Bakara Suresine Dön

Bakaraالبقرة

71. Ayet

71Bakara Suresi

قَالَ اِنَّهُ يَقُولُ اِنَّهَا بَقَرَةٌ لَا ذَلُولٌ تُث۪يرُ الْاَرْضَ وَلَا تَسْقِي الْحَرْثَۚ مُسَلَّمَةٌ لَا شِيَةَ ف۪يهَاۜ قَالُوا الْـٰٔنَ جِئْتَ بِالْحَقِّۜ فَذَبَحُوهَا وَمَا كَادُوا يَفْعَلُونَ۟

Dedi ki: “Allah buyuruyor ki: ‘Tarla sürme ve ekin sulama işinde çalıştırılmamış, kusursuz, üzerinde benek olmayan bir inektir/boğadır.’ ” (Onlar,) “Şimdi doğruyu söyledin.” dediler ve ineği/boğayı kestiler. Fakat neredeyse onu kesmeyeceklerdi.

Dipnot

Emri duydukları ilk anda itaat etmiş olsalar herhangi bir inek kesip emre icabet etmiş olacaklardı. Onlar emre uymada ayak diredikçe Allah (cc) zorlaştırdı. Şartlar o derece ağırlaştı ki, neredeyse kesecek inek bulamayacak ve helak olacaklardı.

Bu kıssanın bize bakan yönü şudur: İslam’ı öğrenirken bazı emir ve yasaklar nefsimize ağır gelebilir. Kolaylaştırmanın yolu adım atmaktır. En güçlü dua, emre icabettir. Kul, iradesini ortaya koyduğu zaman Allah’ın (cc) yardımı ve kolaylaştırması peşinden gelir. (bk. 4/Nisâ, 66-70)

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

71:"Öyle bir inek ki, ne yeryüzünü sulamada kulla­nılmış, ne de ekmede ve dikmede." Ne ekin ekmede, ne çift sürmede, ne de tarla sulamada kulla­nılmış bir inek. "Boyunduruk da vurulmamış." Yâni başıboş, ya da başına buyruk, müsellem, yâni kendi ba­şına sâlim bir inek. Hiç boyunduruk vurulmamış, çifte kullanılmamış bir inek. "Yâni böyle alacası da yok." Alasız, alacasız bir inek. "Dediler ki işte şimdi hak söyledin!" Hah! Şimdi doğru söyledin ey Mûsâ! Şimdi tamam! Şimdi oldu bu iş. Ötekiler? Ötekiler olmamıştı sanki. Hz. Mûsâ’nın önceki dedik­leri yalandı sanki. Hayır ötekiler de haktı, ötekiler de doğ­ruydu; ama yapmadıklarını kamufle ediyorlardı, kamufle edecek­lerdi alçaklar. Bu zamana kadar niye yapmamışlardı? Niye böyle bir ineği bu­lup hemen kesmemişlerdi? E anlayamamışlardı canım, ne yapsındı adamlar? Ya da o zaman henüz hakikat beyan edilmemişti de ne ya­pacağımızı şaşırmıştık. Veya işte, ey Mûsâ, o zamanlar sen bizimle alay ediyor, dalga geçiyordun. Hah! Şimdi hakkı söy­ledin! Şimdi oldu! diyorlar. Ondan sonra da onu boğazladılar, o ineği kesebildiler. "Onu boğazladılar, ama neredeyse yapamayacak­lardı bu işi." Neredeyse kesemeyecektiler. Çünkü bu iş kendilerinin Peygam­bere kafa tutma işiydi. Bayağı bayağı da ileri gitmişler, ukala­lık etmişler, karşı gelmişler, laf dinlememişler. Ama biraz daha ileri gi­der-lerse helâk ta olabileceklerdi. Bu kadardan sonra da hâlâ yap­mazlar-sa işleri bitirilecekti. Nitekim yine de yapmayacaklardı da. Çünkü yapamamak değildi mesele, yapmamaktı. Böyle bir ineği bu­lama­mak değildi mesele, bulmamaktı. Kesememek değil, kesme­mekti. Ama sonunda ağızlarından bir inşallah sözü de çıkıvermişti. Bu işi Allah’a izafe etmeyi becerivermişlerdi. Ulemânın ifadesine göre ağızlarından böyle biz söz çıkmasaydı ne­re­deyse kesemeyeceklerdi ineği. İnşallah dedikleri için, meşieti Allah’a bıraktıkları için, Allah’ı her işe etkin ve yetkin bildikleri, bunu hatırla­dıkları için Allah on­ları bu işte muvaffak kıldı. "İnşallah buna bir yol bulacağız!" diyebildikleri için o ineği kesmeye, Allah’ın emrini yerine ge-tirmeye muvaffak oldular. Bu âyet inşallah sözünün etkisini anlatan âyetlerden biridir diye gündeme getirilmiş. Bunlar da inşallah diyorlar ve sonunda ancak bu kadar beceriyorlar. Hani Peygamberimiz de bir sefe­rinde, yarınki bir iş için inşallah dememişti de Allah uyarıda bu­lunmuş ve o da pişman olmuştu. "Herhangi bir şey için Allah’ın dilemesi dışında: "Ben onu yarın yapacağım" deme, unuttuğun zaman Rabbini an ve şöyle de: "Umulur ki Rabbim doğruya daha yakın olana eriştirir." (Kehf: 23) Denilmişti. Buna biz de alışalım tabi. Ama bazen fıkralar uydu­rulur, dalga geçilir. Hani adamın birisi ava gidiyormuş ta, işte inşallah demiyormuş da filan. Burada inşallahı bir tanıyalım in­şallah. İnşallah; meşietin Allah’a ait olduğunu anlamak, kavramak ve bu idrakle iman etmek demektir. Meşiet; dilemek demektir. Al­lah di­lerse, Allah isterse, Allah izin verirse, bu elde bir diyeceğiz bir kere. Ama “Allah dilerse” den sonra kişi kendinin dilemesini mutlak ortaya koyarsa, bu Allah’la dalga geçmek demektir. Yâni yapacağı herhangi bir iş konusunda inşallah der de bir adam, yâni Allah dilerse, Allah izin verirse der de, ama bu işe kendini mutlak etkin ve yetkin zanne­der ve öyle davranırsa bu inşallahla dalga geçmek demektir. Meselâ birine kafayı taktı bir delikanlı, onunla evlenecek, tamam inşallah. Ama öyle ısrar ediyorsa ki, her çareye baş vuracak, illa da evlenecek onunla. Yer yerinden oynasa da onu başkasına yâr etmem diyorsa işte bu inşallahla dalga geçmek demektir. Veya bir yerden dükkan tutacak adam veya bir işin başına geçecek, biriyle beraber olacak veya birine engel olacak, inşallah demiyor mu? Diyor ama kafaya öyle bir takıyor ki bu işi, mutlaka yapacak onu. Sanki bu konuda Allah -hâşâ- istese de yapacak istemese de. İşte bu Allah korusun da inşallahla dalga geçmek demektir. Meselâ arkadaşın biri evlenme çabasındaydı, tamam inşallah da diyordu, maşallah da diyordu. Ama konuşmasına bir ba­kın ki; her şeye rağmen, yer yerinden oynasa da onu alacaktı. Mümkün değil onu kimseye yar etmem diyordu. E, hani inşallah diyordun? Hani Al­lah isterse, Allah dilerse diyordun? Nerede kaldı inşallah? Belki de onunla evlenmeni istemiyordu Allah. Belki o makama gelmene razı değildi Allah. Hayır öyle değil. Adam hem inşallah diyor; hem de o makama gelebilmek için Allah istese de istemese de her şeyini, na­musunu, iffetini fedâ ediyor. İşte bu inşallahla dalga geçmek demektir. Allah korusun da bugün müslümanın yalanı olmuş inşallah. Bükra inşallah, yarın inşallah diyor adam, e yine yarın da bükra. Müslümanlar inşallah dedi mi, neredeyse bir sene sonraya söz ve­ri­yorlar. Oysa diyecekler ki yarın öğle namazında buluşalım inşallah. Bu ne demek? İslâm’ın mâzeret kabul ettiği şeyler dışında orada ola­cağım demektir. Çok acil bir vaka olmadıkça hastalık gibi, ölüm gibi, evlenmek gibi mutlaka orada olacağım demektir bu. Öyleyse sözleri­mize dikkat edelim, de durup dururken kendi kendimizi münâfık yap­maya-lım inşallah. Kırk yıl bu emir ile ineği kesme arasında geçti deniyor. Kitabımızdaki kırk günle alâkalı iki konu, iki yorum biliyorum: Birisi sûrenin 51. âyetinde geç­mişti: “Kırk gece için Mûsa ile vaadleştiğimiz zaman..” Hani Hz. Mûsâ Aleyhisselâm ile Rabbimiz kırk güne vaadleş-mişlerdi. Böyle bir kırk gün konusu var. İkincisi: "Allah dedi ki: "Orası onlara kırk yıl haram kı­lındı; Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklardır." (Mâide: 26) O Tih çölünde kırk yıl gezdiler, dolaştılar diye bir kırk yıldan söz edilir. Bir de bu inek kesme işi böyle kırk yıl sürdü deniyor. Zaten kırk yıl, o kırk yıl dolacak da o nesil bitecek, tükenecekti. Köleler, köle ruhlular ölecekler ve onların çocukları, babalarının yaşadığı şehir ha­yatını görmeyen, Mısır’ı tanımayan ve çölde do­ğup büyüyen, özgürce büyüyen, babaları gibi Mısır’ı görmeden büyüyen o özgür insanlar kalacak; onlar zamanında Filistin’e gidilecek ve artık orada devlet ku­rulacaktı. İnşallah konusunda şunları bileceğiz : 1- Adam inşallah diyor; ama kendisinde mutlak bir güç var zan­nediyor, bu yanlıştır. Bunu az evvel demeye çalıştım. Hani Kâlem sûresinde de anlatılıyordu. Adamlar yarın biz bağımızı bozacağız di­yorlardı, bu işe kendilerini etkin ve yetkin zannediyor­lardı. Allah’ı he­saba katmıyorlar, Allah’ı diskalifiye ederek inşallah demiyorlardı da sabahleyin Allah da onların bağını bozuvermişti ya. İşte kişi hem in­şallah diyor hem de o iş konusunda işi Allah’a bırakmayarak kendisini mutlak güçlü görmeyecek. Birinciyi her­halde anladınız. Hem inşallah diyor, Allah isterse diyor, hem de kendi bildiğince yapacağını zanne­diyor. 2- Bir de inşallah diyerek kişinin yapmak istediği şey as­lında, zaten Allah’ın kendisinden istediği şeydir de, o inşallah diye­rek Allah isterse diyerek Allah’tan yeni bir davetiye bekliyordur. Yâni inşallah dedikten sonra sanki Allah o işi yapması gerektiğini bir daha beyan edecekmiş gibi yeniden davetiye bekliyor adam. İşte bu da inşallahla dalga geçmek demektir. Meselâ soruyorsu­nuz adama: Arkadaş na­maza başlayacak mısın? İnşallah diyor adam. Yâni inşallah, Allah is­terse, Allah dilerse yakında başlaya­cağım! diyor. E, Allah zaten isti­yor! Namaz kılmanı zaten istiyor Allah ne duruyorsun? Veya meselâ soruyorsunuz adama: Arkadaş hacca ne zaman gideceksin? İnşallah gideriz diyor. Ya Hacca gitmeni zaten istiyor Al­lah senden. Hattâ kimileri yeniden bir davetiye filan bekli­yorlar. Efen­dim henüz rüyamızda çağrılmadık, herhalde yakında çağrılacağız fi­lan. Ya iki bin yıl önce İbrahim Aleyhisselâm çağırmış, bin dört yüz yıl önce Allah’ın Rasûlü çağırmış, şu anda da Kur’an ça­ğırıyor, sünnet çağırıyor; adam hâlâ rüyasında çağrılmayı bekliyor. Ne demek Allah isterse sakal bırakacağım? Allah isterse örtüne­ceğim, Allah isterse in-şallah hacca gideceğim! Allah baştan iste­miş zaten, bir daha ne bekli-yorsun da? 3- İnşallahla üçüncü dalga geçme de şöyledir bakın. Aslında Al­lah onu kendisinden istemezken, bu inşallah di­yerek sanki Allah’ı zorlayacak zannediyordur. Yâni kişinin inşallah dediği konu, Allah’ın istemeyeceği bir konu­dur. Allah’ın kendisinden yapmasını istemediği bir konudur da o yapacağı iş; ama yine de bu adam inşallah diyerek sanki Al­lah’a yol gösteriyor veya Allah’a akıl veriyor demektir. Meselâ na­sıl? Adam meyhane açmaya çalışıyor ve inşallah, Allah izin verirse yakında aça­cağız diyor. Bütün hazırlıkları tamamladık, in­şallah yakında meyha­neyi hizmete sokacağız diyor. Yahu Allah izin vermez ona! Allah is­temez onu! Sen nereden çıkardın bunu? Sen şeytandan izin alıp açı­yorsun! diyeceğiz ona da. İşte bu da inşallahla dalga geçmek demek­tir. Evet inşallah dedikleri için bu ineği kesmeye muvaffak oldu­lar. İnek kesildi. Gözlerinin önünde kutsadıkları bir tanrının işi bitirildi. Öyle bir tanrı ki kesildi; ama kendisini kesenlere karşı hiç bir şey ya­pamadı. Öyle bir tanrı ki kendisinin öldürülmesine bile engel olamadı. İnekten tanrı olursa bu kadar olur işte. Bundan sonra hüküm gelecek. Yâni ne içindi bu iş? Niye em­re­dilmişti bu? Bunun sebebi konusunda hüküm geliyor. Buyu­rur ki Rabbimiz: