazla Allah’tan yardım iste! Sabır; direnç demektir. Ve-ya dayanmak demektir, süreklilik veya devamlılık demektir. Kâfirle­rin de hareketlerinde bir sabır veya müslümanların da hareketlerinde bir sabır söz konusudur. Meselâ kâfirler peygamberimiz karşısında dayanabilmek için birbirlerine yürüyün! dediler. Aman bu peygamber karşısında pes et­meyin! dayanın, dişinizi sıkın ve sabredin! dediler. Sâd sû­resinde bu husus şöyle anlatılır: "İlâhlarınıza sarılarak yürüyün! Dayanın! Sabre­din! Zaten sizden istenen de budur." (Sâd: 6) Diyorlardı. Eğer siz İlâhlarınıza sabreder, İlâhlarınıza sıkı tu­tu­nursanız bu peygamberin size yapabileceği bir şey yoktur, di­yorlardı. Ve gerçekten de "Ben dedemi şu putun önünde secde ederken bul­dum. Ey Muhammed, ne yaparsan yap, beni dedemin yolundan çevi­remezsin!" diyerek putuna sabredip sıkı tutunan Ebu Cehil’e Allah’ın Rasûlü hiç bir şey yapamıyordu. Bugün de aman İlâhlarınıza sahip çıkın! Aman demokra­siye sa­hip olun! Aman laiklik elden gidiyor! teraneleri atanların ni­yetleri de galiba budur. Hocalarının yolunu takip ediyor adamlar. Onların İlâhla­rına sarılıp sabrettikleri kadar keşke bugün müslümanlar da kendi İlâhlarına, İlâhlarının kitabına sarılmayı bir becerebilselerdi, tüm dünya düşman olsa bile kimsenin yapabile­ceği bir şey kalmayacaktı onlara. Dünya üstlerine gelse imanlarında sarsamayacaktı onları. Zaten sizden istenen de budur! Siz ilahlarınıza iyi tutunur ve yo­lunuza devam ederseniz bu peygamberin size yapabileceği hiç bir şey yoktur diyorlardı. Sabırlı olmak demek bıkmamak, usanmamak demektir. On yıldır namaz kılıyo­rum! Yeter artık dememek sabırdır. On yıldır içki içmiyorum! Yeter artık bu kadar dememek sabırdır. İbâ­detten bıkmamaya, günah­tan kaçınmaya devam etmek sabırdır. Al­lah’ın nasıl isterse bizi öylece imtihan ettiğine, edeceğine, gönderilen sorular istikâme­tinde Allah’a kulluk etme şuurunun devamına da sabır diyoruz. Bazen yangınla, bazen hastalıkla, bazen zenginlik, bazen fa­kir­likle, Rabbimizin bizi nasıl isterse öylece imtihan edeceğine iman etmek, sabırdır. Bazen müslümanların zafiyetleriyle, bazen kâfirlerin gücüyle, ba­zen zaferle, bazen yenilgiyle, bazen Bedir’le, bazen Uhud-la imti­han eder Allah. Biz de o konuda sabredeceğiz. Yâni o konuda nasıl kulluk etmemizi istiyorsa öylece kulluk edeceğiz. Sabır, insa­nın vücudundaki baş mesabesindedir. Başı olmayan bir beden­den nasıl ki hayır beklenmezse, sabrın kontrolünde olmayan bir imanda da bilelim ki, hayır yoktur. Sabır çok önemlidir İslâm’da: “İnnallahe mea’ssabirin” denirken “İnnallahe meal-musallin” Denmediğini görüyoruz. Yâni Allah namaz kılanlarla beraber­dir denmezken, Allah sabredenlerle beraberdir dendiğini görüyoruz. Çünkü sabır, namazdan da şümullüdür. Zira namaz kılabilmenin, bunları yapabilmenin yolu da sabırdan geçer. Namaza sabrede­cek ki kişi, namazı kılabilsin. Zekâta sabredecek ki, verebilsin. Sabır önem­lidir. Kulluğa sabır, her şart altında kulluğu sürdürmeye sabır, şeytana ve şeytan taraftarlarına uymamaya sabır. Günahlara düşmemeye, nefsin arzularına kanmamaya sabır gibi. Evet namazla ve sabırla Allah’tan sürekli yardım isteyece­ğiz. Çünkü her ân şeytanla karşı karşıya bir hayat yaşıyoruz. Üs­telik şey­tanın tüm yardımcıları da bizi çepeçevre kuşatmışlardır. Şeytanın sıkıntıları, şeytan dostlarının ürettiği sıkıntılar, dün­ya­nın tabîi sıkıntıları, bir de müslümanlıklarının farkında olma­dan yaşa­yan müslümanlardan gelecek sıkıntılar bizi bunaltacak noktaya geldiği zaman başka da çaremiz yoktur. Tüm bu aleyhte şartlara rağmen yine de müslüman kalabilme bilinciyle Rabbimizden yardım isteyece­ğiz. Sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyeceğiz. Namazla ve sabırla Allah’tan yardım dileyin, ama: "Gerçi bu namaz nefislere pek ağır gelir. Ancak haşiûn olanlar bunun dışındadır" Ama bu sizin Allah’tan yardım isteyeceğiniz namaz, gerçek­ten çok ağır ve zor bir konudur. Allah’a bağlanmanın özünü kav­rayama-mış, Allah’ın ulûhiyeti ve rubûbiyeti karşısında tam tesli­miyet göste­rememiş insanlara namaz ağır gelir, zor gelir. Lâkin huşû erbabı için zor değildir namaz. Yâni kalpleri Allah’ı ve Al­lah’ın âyetlerini anmakla yumuşamış, Allah’ı ve Allah’ın âyetlerini hatırlamaktan zevk alan huşû sahipleri için zor gelmez. Namaz demek ki, Allah’tan yardım isteme konusuymuş. Ebu Dâvûd’un rivâyetinde şöyle buyurulur: "Allah’ın Resûlü ne zaman bir şeye üzülürse he­men namaza dururdu." Bir başka rivâyette de hadîseler onu üzüp, bitkin hale geti­rince: "Bizi serinlet ey Bilal!" Yâni bir ezan oku ey Bilal! Bir namaza duralım da rahatlaya­lım buyururdu. İbni Cerir rivâyet eder: Allah’ın Resûlü karnı ağrıyan bir adam gördü de ona şöyle buyurdu: "Kalk na­maz kıl! Çünkü onun şifası namazdır" Buyurdu. Yine rivâ­yet edilir ki İbni Ab-bas’a kardeşinin vefat haberi verilince önce istirca etti, sonra da hemen bir kenara çekilip iki rekat namaz kıldı. Böyle bir durumda Allah’tan ya­dım dilemeyi ihmâl etmedi. Na­mazla Allah’tan yardım dilemek. Öyleyse biz de öyle bir namaz kılalım ki, Allah bize yardım et­sin anlamına gelecektir bu. Yâni Allah’ın yardımını celp edecek bir namaz kılmalıyız. Eh ben namaz kıldım. Ya Rabbi hani bana beş bin lira verecektin! Olmayacağına göre, namazın bizzat ken­disi yardımın gereğidir. Yardımın anahtarıdır yâni. Bir de peygam­berimiz diyor ki; namazla Allah’tan şifa isteyin! Demek ki şifa konu­sunda da yardım namazla olabilecek, namazla istenebilecektir. Artık ne tür bir şifadır bu? Sosyal dertlere mi? Bedenî dertlere mi? Ailevî dertlere mi? Bun­ları erbab-ı namaz bilir diyoruz. Herhalde Allah’ın istediği biçimde bir hayat süren adam, acıları da pek o kadar duymayacaktır. Meselâ şu anda Bosna’dakiler veya Çeçenistan’dakiler eminim bizden daha ra­hatlar. Bazen kolu gidiyor, bazen ayağı kopuyor, bazen arkadaşı ölüyor gözünün önünde ama adam hiç tınmıyor bile. Niye? Belki de o ortamı daha bir yakın görüyor ve yaşıyor da ondan. E şimdi namaz demek kişinin Allah’la beraberliği demek olunca, elbette Allah’tan yardım dilemesi de, şifa dilemesi de mümkün olacaktır. Bir de bildiğimiz namaz "Ta’lim-i mesele" olan Fâ­tiha ile Al­lah’tan yardım dileme makamıdır. Hani günde kırk defa: "Ya Rabbi sadece sana kulluk eder ve sadece sen­den yardım isteriz!" (Fâtiha: 5) Ya Rabbi tüm hayatımda sadece senin kulun olacağım! Sa­dece seni dinleyecek ve sadece senin git dediğin yere gidece­ğim! Boynumdaki ipin ucunu sadece senin eline vereceğim! Ama bu ger­çekten çok zor bir şeydir. Beni senden koparıp kendilerine kulluğa ça-ğıran binlerce sahte Rabler var. Bu konuda da yardımı senden bek-liyorum! Bana yardım et Allah’ım! diye Allah’tan yar­dım isteme ma­ka-mıdır namaz. Namaz kılmayan bir adam, yâni bu duayla günde en az kırk defa Allah’a iltica etmeyen bir adamın tüm ha­yatı bozuk de­mektir. Neden? Çünkü Allah ona yardım etmeyecek demektir. Al­lah’tan yardım istemediği için Allah’ın kendisine yardım etmediği kişi zekâtı da veremeyecektir, orucu da tutamayacaktır, müslümanca bir hayata da muvaffak olamayacaktır. Sabırla ve namazla Allah’tan yardım isteyin! Ama bilesiniz ki bu namaz, gerçekten zordur, ama haşyet duyanlar müstesna. Haşiun olanlar müstesna. Peki kimmiş bu haşiûn? Bundan sonra Cenab-ı Hak haşiûnun kim olduğunu anlatacak: