68:"Dediler ki; ey Mûsâ! Rabbine bir dua ediver de bu ineğin mahiyetini bize biraz açıklasın." Bizim için Rabbine bir davetiye gönderiver. Hainlere bakın, kimin Rabb’iydi bu Rab? Mûsâ’nın Rabbi sadece, onların Rabbi değil sanki. Rabbimize bir dua ediver filan da demiyorlar yâni. Sanki o Rab kendilerinin Rabbi değil de sadece Mûsâ’nın Rabbi. Bir de bakın; Rabbimize birlikte dua edelim de demiyorlar. Sanki ağızları kurumuş hainlerin, kendileri dua etmek istemiyorlar da, ey Mûsâ hadi sen bir dua ediver diyorlar. Bizdeki hani şu malum felsefe de herhalde bunlardan geçme mi ne? Hani diyorlar ya herkes Rabbe dua edemez, herkes Rabbe ulaşamaz, ulaşabileceklere dua ettirmek lâzım filan. Bakın bu adamlar da en azından müslümansalar bile, Rablerini Rab biliyorsalar bile yine de duayı, davetiyeyi Mûsâ gönderecekti. Elbette bu iş peygamber aracılığıyla olmalı değil mi? Tamam belki, ama ifade bozuk. Evet, yine peygamber dua etsin, ama Rabbimize dua edelim desinler. Veya gel birlikte dua edelim desinler. Yâni biz bu işi beceremeyeceğiz, bize biraz yardım et, hadi seninle birlikte dua edelim falan deseler bu kulluğun ifadesi olacak, ama buradaki ukalalığın ifadesi oluyor. Rabbine dua etsen de o ineğin mahiyetini bize biraz beyan ediverse. Yâni nedir bu inek? Nasıl bir şey? Bu konuda bize bir beyanda bulunsun Rabbin diyorlar. "Dedi ki; Mûsâ Aleyhisselâm: İşte o şanı yüce Allah" (zamirle anlatılınca daha bir yücelik ifadesi var)"Der ki, Diyor ki": "O size emredilen inek bir Bakara’dır ki" Dikkat ediyorsanız tekrar tekrar üstüne basa basa, ben de-miyorum! Allah size diyor ki! Ben Allah’ın dediğini size diyorum ki! Ben Allah’ın emrini size tebliğ edip duyuruyorum ki şeklinde meseleyi Allah’a irca ediyor ve de iş karışık kuruşuk bir duruma gelmesin diye bizzat tekitli olarak söylüyor Hz Mûsâ aleyhisselâm. Benim aracılığımla Allah size diyor ki: Size emredilen o bakara, "Bakara tün" bir bakaradır ki. Öyle bir bakaradır ki: "Ne farımış, ne de taptaze." Yâni ne farımış, ne yorulmuş, ne amelden kesilmiş, ne de böyle taptaze. Bakire, yâni henüz analık fonksiyonlarını icraya başlama-mış demektir. "Bu ikisi arasında bir inek düşünün." Yâni olgun, dolgun, gücü kuvveti yerinde, yaşı başı yerinde, tam bir inek. "Hadi öyleyse emrolunduğunuzu hemen yapın!" Fa, fa-i ta'kıbiyyedir. Hadi, beklemeyin artık emrolunduğunuz şeyi hemen icra ediverin! Beklemeyin artık! Ne bekliyorsunuz? Bu işin mahiyetini istediniz, onu da anlattı Allah. Ama onlar dinlemediler, yanaşmadılar, ilgilenmediler, duymazdan geldiler. Tam İsrâil oğulları karakterini, yahudi karakterini bize gösterdiler. Rabbimiz bunu bize niye anlatıyor? Rabbimiz bize bunu, şu-nun için anlatıyor: Bakın sizin toplumda da böyle insanlar pek çoktur diye anlatıyor. Bizim toplumda da pek çoktur böyleleri. Söylersiniz adama, anlatırsınız, didinirsiniz, uğraşırsınız: İyi ama! diye bir şey daha bulur adam. Sizi dinlemez, anlamaz, itiraz eder. Siz bir daha söylersiniz, döner bir daha itiraz eder. Tamam onu anladık da, ama! Şu nasıl olacaktı? diye bir daha sorar. Söylenenden kaçmak için anla-mamış gibi davranır. Söylediğinizle hiç mi hiç ilgisi olmayan başka ko-nularda sürekli sorular üreterek sizi oyalamaya çalışır. Meselâ kıyafet konusunda çok görüyoruz bunu. Meselâ kızın birine ısrar ediyorsunuz, kızım, tamam, piyasa böyle, okulun böyle anladık, ama hiç olmazsa cazip bir renk olmasın giydiğin! diyorsunuz. Ama bir eşarp takıyor ki başına, üç kilometre öteden görebilirsiniz. Anlamıyor o bunu, dinlemiyor zaten de, gene de diyorsunuz. Sonra da diyor ki; eh ne yapayım, ben bunu bulabildim! Böyle bir mantık. Şimdi bizim piyasada da çok bu mantık. Burada da böyle bir mantık var. Aradan bir beş on yıl geçtikten sonra tekrar geliyorlar; ve di-yorlar ki: