49: "(Ey İsrâil oğulları) Hatırlayın ki sizi; Firavun hanedanından kurtarmıştık ki onlar, size azapların en kötüsünü reva görüyorlardı. Erkek çocuklarınızı öldürüyor, kız çocuklarınızı da diri bırakıyorlardı (Hayasızlaştırıyor-lardı). İşte bu Rabbinizin büyük bir imtihanı idi." İsrâil oğulları, Firavun’lar sisteminin egemenliğinde bir hayat yaşarlarken; Firavun oğulları, Firavun sistemi bu mus’taz’aflar takımının, bu köle takımının günün birinde güçlenip de kendilerinden hesap sorabilecek bir noktaya gelmelerinden korktuklarından dolayı onların doğan erkek çocuklarını öldürüyorlardı. Ama onlardan doğan bütün erkekleri öldürünce, bu defa işlerinde çalıştıracak insan kalmayınca da bazen bir yıl öldürüyorlarsa, bir yıl da canlı bırakıyorlardı. Canlı bıraktıklarını da köleleştiriyorlardı. Onları en ağır işlerde çalışmaya mecbur bırakıyorlardı. Ehram yapımı, inşaat işleri, tarla tapan işlerinde, hizmetçilik işlerinde çalıştırıyorlardı. Varlıklarının tek sebebi de işte buydu. Erkeklerinin kimileri öldürülüp kimileri de böyle ezilmeye mahkûm edilince de bu İsrâil oğullarının kadınları Firavun oğullarının elinde oyuncak durumuna düşüyordu. Onlara karşı ahlaksızlığın en çirkinlerini yapıyorlardı. Acaba niye yapıyorlardı bunu? İsrâil oğullarının arasında uzun zamandan beri, ta İbrahim’den Aleyhisselâm bu yana bir söz dolaşıyordu. İsrâil oğullarının içinden bir Mûsâ çıkacak; bu Mûsâ onları kölelikten kurtaracak, Firavun’unun mülkünü, saltanatını yerle bir edecek. Zulüm üzerine bina edilen o sistemin defterini dürecek. İşte İsrâil oğullarının arasında yaygın olan bu söz zâlim Firavun’ların uykusunu kaçırıyor, akıllarını başlarından alıyor, ödlerini koparıyordu. Bunun gerçekleşmemesi, Mûsâ’nın gelmemesi ve sistemlerinin yıkılmaması için tedbir alıyorlardı. Bunun için de İsrâil oğullarından doğan bütün erkek çocuklarını öldürüyorlardı. Bunlardan birisi mutlaka Mûsâ’dır diye. Onların içinden bir Mûsâ gelmesin diye binlerce Mûsâ can veriyordu. Burada sosyolojik bir tahlille diyoruz ki; tüm egemen güçler, yeryüzündeki tüm hâkim güçler, tüm müstekbirler, tüm sömürgeci ve zâlim güçler, yâni dünya üzerinde küfrü, şirki ayakta tutmaya devam eden tüm tâğutî güçler ezdikleri, sömürdükleri, kanını emdikleri toplulukların bir gün akıllarını başlarına alıp, tüm kelepçeleri ve prangaları çözüp kendilerinden hesap sormak üzere karşılarına dikileceklerini biliyorlardı. Biliyorlardı ki bir gün bu köleleştirdikleri insanlar uyanıp kendilerinden hesap soracaklar. Biliyorlardı ki bu yaptıkları zulümler, bu döktükleri kanlar yerde kalmayacaktır. İşte bunu kesin bilen bu zalimler bu kaçınılmaz sünnetullah tan korkarak hafakanlı geceler ve korkulu rüyalarla bir ömür sürerler. Ha uyandılar, ha uyanacaklar. Zincirleri ha kırdılar ha kıracaklar. Silahlarına ha davrandılar ha davranacaklar diye ödleri kopmaktadır. Kesin bilirler ki bu köleler, bir gün uyanacak ve kendileri için hayat hakkı kalmayacaktır. Bir gün tüm bu zulümlerinin hesabını vermekle karşı karşıya geleceklerdir. Bu sosyolojik kuralı bildikleri için aman bu İsrâil oğulları bize kafa tutacak sayısal güce ulaşmasınlar, bu nüfuza ulaşmasınlar diye onların doğan erkek çocuklarını öldürüyorlardı. Ama bunu yaparken de şunu unutuyorlardı zâlim Firavun oğulları. Bu yasa Allah’ın yasasıydı. Yasayı koyan Allah’tı. Onların bu akıllara durgunluk veren tedbirleri takdiri bozamayacaktı. Onların bir hesapları varsa Allah’ın da bir hesabı vardı. Zulüm ilelebet yaşamaya-caktı. Ve daima mazlumlar, ezilenler, zulme uğrayanlar bir gün Allah’ın yardımıyla zâlimlerin hakkından geleceklerdi. Ve nitekim bakın Mûsâ gelmesin diye binlerce Mûsâ’nın kanına giren Firavun, bir gün Mûsâ’yı kendi kucağında, kendi sarayında buluverecekti. Ve bu Mûsâ, kendisinin gelmemesi adına öldürülmüş Mûsâ-ların kanları kendi vücudunda timsalleşmiş olarak bir gün Firavun’un karşısına çıkıp hesap soracaktı. Ve sonunda yeryüzünün en güçlü devleti yerle bir olacaktı. Çünkü Allah desteğindeki bir mü'min, karşısında duran tüm dünya bile olsa ne ifade edebildi ki? İşte bunu hatırlatır Rabbimiz Mekke’nin bir avuç garibanlarına. Bunu hatırlatır Rab-bimiz yirminci asrın biz mus’taz’aflarına. Ey müslümanlar! En kötü şartlar altında bile olsanız üzülmeyin! İşte bu Allah sizinle beraberdir! Siz ona lâyık kullar olduktan sonra korkmayın, Allah size yardım edecektir! Müjdesini veriyordu. Hem de bugün siyah dünyasıyla, Afrika ve Asya dünyasıyla müslümanların bulunduğu bölgelerde aynen dünkü Firavun oğullarının, İsrâil oğulları üzerinde uyguladıkları bir yöntemle Müslümanların çocuklarının öldürüldüğü, yeryüzünde oluk oluk müslüman kanının akıtıldığı, müslümanların köleleştirilip efendilerinin ülkelerinde en kötü şartlar altında çalıştırıldığı, müslüman ülkelerin servetlerinin efendi ülkelere aktarıldığı bir dönemde bu âyetiyle Allah, müslümanlara bu mesajı veriyordu. Ey müslümanlar! Üzülmeyin! Ümitlerini kaybetmeyin! Rabbinize güvenlerinizi yitirmeyin! Bakın İsrâil oğulları içinden çıkan bir Mûsâ tek başına Allah’ın yardımıyla Firavun’lar sistemini yerle bir edip toplumunu kölelikten kurtarmışsa, sizin içinizden çıkacak bir kurtarıcı da size izzet ve şerefinizi yeniden iade edecektir. Çünkü mülkün sahibi sadece Allah’tır. Onu kime vereceğini çok iyi bilmektedir. Elverir ki Rabbinizi, Rab olarak tanıyın; Rabbinizin kitabını yegâne çözüm bilip ona yönelin, diyordu. Âyet aynı zamanda bugünün yahudilerine de şunu diyordu. Ey yahudiler! Hatırlasanıza bir zamanlar Rabbiniz size ne büyük lütuflarda bulundu. Sizi size zulmeden Firavu’nun elinden kurtardı. Firavun’un zulmü altında her şeyinizi kaybetmiş kölelerken sizi efendi yatı. Size sunduğu nîmetleriyle sizi âlemlere üstün getirdi. Bütün bunları size lütfeden Allah, bugün de Hayy dır, bugün de hayattadır. Ve şimdi de son elçisiyle size sesleniyor. Gelin küfrü ve inadı bırakın! O gün Mûsâ’yı sizin imdadınıza gönderen Allah, bugün de son elçisi Hz. Muhammed’i Aleyhisselâm göndermiştir. Gelin bu son elçiye de iman edin. Bu son elçiye gönderdiğim kitabıma da iman edin. Bugün dünkü Mûsâ yerinde olan, Mûsâ konumunda olan Mu-hammed’e Aleyhisselâma karşı dünkü Firavun oğullarının Mûsâ’ya karşı takındıkları tavırlarını takınmayın! Peygamber karşısında düşmanlarınız gibi davranmayın! Muhammed’e Aleyhisselâma karşı Firavun rolünü oynamaktan vazgeçin! Bir yanlışlık içindesiniz! Sanki dün Mısır’da sizi öldürenler İsmail oğullarıymış gibi şimdi müslüman-lardan intikam almaya çalışıyorsunuz! Ha bire müslüman kanı dökmeye, müslüman kemiği kırmaya çalışıyorsunuz! Hayrola dünkü Firavun’ların torunu mu zannediyorsunuz yoksa bu müslümanları? Halbuki o günkü Firavun’ların torunları, bugünkü müşrik batılılardır. Eğer bir intikam alacaksanız neden kâfirlerle hesaplaşmıyorsunuz da müslü-man kanı döküyorsunuz? diyordu Rabbimiz. Evet, tüm yeryüzü kâfirlerine de diyor ki bu âyetiyle Rabbimiz: Ey tüm yeryüzü kâfirleri! Mûsâ’lar gelmesin diye istediğiniz kadar tedbirler alın! İstediğiniz kadar aman Mûsâ’ları doğuracak müslüman kadınları aman bunların Mûsâ’lar doğuracak özelliklerini, namuslarını, iffetlerini bozalım da onlar Mûsâ’ları doğuramasınlar diye onları hayasızlaştırmaya çalışın. Aman bu tesettürlü kızları okullarımıza sokmayalım, aman bu İmam hatiplileri üniversite imtihanlarına almayalım, aman okullarımızın kapılarını sıkı kontrol edelim diye istediğiniz kadar tedbirler alın. Sizin bu tedbirleriniz asla Allah’ın takdirini değiştiremeyecektir. Firavun’u yıkacak Mûsâ, nasıl Firavun’un kucağında büyümüşse, kendisini yıkacak Mûsâ nasıl ki kendi sarayında, kendi imkân-ları içinde büyümüşse, aldığı tedbir Allah’ın takdirini bozamamışsa, sizleri de sizlerin açtığınız mekteplerden çıkanlar, sizin imkânlarınız altında yetişenler yıkacaktır. Bu Allah’ın yeryüzünde değişmez yasasıdır. Gelin inat etmeyin. Gelin Allah’a savaş açmayın. Gelin Allah kullarına zulmetmeyin. Değilse siz bilirsiniz, bu halinizle sonunuzu hazırlıyorsunuz, diyor Rabbimiz. Hatırlasanıza sizi Firavun ailesinin, Firavun sisteminin zulmün-den kurtarmıştık! Kim bu siz? Yâni burada sizi, sizi derken Rabbimiz kime hitap ediyor yâni? Peygamber dönemi yahudileriydi tabii bunlar. Yâni Rabbimizin Firavun zulmünden kurtardıkları, yıllar öncesinin İsrâil oğullarıydı; ama şu andaki hitap Peygamber dönemi yahudile-rineydi. Öyleyse bundan şunu anlıyoruz: Demek ki bir milletin ecda-dına yapılanlar, aynen kedilerine yapılmış gibidir. Ama şurası da unutulmamalıdır: Demek ki dün peygamber dönemi yahudilerine söylenen bu sözler nasıl onları ilgilendiriyorsa, bugün de bize söyleniyor, bizi ilgilendiriyor demektir. Öyleyse bu âyet bugün de bizi ilgilendiri-yor. Peki nasıl ilgilendiriyor bizi? Eğer biz de kurtulursak, biz de kurtulmuşsak bir şeylerden, bileceğiz ki; bilelim ki; bizi de Allah kurtardı olacaktır. Sizi Firavun oğullarından kurtarmıştık ki; onlar azabın en kötüsünü sizin hissenize ayırıyordular. Oğullarınızı boğazlıyor, kızlarınızı hayasızlaştırıyordular. Veya oğullarınızı öldürüyorlar ama kızlarınıza hayat veriyordular. Yâni diri bırakıyorlardı onları. Birkaç anlamı var bunun: 1- Birinci anlamı: Onları hayasızlaştırıyorlardı. Kızlarınızı hayasızlaştırıyorlardı. Bakıyoruz bugün de Firavun karakterli sistemler mü'minlerin kızlarını hayasızlaştırmak için çırpınıyorlar. Dertleri bu adamların. Hayalıların bu toplumda kökünü kazıyalım ki, hayasızların hayasızlıkları anlaşılmasın! Örtülüleri yok edelim ki, örtüsüzlerin örtüsüzlüğü açığa çıkmasın! Dertleri bu adamların. Bunun içindir ki bin kişilik koskoca bir okulda iki tane örtülü kızcağızın örtüsüne tahammül edemiyor adamlar. 2- Ya da onları, sizin kızlarınızı, Firavun oğullarıyla karıştırıp evlendirmek sûretiyle onların nesillerini de Firavun oğullarının nesline katıyorlardı demek olacaktır. 3- Bir üçüncü anlamı da soy kırımın değişik bir uygulamasıdır bu. Kadınların, İsrâil oğullarının kadınlarının Rahimlerini yokluyorlardı. O günkü Firavun sitemi bunu yapıyordu. Çocuk alıyorlardı yâni çoğalmasınlar diye. Bugünküler de aynı şeyi yapıyorlar mü'minlerin kadınlarına. Aman bu müslümanlar çoğalmasınlar, güçlenip bize kafa tutacak duruma gelmesinler diye ellerinden gelen her şeyi yapmaya çalışıyorlar. Doğum kontrolü bilgilerini mü’minlerin yatak odalarına ka-dar ulaştırıp onların ne ekeceklerine, ne kadar ekeceklerine bile kendileri karar vermeye çalışıyorlar. Tüm dertleri aman bu köleler sayısal çoğunluğa ulaşıp ta biz efendilerinden döktükleri kanların hesabını soracak, bize kafa tutacak duruma gelmesinler. 4- Bunun bir dördüncü mânâsı da: Sizin kadınlarınıza utanılacak, haya edilecek şeyler yapıyorlardı. Kadınlarınıza çok çirkin şeyler yapıyorlardı anlamına gelecektir. Kadınlarınız Mûsâ’yı doğuracak özelliklerini kaybetsinler, namuslarını, iffetlerini yitirsinler diye onlara utanılacak şeyler yapıyordular. Haya damarlarını çatlatacak şeyler yapmaya zorluyordular onları. İnançlarına ters düşecek şeyler yapmaya zorluyorlardı. 5- Bilebildiğimiz bir beşinci mânâsı da: Erkeklerinizi öldürüyor kadınlarınızı diri bırakıyorlardı. Ekonomik yönden erkeklerinizi öldürüyorlar, kadınlarınıza ekonomik imkânlar sağlamak sûretiyle ailelerin dengesini bozuyorlardı. Erkeklerinizi alçaltıp kadınlarınızı yükseltme-ye çalışarak ailelerin dengesini bozmaya çalışıyorlardı. Bugün de öyledir. Bugün de kadını ön plana çıkarıp erkekleri öldürmek istiyorlar. İşe alma konusu, kadın hakları gibi usullerle kadını toplumda ön plana çıkarıp, kadını ekonomik yönden ve siyasal yönden tahrik edip ailenin dengesini bozmaya çalışıyorlar. 6- Altıncı mânâsı da az evvel demeye çalışmıştım. Deniyor ki işte kâhinleri Firavun’a bunu anlatır veya işte Firavun bir rüya görür ve İsrâil oğullarından doğacak bir erkek çocuğun kendi zulmüne ve saltanatına son vereceği kararına varır. Ya da aslında rüya falan yoktur da zaten her zâlimin korkulu rüyasıdır bu. Her zâlim aslında bu işin farkındadır. Günün birinde zulmettiği bu mus’tazaf’ların uyanıp kendisinden hesap soracağının farkındadır her zâlim. Kesin bilmektedirler ki kanlarını emdiği, namuslarını kirlettiği, alın terlerini istismar ettiği bu insanlar, günün birinde dirilecek ve mutlaka kendisinden hesap soracaktır. Bunu anlayabilmek için rüya görmeye filan da gerek yoktur, müneccim olmaya da. Şu anda tüm dünya müstekbirlerinin korkulu rüyasıdır bu. Ha bugün uyandılar, ha yarın uyanacaklar, tüm müstekbirler bunu bekliyorlar. İşte Firavun da bu uyanışı geciktirebilmek için tedbirler alıyor, çareler düşünüyordu. Bunun için insan öldürüyordu. Bildiğimiz kadarıyla bu iş tarihte iki kere olmuş. Biri Hz. Mûsâ henüz doğmadan önce olmuş, ikincisi de Hz. Mûsâ’nın doğumundan sonra olmuş. Birinde A’râf’ta: Ötekisinde de burada olduğu gibi: İfadesi kullanılıyor. Biri gatele, diğeri ise zebeha yapmak. Öldürmek; ikisi de öldürmek ama biri kurşunla öldürmek, ötekisi de e-ğitimle öldürmek. Biri bizzat öldürmek ki, bu konuda 900,000 kişi öldürdüklerine dair rivâyetler var. Bilmiyorum, doğrusunu ancak Allah bilir. Yâni bu kadar çocuk öldürtmüş alçak. Ama ötekisi de eğitim vasıtasıyla öldürmektir. Öldürebildikleri-ni öldürmüş, ikna edebildiklerini doğum kontrolü yutturmacaları ile da-ha doğmadan Rahimlerdeyken öldürtmüş, ama önünü alamayıp, her şeye rağmen doğanları da eğitimle öldürmüş. Uyguladığı vahiy kaçkını materyalist eğitimle öldürmüştür. İşte şu anda da çağdaş Firavun’lar aynısını yapıyorlar. Müslüman ülkelere karşı yoğunlaştırdıkları propagandalarla etkileri altına aldıkları nice müslümanlara çocuklarını daha dünyaya getirmeden ana rahimlerinde öldürtmekte, kaçırdıklarını da doğduktan sonra verdikleri İslâm dışı eğitimlerle yaşarken öldürmektedirler. Zira İslâm’ı, kitabı, peygamberi tanımadan bir hayat yaşayanlara ölü diyor Rabbimiz. İşte şehirlerimiz böyle ölülerle doludur. İşte düşünün ey yahudiler! Sizi onun zulmünden kurtarmamız, İşte tüm bunlar, sizin için çok büyük bir imtihandı, çok büyük bir belâydı. Belâ; iptilâ, imtihan demektir, sınamak denemek demektir. Denemek iyilikle de olur, kötülükle de olur. Hatırlayın hele bir kim kurtardı sizi? Kim kaldırdı bu durumu sizden? Bir de şunu da hatırlayın: