Bakara Suresine Dön

Bakaraالبقرة

50. Ayet

50Bakara Suresi

وَاِذْ فَرَقْنَا بِكُمُ الْبَحْرَ فَاَنْجَيْنَاكُمْ وَاَغْرَقْنَٓا اٰلَ فِرْعَوْنَ وَاَنْتُمْ تَنْظُرُونَ

(Hatırlayın!) Hani sizin için denizi yarmış, sizi kurtarmış ve sizler bakıp dururken/gözlerinizin önünde Firavun ailesini boğmuştuk.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

50: "Hani hatırlasanıza! Sizi denizden karşıya ge­çir­miştik de Firavun oğullarını boğmuştuk. Üstelik siz ba­kıp duruyordunuz." Bir olaydan başka bir konuya geçiverdi Rabbimiz. Şimdi de İs­râil oğullarına bir başka nîmetini, denizin yarılması nîmetini an­latacak. Ancak bu iki âyet arasında, bu iki olay arasında daha pek çok olaylar gelişmiş. Bu olaylar Kur’an’ın değişik yerlerinde anlatı­lır. Mûsâ Aley-hisselâm uğraşmış, didinmiş, İsrâil oğullarını ikna etmek için çalı­şıp çırpınmış, uzun bir uğraş sonunda onları Mısır’ı terk edip Fi­ravu­n’un zulmünden kaçmaya ikna etmiş, özetle söylüyorum onları Mı­sır’dan çıkarmış. Bir gece beraberlerinde Allah’ın peygamberi Mûsâ olduğu halde İsrâil oğulları Mısır’ı terk ederler. Ertesi sabah onların kaçtığını haber alan Firavun, hemen kentlerine haber salar ve çok büyük bir ordu hazırlar. Bu kölelerin gücü yoktur, biz ise düzenli ve kuvvetli bir orduyuz gururuyla hemen arkalarından ha­rekete geçer. Çünkü efendiler kölelerini asla kaybetmek istemezler. Bu a-damlar giderlerse bizim işlerimizi kim görecek? Onlarsız biz ne yapa­rız? Nasıl yaşarız? diyerek onları yakalamayı hedefler. Bir de onlar bi-zim kontrolümüzden çıkarlarsa, kendi başlarına kalırlarsa ne olur ne olmaz belki hürleşiverirler, belki özgürlüğü anlayıverirler diye onları takibe karar verir. Bir de Firavun’un korkusu şuydu: Bu adamlar ka­çarlarken tekrar dönerler de Firavun’un zaten çökmekte olan siste­mine hücum ederlerse Mûsâ ile beraber işimizi bitirirler, diye korku­yordu. Çünkü Firavun hayatı seven birisiydi, ölümü göze alamayacak kadar da korkaktı. İsrâil oğulları kendi kontrolü altında oldukları sü­rece ona hizmet edecekler ve ona karşı gelme cesa­retini kesinlikle kendilerinde bulamayacaklardı. Zira Firavun’un sistemi, onları bu şe­kilde eğitiyordu. Ne olur ne olmaz, bu köleler Mûsâ ile bir süre baş başa kalırlar, vahyi tanırlar ve bilinçlenirlerse, geriye dönüp kendisinin işini bitirebilirlerdi. İşte bu yüzden onları yakın takibe alması gerekiyordu. Bir he­sabı vardı Firavun’un; ama Allah’ın da bir hesabı vardı ve o bu­nun far­kında değildi. Tıpkı bugün dünya üzerindeki tüm Firavunî güçlerin müslümanları yakın takibe aldıkları gibi. Müslümanlar bu­gün tüm dün-yada kendilerine en yakın Firavunların yakın takibi altında bir ha­yat sürmektedirler. Müslümanlara egemen olan güç­ler müslümanları sürekli kontrolleri altında tutup, onların birlikte hareket ederek kendile­rine karşı bir çıkış eyleminde bulunma­maları için, birleşmemeleri için tüm imkânlarını kullanmaktadırlar. Aynen o gün İsrâil oğullarının, Fi­ravun oğulları tarafından yakın ta­kibe alındıkları gibi. Ama Allah’ın da bir hesabı vardı. İsrâil oğulları kaçıyordu. Bıktıkları, usandıkları köle­likten kaçıyorlardı. Özgürlük aramak için kaçıyorlardı. Mısır’da kölelik içinde bir hayat yaşamaktansa, çölde seve seve açlığı ve ölümü yu­dumlamak için ka­çıyorlardı. Kölelerini kaybet-menin çılgınlığı içinde gözü dönmüş Fi­ravun da onları takip ediyordu. Yeryüzünün en büyük olayı cereyan ediyordu. Öyle bir an geldi ki akıllara durgunluk veren bir olay yaşandı. Firavun arkala­rın­dan yetişmişti. Önlerinde alabildiğine haşin bir deniz, arkalarında da azgın Firavun’un orduları. İsrâil oğulları işte böyle bir kaos için­deydiler. Ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Ama Allah vardı. Mûsâ Aleyhisselâm onları teskin etmeye çalışıyordu. Korkmayın, Allah bizimle be­raberdir! Diyordu. Allah buyurdu: Ey Mûsâ âsânı denize vur! Vurdu âsâsını de­nize ve o âsâ denizde kupkuru yollar oluşturu­verdi. Ya bir yol, ya da on iki yol açıverdi. İsrâil oğulları karşıya geçtiler sağ sâlim. Arkaların­dan yeryüzünün en büyük gücü, yer­yüzünün en büyük devleti komu­tanlarıyla, askerleriyle onlar da arkalarından o yola girdiler. Tam deni­zin ortalarına geldiklerinde de­nizin gemini, zimamını salıverdi Allah. Deniz eski haline geldi ve Firavun oğulları tümüyle denizin altına gö­mülüp hayata veda etti­ler. Yeryüzünün en güçlü adamı, en müstekbir insanı Firavun,suda boğulurken şu sözü söylemekten kendini alamı­yordu: "İnandım ki İsrâil oğullarının iman ettiği Al­lah’tan başka İlâh yokmuş. Ben de müslümanlardanım!" (Yunus: 90) Gerçekten bugün, bu sözü tüm dünya müstekbirlerine du­yur-mamız gerekmektedir. Tüm dünya Firavunlarına duyurmalıyız bu sözü. Ey müstekbirler! Ey kendilerinde güç kuvvet olduğunu zanne­den zâlimler! Firavun’un söylediği bu sözü sizler ne zaman söyleye­cek-siniz? Size hiç bir şey hatırlatmıyor mu bu söz? Ölür­ken mi söyle­ye-ceksiniz bunu? Ama Firavun’a fayda vermediği gibi, o zaman söyle­yeceğiniz bu sözün size de hiçbir faydası olmaya­caktır. Diyor ki Firavun; “Ben inandım ki İsrâil oğullarının inandığı İlâh­tan başka İlâh yoktur.” Ama bunu ölürken söylüyordu hain. Hal­buki şimdi inandım dediği İlâhın gönderdiği Mûsâ’yı dün öldür­meye çalışıyordu. Yıllarca o İlâhın dinini reddetmiş, o İlâhın gön­derdiği peygam-beri reddetmiş, o İlâha inanan İsrâil oğullarına kan kustur­muş; kendini ülkesinin yegâne ilâhı olduğunu ilan etmişti. İşte kıya­mete kadar gelecek nesiller içinde kendisine özenen, kendi yoluna imrenen, yeryüzünde Rabliğini iddia ederek Allah’a ve Allah’ın dinine savaş açan tüm Firavun taslaklarına bu sözle­riyle şu mesajı veri­yordu: Gelin ey beni taklit edenler! Benim düş­tüğüm yanlışa düşme­yin! Ben imanı son dönemime tehir etmiştim. Ama gördünüz ki o iman benden kabul edilmedi. Siz bunu önce­den anlayın da benim duru­muma düşmeyin. Şimdiden hatalarınız­dan dönüp müslümanlığınızı ilan edin diyordu. Evet İsrâil oğullarına diyor ki Rabbimiz: Siz bakıp duruyor­du­nuz da yapacağınız bir şey yoktu. Gücünüz de yetmiyordu bu işe. Si­zin hesabınıza göre eğer onlar yetişseydi işinizi bitirecekti­ler. Korku içinde büzüşüp kalmıştınız. Ama bakın bu nîmetimi de hatırlayın! di­yor Rabbimiz. Peki bize ne diyor bu âyetler? Benim anlayabildiğim kada­rıyla bu âyetler bize de şunu söylüyor: Yâni bugün bizim çocukla­rımız da Firavun’un zulmüne rağmen karşıya geçebilmişlerse, fira­vunların kont­rolüne rağmen dünyaya gelebilmişler ve sağ kalabil­mişlerse, bu do­ğum kontrolü yutturmacalarına rağmen analarınız sizi doğurabilmişse, doğumla sizlerin arasına koydukları engeller denizini yarıp karşıya geçebilmişseniz yâni doğabilmişseniz bunca Firavuni eğitim barikatla­rına, eğitim çukurlarına rağmen bunca küfür ağlarına rağmen sizler ve çocuklarınız müslüman kalabil­mişler ve şu anda kurtulabilmişlerse, bilelim ki bunu da Allah’tan başkası yapmış değildir. Firavunların, Firavun sitemlerinin sizin önünüze koydukları bu engelleri, birer birer yarıp da sağ sâlim sizi karşı tarafa geçiren Al­lah’tır. Öyleyse bu âyet bize de diyor ki: Ey müslümanlar, sizi de Fira­vunların elinden kurtaran Benim. Sizi de bu Firavunî sistemle­rin elin­den kurtaran Rabbinize siz de hamd edin! Siz de, size olan nîmetle­rimi hatırlayıp bana şükredin! Size sunduğum bu nîmetlerime karşılık bana kulluk yapın! Siz de, size olan Rabbinizin nîmetlerini unutmayın! Ona, onun istediği şe­kilde teşekkür edin! Kul olun Rabbinize! “Denizi yarıp sizi kurtarmış ve gözlerinizin önünde Firavun ailesini batırmıştık.” Sizi Firavun’dan kurtardık. Onunla sizin aranıza engel koy­duk. Sizin için denizi yardık, sizi sağ sâlim karşıya geçirirken Fira­vun ve adamlarını orada helâk ettik. Maksat bununla sizin gönlü­nüze şifa ve cesaret vermekti. Size yardım eden, böylece sizi açıkça destekleyen Allah’ınıza dostça bakıp düşmanlarınıza karşı hor bakmanızı sağla­mak içindi. Denizin yarılıp İsrâil oğullarının kurtulduğu, Firavun ve adam-ları­nın gözlerinin önünde boğuldukları o gün Aşure günüy­müş. Bugün Hz. Mûsâ’nın ve İsrâil oğullarının Mısır’ı terk ettikleri ve denizin ya-rılarak Allah’ın onları kurtardığı gündür. Tarihi bilgi­lere göre Hz. Yu­suf’un Mısır’a ilk girmesiyle, Hz. Mûsâ’nın Mı­sır’dan çıkışı arasında 400 yıl geçmiştir. Ahmed İbni Hanbel’in Müsned’inde İbni Abbas’tan rivâyet edilir ki: Allah’ın Resûlü Medine’ye geldiğinde yahudiler o gün oruç tutu­yorlardı, Allah’ın Resûlü de ben Mûsâ’yı sizden daha çok severim bu­yurarak oruç tutmuştur.