50: "Hani hatırlasanıza! Sizi denizden karşıya geçirmiştik de Firavun oğullarını boğmuştuk. Üstelik siz bakıp duruyordunuz." Bir olaydan başka bir konuya geçiverdi Rabbimiz. Şimdi de İsrâil oğullarına bir başka nîmetini, denizin yarılması nîmetini anlatacak. Ancak bu iki âyet arasında, bu iki olay arasında daha pek çok olaylar gelişmiş. Bu olaylar Kur’an’ın değişik yerlerinde anlatılır. Mûsâ Aley-hisselâm uğraşmış, didinmiş, İsrâil oğullarını ikna etmek için çalışıp çırpınmış, uzun bir uğraş sonunda onları Mısır’ı terk edip Firavun’un zulmünden kaçmaya ikna etmiş, özetle söylüyorum onları Mısır’dan çıkarmış. Bir gece beraberlerinde Allah’ın peygamberi Mûsâ olduğu halde İsrâil oğulları Mısır’ı terk ederler. Ertesi sabah onların kaçtığını haber alan Firavun, hemen kentlerine haber salar ve çok büyük bir ordu hazırlar. Bu kölelerin gücü yoktur, biz ise düzenli ve kuvvetli bir orduyuz gururuyla hemen arkalarından harekete geçer. Çünkü efendiler kölelerini asla kaybetmek istemezler. Bu a-damlar giderlerse bizim işlerimizi kim görecek? Onlarsız biz ne yaparız? Nasıl yaşarız? diyerek onları yakalamayı hedefler. Bir de onlar bi-zim kontrolümüzden çıkarlarsa, kendi başlarına kalırlarsa ne olur ne olmaz belki hürleşiverirler, belki özgürlüğü anlayıverirler diye onları takibe karar verir. Bir de Firavun’un korkusu şuydu: Bu adamlar kaçarlarken tekrar dönerler de Firavun’un zaten çökmekte olan sistemine hücum ederlerse Mûsâ ile beraber işimizi bitirirler, diye korkuyordu. Çünkü Firavun hayatı seven birisiydi, ölümü göze alamayacak kadar da korkaktı. İsrâil oğulları kendi kontrolü altında oldukları sürece ona hizmet edecekler ve ona karşı gelme cesaretini kesinlikle kendilerinde bulamayacaklardı. Zira Firavun’un sistemi, onları bu şekilde eğitiyordu. Ne olur ne olmaz, bu köleler Mûsâ ile bir süre baş başa kalırlar, vahyi tanırlar ve bilinçlenirlerse, geriye dönüp kendisinin işini bitirebilirlerdi. İşte bu yüzden onları yakın takibe alması gerekiyordu. Bir hesabı vardı Firavun’un; ama Allah’ın da bir hesabı vardı ve o bunun farkında değildi. Tıpkı bugün dünya üzerindeki tüm Firavunî güçlerin müslümanları yakın takibe aldıkları gibi. Müslümanlar bugün tüm dün-yada kendilerine en yakın Firavunların yakın takibi altında bir hayat sürmektedirler. Müslümanlara egemen olan güçler müslümanları sürekli kontrolleri altında tutup, onların birlikte hareket ederek kendilerine karşı bir çıkış eyleminde bulunmamaları için, birleşmemeleri için tüm imkânlarını kullanmaktadırlar. Aynen o gün İsrâil oğullarının, Firavun oğulları tarafından yakın takibe alındıkları gibi. Ama Allah’ın da bir hesabı vardı. İsrâil oğulları kaçıyordu. Bıktıkları, usandıkları kölelikten kaçıyorlardı. Özgürlük aramak için kaçıyorlardı. Mısır’da kölelik içinde bir hayat yaşamaktansa, çölde seve seve açlığı ve ölümü yudumlamak için kaçıyorlardı. Kölelerini kaybet-menin çılgınlığı içinde gözü dönmüş Firavun da onları takip ediyordu. Yeryüzünün en büyük olayı cereyan ediyordu. Öyle bir an geldi ki akıllara durgunluk veren bir olay yaşandı. Firavun arkalarından yetişmişti. Önlerinde alabildiğine haşin bir deniz, arkalarında da azgın Firavun’un orduları. İsrâil oğulları işte böyle bir kaos içindeydiler. Ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Ama Allah vardı. Mûsâ Aleyhisselâm onları teskin etmeye çalışıyordu. Korkmayın, Allah bizimle beraberdir! Diyordu. Allah buyurdu: Ey Mûsâ âsânı denize vur! Vurdu âsâsını denize ve o âsâ denizde kupkuru yollar oluşturuverdi. Ya bir yol, ya da on iki yol açıverdi. İsrâil oğulları karşıya geçtiler sağ sâlim. Arkalarından yeryüzünün en büyük gücü, yeryüzünün en büyük devleti komutanlarıyla, askerleriyle onlar da arkalarından o yola girdiler. Tam denizin ortalarına geldiklerinde denizin gemini, zimamını salıverdi Allah. Deniz eski haline geldi ve Firavun oğulları tümüyle denizin altına gömülüp hayata veda ettiler. Yeryüzünün en güçlü adamı, en müstekbir insanı Firavun,suda boğulurken şu sözü söylemekten kendini alamıyordu: "İnandım ki İsrâil oğullarının iman ettiği Allah’tan başka İlâh yokmuş. Ben de müslümanlardanım!" (Yunus: 90) Gerçekten bugün, bu sözü tüm dünya müstekbirlerine duyur-mamız gerekmektedir. Tüm dünya Firavunlarına duyurmalıyız bu sözü. Ey müstekbirler! Ey kendilerinde güç kuvvet olduğunu zanneden zâlimler! Firavun’un söylediği bu sözü sizler ne zaman söyleyecek-siniz? Size hiç bir şey hatırlatmıyor mu bu söz? Ölürken mi söyleye-ceksiniz bunu? Ama Firavun’a fayda vermediği gibi, o zaman söyleyeceğiniz bu sözün size de hiçbir faydası olmayacaktır. Diyor ki Firavun; “Ben inandım ki İsrâil oğullarının inandığı İlâhtan başka İlâh yoktur.” Ama bunu ölürken söylüyordu hain. Halbuki şimdi inandım dediği İlâhın gönderdiği Mûsâ’yı dün öldürmeye çalışıyordu. Yıllarca o İlâhın dinini reddetmiş, o İlâhın gönderdiği peygam-beri reddetmiş, o İlâha inanan İsrâil oğullarına kan kusturmuş; kendini ülkesinin yegâne ilâhı olduğunu ilan etmişti. İşte kıyamete kadar gelecek nesiller içinde kendisine özenen, kendi yoluna imrenen, yeryüzünde Rabliğini iddia ederek Allah’a ve Allah’ın dinine savaş açan tüm Firavun taslaklarına bu sözleriyle şu mesajı veriyordu: Gelin ey beni taklit edenler! Benim düştüğüm yanlışa düşmeyin! Ben imanı son dönemime tehir etmiştim. Ama gördünüz ki o iman benden kabul edilmedi. Siz bunu önceden anlayın da benim durumuma düşmeyin. Şimdiden hatalarınızdan dönüp müslümanlığınızı ilan edin diyordu. Evet İsrâil oğullarına diyor ki Rabbimiz: Siz bakıp duruyordunuz da yapacağınız bir şey yoktu. Gücünüz de yetmiyordu bu işe. Sizin hesabınıza göre eğer onlar yetişseydi işinizi bitirecektiler. Korku içinde büzüşüp kalmıştınız. Ama bakın bu nîmetimi de hatırlayın! diyor Rabbimiz. Peki bize ne diyor bu âyetler? Benim anlayabildiğim kadarıyla bu âyetler bize de şunu söylüyor: Yâni bugün bizim çocuklarımız da Firavun’un zulmüne rağmen karşıya geçebilmişlerse, firavunların kontrolüne rağmen dünyaya gelebilmişler ve sağ kalabilmişlerse, bu doğum kontrolü yutturmacalarına rağmen analarınız sizi doğurabilmişse, doğumla sizlerin arasına koydukları engeller denizini yarıp karşıya geçebilmişseniz yâni doğabilmişseniz bunca Firavuni eğitim barikatlarına, eğitim çukurlarına rağmen bunca küfür ağlarına rağmen sizler ve çocuklarınız müslüman kalabilmişler ve şu anda kurtulabilmişlerse, bilelim ki bunu da Allah’tan başkası yapmış değildir. Firavunların, Firavun sitemlerinin sizin önünüze koydukları bu engelleri, birer birer yarıp da sağ sâlim sizi karşı tarafa geçiren Allah’tır. Öyleyse bu âyet bize de diyor ki: Ey müslümanlar, sizi de Firavunların elinden kurtaran Benim. Sizi de bu Firavunî sistemlerin elinden kurtaran Rabbinize siz de hamd edin! Siz de, size olan nîmetlerimi hatırlayıp bana şükredin! Size sunduğum bu nîmetlerime karşılık bana kulluk yapın! Siz de, size olan Rabbinizin nîmetlerini unutmayın! Ona, onun istediği şekilde teşekkür edin! Kul olun Rabbinize! “Denizi yarıp sizi kurtarmış ve gözlerinizin önünde Firavun ailesini batırmıştık.” Sizi Firavun’dan kurtardık. Onunla sizin aranıza engel koyduk. Sizin için denizi yardık, sizi sağ sâlim karşıya geçirirken Firavun ve adamlarını orada helâk ettik. Maksat bununla sizin gönlünüze şifa ve cesaret vermekti. Size yardım eden, böylece sizi açıkça destekleyen Allah’ınıza dostça bakıp düşmanlarınıza karşı hor bakmanızı sağlamak içindi. Denizin yarılıp İsrâil oğullarının kurtulduğu, Firavun ve adam-larının gözlerinin önünde boğuldukları o gün Aşure günüymüş. Bugün Hz. Mûsâ’nın ve İsrâil oğullarının Mısır’ı terk ettikleri ve denizin ya-rılarak Allah’ın onları kurtardığı gündür. Tarihi bilgilere göre Hz. Yusuf’un Mısır’a ilk girmesiyle, Hz. Mûsâ’nın Mısır’dan çıkışı arasında 400 yıl geçmiştir. Ahmed İbni Hanbel’in Müsned’inde İbni Abbas’tan rivâyet edilir ki: Allah’ın Resûlü Medine’ye geldiğinde yahudiler o gün oruç tutuyorlardı, Allah’ın Resûlü de ben Mûsâ’yı sizden daha çok severim buyurarak oruç tutmuştur.