69:"Ey Mûsâ Rabbine dua et de bize bu ineğin rengini açıklasın." Diyorlar ki, tamam, yapalım da, ama bunun rengi ne olacaktı? Bu ineğin rengi nasıl olacaktı? Tamam anladık keseceğiz de, biz onu sormayı unutmuştuk! Tam serkeşlik. İyi iyi, kes dedin, tamam, keselim de rengini söylemedin ama! diye sanki suçlarcasına Mûsâ Aley-hisselâm’a döndüler. Yine aynı model cevap; o Rabbine iltica etti de Rabbi dedi ki: "Mûsa Aleyhisselâm dedi ki; Allah diyor ki, o size emredilen Bakara, bir Bakaradır ki sapsarı, onun rengi de pas parlaktır." Böyle sanki bakanları sevindirecek bir tarzda. Tabi böyle bir ineğe baktıkça sevinilir elbette. Yâni ne ihtiyar, ne genç, zayıf da değil, etine dolgun bir inek. Onlar yine hemen yanaşmıyorlar, yapmak istemiyorlar, kesmeye yanaşmıyorlar veya uzatmak istiyorlar işi. Belki de rivâyetlerde yok diye demeye cesaret edemedim ama desek mi? Belki de bu işin başlarına neler açacağını biraz biraz seziyorlar da sonunda, onun için yanaşmıyorlar. Yâni bu kadar ısrarla söylenince sonunda başlarına nelerin gelebileceğini sez-meye başlıyorlar ve biraz uzatmayı istiyorlar, zaman kazanmak isti-yorlar. Çünkü bu ineği kestikleri zaman ölen kişinin katilleri de ortaya çıkacaktı. Bunu sezdikleri için bu işi uzatıp zaman kazanmak istiyorlar. Aradan bir beş on yıl geçtikten sonra tekrar geliyorlar ve diyorlar ki: