Bakara Suresine Dön

Bakaraالبقرة

56. Ayet

56Bakara Suresi

ثُمَّ بَعَثْنَاكُمْ مِنْ بَعْدِ مَوْتِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

Sonra, şükredesiniz diye, ölümünüzün/baygınlığınızın ardından sizi (bir daha) dirilttik.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

56:"Böylece ölmüştünüz de bu ölümünüzden sonra sizi tekrar dirilttik." "Belki siz şükredersiniz diye." Bu adamların özellikleri aynen şu andaki bizim özellikleri­miz. Şu anda meselâ bakın adamın çocuğu elinden alınır, ses çı­karmaz. Kızı öldürülür, ses çıkarmaz. Oğlu mahvedilir, gene ses çı­karmaz. Ve bundan kendisini kurtaracak pozisyona adımını bile atmaz. Peygam­berle bir an diyalogu kesilince, yâni peygamberi Tûr’a gidince kendisi kalır, yine putuna tapmaya başlar. Bakın Peygamberleri Mûsâ aley-hisselâm kısa bir dönem yanlarından ayrılıp Tura gi­dince kavmi şöyle demişlerdi: "Mûsa bize dönünceye kadar biz bu buzağıya tap­makta devam etmekten asla ayrılmayacağız! Demişler­di." (Tâhâ: 91) Peygamber azıcık yanlarından ayrıldı diye bunu yapmaya başla­yıverdiler. Şimdiki insanlara da eğer peygamber modeli ta­nıt­maz-sak, onlar da kendi putlarına tapmaya devam edeceklerdir. Pey­gam-bersiz hayatlarını bir şeylerle doldurmaya devam ede­ceklerdir. Meselâ yemek yemede sünnet modelini öğrenmezse adam, elbette bir başkasının yemek yeme modelini onun yerine ikâme edecektir. Meselâ giyim kuşamda peygamber modelini bil­miyorsa, onun yerine bir başkasının giyim modelini benimseyecek­tir. Peygamberimizin böyle bir hadisini hatırlıyorum: "Her sünnet ortadan kalkınca yerine bir bidat yer­le­şir." Mecburdur adam çünkü. Yâni eşyanın tabiatı bunu gerekti­rir. Eğer bir konuda sünnet bilinmiyorsa, bilinmediği için de tabii olarak uygulamaya konulamıyorsa, elbette başka bir şey uygulamaya ko-nulacaktır. Kaçınılmazdır bu. Çünkü o hayatın vazgeçilmez bir unsu­rudur. O yoksa başka bir şey gündeme gelecektir. Çünkü öyle de olsa, böyle de olsa hayat devam etmektedir. O hayatı bir şeylerle dol­durmak zorundayız. Hayatın o bölümünü dolduracak, düzenleyecek sünnet yoksa onun yerini bir başkasının sünneti, bir başkasının uy­gulaması dolduracak ve düzenleyecektir. Sonra Allah; kitap vermiş, Furkân vermiş yolumuzu bulalım diye, hayatımızı onunla düzenleyelim diye, ama biz yine de yolumuzu buna değil de başkalarına soru­yorsak. Ve de Allah korusun tevbe, suçluları ortadan kaldırmak için varken, buna razı olup hattâ suçlu­larla kol kola gezmeye kalkar­sak o zaman işimiz bitiktir.. Çünkü bakın, yahudilerle alâkalı tarihte böyle bir husus an­latılı­yor. Allah’ın Rasûlü diyor ki: İsrâil oğullarından din bilenler çarşı pazar dolaşırlar, insanlara Allah’ın emirlerini emrederler, münkerden de nehyederlerdi. Ama bu yanlış yapan, günah işle­yen insanlarla da ertesi günü kol kola pikniğe giderlerdi de Allah da onların kalbini, gü­nahkârların kalbine benzetiverdi, diyor. Eh şimdi: İsteniyor. Yâni onları öldüreceksin! Onların varlığını orta­dan kal­dıracaksın deniyor. Yâni yahu adam tevbe edecek, vaz­geçecek belki! Öldürmeye ne gerek var? Hayır bu bizim şeriata göredir. Onla­rınkinde öldürmeydi ceza. Bizimkinde de ya onu sür­dürmeyecek, piş-man olacak, vazgeçecek veya onu ortadan kaldı­racaksın. Başka türlü de İslâm yaşanmaz yâni.. Meselâ adam zina ediyor, yine yapıyor. Adam öldürüyor, yine yapıyor. Bunlar ortadan kaldırılmalı ki, biz Allah’ın istediğine göre ya­şayalım. Toplumda bu insanlar, ellerini kollarını sallaya sallaya dolaş­tıkları ve aynı suçu tekrar tekrar işledikleri sürece, o toplumda günah işlemeyen insan kalmaz. Bu adamlar günün bi­rinde suçsuzları da suç işler hale getireceklerdir. Bu kaçınılmazdır. Bir de görmeden inanmayız sözü sanki pozitivizm denen bilimci­liğin yaygınlaştırılması. Deneye girip çıkmayana inanmaz adam. Günümüzde pozitivist kâfirlerin de aynı şeyleri söylediklerine şahit oluyoruz. Laboratuar deneylerine konu olmayan şeylere inan­mayız! diyorlar. Ve bugün bunu söyleyenler de zirvede bir düşünceye sahip olduklarını iddia ederler. Halbuki bu âyetle bir­likte bu zavallıların ne kadar basit bir akıl yürütmeden bile mahrum olduklarını görüyoruz. Bundan dört bin yıl önce de İsrâil oğulları­nın seçkinlerinin dediklerinin aynısını söylüyorlar. Yâni bir şey değil bu. Demek ki, yeni bir şey değil bu materyalist felsefenin in­sanlığa sunduğu mesaj. Bunlar maddeden başka bir şey tanıma­yan, gözle­rine batmayan bir şeye inanmayan, gayba inanamayan insanlardır. Bunlar tıpkı sopasız yürüyemeyen körlere benzerler. Tapacakları Mâ-budlarını elleriyle tutmak, dokunmak, yoklamak isterler. Yâni tap­mak için cisim ararlar, putlar ararlar. Bulamazlarsa yaparlar, ondan imdat beklerler. Çünkü insanlarda ibâdet hissi doğuştan vardır, tapa­cak-lardır bir şeylere. Hiç olmazsa bir öküz veya ökü­zün altındaki bir bu-zağıyı ararlar. Allah’ın dediğine inanmaz, gayba inanmaz, ayın yarılma­sına inanmaz. Sanki İsrâil oğullarının kavgası tam da bizi buluyor anla­mı-na gelecek. Aynen onlar gibiyiz, işte bizim piyasa, işte İsrâil oğullarının du­rumu: Bunlar bu defa da, biz Allah’ı açık açık görmedikçe kesin­likle inanmayacağız ey Mûsâ! diye tutturunca rivâyetler gösteriyor ki, Hz. Mûsâ bunlardan, kendi içlerinden yetmiş kişiyi seçip kendi­siyle birlikte Tûr’a göndermelerini istedi. A’râf sûresi bunu şöyle anlatır: "Mûsa tayin ettiğimiz vakit için (Buzağıya tapma­yan­lardan Allah’ın emri ile) yetmiş kişi seçti." (A’râf: 155) A’râf sûresi bunların sayısının yetmiş kişi olduklarını anlatır. Hz. Mûsâ kavminin seçtiği bu yetmiş kişiyle beraber Tur’a gitti. Bunlar buzağıya tapan arkadaşları namına özür dileyeceklerdi. Ya da Hz. Mûsâ’nın Allah’la konuşmasına şahit olacaklardı. Gözlerimizle gör­me-dikçe ne Rabbine ne de sana inanmayacağız diyenler adına bu görme işine şahit olacaklardı. Göreceklerdi Allah’ı ve dönüp müvek­kille-rine: Evet inanın bu peygamberin dediklerine! Çünkü gerçekten biz Onun Rabbini gözlerimizle gördük diyeceklerdi. Gittiler Mûsâ aleyhis-selâm ile birlikte Tura. Orada Rabbimizin elçisi Hz. Mûsâ aleyhisse-lâm ile konuşmasına şahit oldular. Burada Cenab-ı Hakkın Hz. Mûsâ ile konuşmasına şahit olduk­ları halde dediler ki: Ey Mûsâ, bizim için bu yetmez! Sadece se­nin Rabbinin sesini işitmemiz bize yetmez ey Mûsâ! Bizler senin Rabbini açık açık gözlerimizle görmedikçe, ellerimizle Ona dokunma­dıkça, duyularımızla Onu algılamadıkça asla Ona da, sana da inan­maya­cağız! dediler. Sonra: Gözleriniz göre göre, siz bakıp dururken yıldırım çarpmıştı. Sa­ika; yıldırım, veya bir ateş, veya "Geberin!" diye bir sesti. Her şey olup bitmişti. Hepsi ölmüşlerdi. Sanki alın öyleyse, Allah’ı an­cak böyle görebilirsiniz! dercesine Allah onların tamamını öldürü­verdi. Hz. Mûsâ ağlamaya başlamıştı: Ya Rabbi sen kavmimin seçkinlerini öldürdün! Şimdi ben onların yanına varınca ne diye­ceğim? diye yalvarıp yaka­rınca Allah onları tekrar diriltti. Ya da: "Siz o zaman bakıp duruyordunuz!" İfadesinden bunlar ölmemişlerdi de kımıldayamıyorlardı, ölüm haline gelmişlerdi diyenler de olmuş. Nitekim A’râf: 155 de: "Onları bir titreme alınca" Buyurulur. Bir saika, bir titreme, bir ürperti onları yakalayıverdi deniyor. Ama dikkat ederseniz bunu yapanlar, hayır ey Mûsâ bizler biz-zat senin Allah’ını gözlerimizle görüp ellerimizle dokunmadıkça iman etmeyeceğiz diyenler, bu suçu işleyenler yetmiş kişi olduğu halde tüm kavme teşmil olunuyor. Yâni sadece suç işlemiş olan bu adamları değil de Rabbimiz tüm kavmi cezalandırıyor. Bundan şunu anlıyoruz ki: 1- Bir toplumun içinde yetmiş kişinin işledikleri suçtan do­layı tüm toplum fertlerinin cezalandırılacağı haberi veriliyor. 2- Bir de seçenler seçtiklerine dikkat etmelidirler. Zira bun­dan anlıyoruz ki müvekkillerinin suçları onları da ilgilendirmektedir. Çünkü seçenler seçtiklerinin yaptıklarından sorumludur. Evet, Allah’ı gözleriyle görmek cinnetine kapılan bu insanlar, Al­lah’ı görememişlerdi; ama diğer mabutların, meselâ buzağının ya­pamayacağı şeyi Allah’ın yaptığını görmüşler ve bunun sonunda biraz biraz akıllanmışlar ve tüm kavim affedilmiş, yeniden dirilmiş­tir. Bu âyetiyle Rabbimiz, tüm insanlığa şu mesajı veriyordu. Ey in­sanlar! Vazgeçin bu materyalist felsefeden! Vazgeçin bu bi­limsel putçuluktan! Vazgeçin bu maddeci ve dünyacı tavırlarınız­dan! Görme­diğimize inanmayız değil, Allah’a ve Allah’tan gelen­lere inandık deyin! Aksi takdirde bu tutumlarınızı sürdürürseniz geberir ve tekrar dirildik­ten sonra da başka bir âleme gözlerinizi açar ve pişmanlıklarınızın fayda vermeyeceği bir gerçekle karşı karşıya gelebilirsiniz, diyordu. Bundan sonra: Cenab-ı Hakkın İsrâil oğullarına verdiği nîmetlerden biri de şu: