Bakara Suresine Dön

Bakaraالبقرة

52. Ayet

52Bakara Suresi
Mushafta Aç

ثُمَّ عَفَوْنَا عَنْكُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

(Bu olaydan) sonra şükredesiniz diye sizleri affetmiştik.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

52: "Sonra arkasından biz, sizi affettik de belki şük­redersiniz diye size imkânlar vermiştik." Hatırlasanıza! Niye unutuyorsunuz bunları! Yâni sizi kendi ken­dinize bırakmadık, sizi sürekli hak yola davet ettik. Denizi geçtikten kısa bir süre sonra kitap vermek için Cenab-ı Hak Hz. Mûsâ’yı Tûr dağına çağırdı. Bu zaman Zilkade ayının başın­dan Zilhicce ayının onuna kadar gündüzü ve gecesiyle beraber de­vam eden bir müddettir. İslâmî aylar gece ile başladığı için 40 gece denmiştir. Bu olaylar Mekkî sûrelerde detayı ile anla­tıldığı için burada sadece hatırlatılmaktadır. Bakın, bu adamlar Allah’ı biliyorlardı, Allah’ın gücünü gör­müş-lerdi, Firavun’un zulmünü görmüşler, Allah’ın kendilerini onun zulmün­den nasıl kurtardığını görmüşler, denizin yarılıp kendilerinin sağ sâlim karşıya geçerlerken düşmanlarının nasıl boğulduklarını gözleriyle görmüşler. Peygamberi tanımışlar, peygamberin ne için ve nereye gittiğini bilmişlerdi; ama yine de zâlimliklerini ortaya koyuyorlardı. De­diler ki; yahu nereye gitti bu Mûsâ? Eğer bir Allah aramaya git­mişse birlikte arasaydık! Bizler onun yokluğuna dayanamayız! Onsuz biz kime sığı­nacağız? Onsuz hayatımızı neyle dolduraca­ğız? Olmaz, biz onsuz yapamayız, edemeyiz! Dediler ve yanlarındaki mücevherlerini eriterek buzağı şeklinde bir put yapıp Peygam­berden boşalan hayatlarını onunla doldurmaya kalktılar. Allah, on­ları ineğe tapınmaktan kısa bir süre önce kurtardığı halde, onlar tekrar buzağıya dönerek zâlimlerden oldular. Bir de üstelik bunlar ineğe de tapamıyorlardı. Çünkü Mı­sırdaki efendileri ineğe tapıyorlardı. Bunlar hâlâ köleliği içlerinde taşıdıkla-rından efendilerinin taptıklarına tapamıyorlar da ineğin küçüğüne yâni buzağıya tapınmaya çalışıyorlardı. Çünkü inek egemen güçlerin, efendilerinin tanrısıydı. Köleler ise daha küçü­ğüne tapabileceklerdi. Efendileri onları öyle eğitmişlerdi. Firavun’un eğitim sistemi bunu ge­rektiriyordu. Sizler kölesiniz denmişti kendilerine. Sizler az gelişmişsi­niz, sizler güçsüzsünüz denmişti kendilerine yıllar yılı. Firavun’un eği­timinde yetişen bu insanlar hiç­bir zaman efendilerine kafa tutma ce­saretini kendilerinde bula­mazlardı. Onların yaptıklarını yapma cesa­retini de kendilerinde bulamazlardı. Onlar için hayat daima efendilerini taklit ve efendile­rinin yolunda olmaktı. Efendilerinin yaşadıkları bir ha­yata yüz yıl sonra ulaşmak bile onlar için bir şerefti. Efendilerini yüz yıl geriden takip etmek bile şerefti onlar için. İşte bundan dolayıdır ki efendilerinin kendilerini göremeye­cek­leri kadar onlardan uzaklaşmış olmalarına rağmen yine de al­dıkları bu eğitimin etkisiyle, eh ne yapalım büyükler büyüğe tapar, biz küçükler de ancak ineğin küçüğüne tapabiliriz, diyorlardı. Bir de dikkat ederseniz buzağı ziynet eşyasından yapılıyor. Bu­gün de bakıyoruz ziynet eşyalarının, altının, gümüşün, paranın putlaştırıldığını görüyoruz. İnsanlar bugün de bunlara tapınıyorlar âdeta. Ziynet esasen süs demektir. Dünyanın süsü ve ziyneti. Bu­gün de insanlar âdeta bunlara tapınıyorlar. Öyleyse biz de buna çok dikkat etmeliyiz. Dünya ve dünyanın süsü ve ziyneti olan şeyler hayatımızda putlaşmasın inşallah. Peygamber kısa bir dönem aralarından ayrılınca hemen putla­rına, putçuluklarına dönüverdiler. Elbette peygamberi yok farz eden bir toplumun bundan başka yapabileceği bir şey de yoktu. Meselâ ba­kın hıristiyanlarda Allah’ın peygamberi Hz. İsa’yı hayatlarından kovup o hale getirince rahat bir nefes alabildiler. İsa için Allah dediler, Al­lah’ın oğlu dediler, yarı Allah, yarı insan, Allah’la insan ka­rışımı bir varlık dediler ve sonunda rahat bir nefes alma imkânını elde ettiler. Allah, insan, yarı Allah yarı insan karışımı bir varlık, bu bize örnek olamaz! Biz onun gibi olamayız! dediler ve ondan kurtuluverdiler.