“Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla” Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a aittir. Salât ve selâm Allah’ın Rasûlü-ne, âline ve ashabına olsun. Rabbimiz bizden kabul buyur. Çünkü sen dualarımızı işiten ve her şeyi hakkıyla bilensin. 74:"Bütün bunların arkasından sizin kalpleriniz yine katılaştı, taş gibi kaskatı kesildi, hattâ taştan daha katı oldu. Nitekim taşlar arasında kendisinden ırmaklar fışkıranlar vardır; yarılıp içinden su çıkanlar vardır; Allah korkusundan yuvarlananlar vardır. Allah yaptıklarınızı bilmez değildir. " Evet bundan sonra da erimesi gereken kalpleriniz taş gibi kaskatı kesiliverdi. Hattâ taştan daha kaskatı oldu buyuruluyor. Burada Rabbimiz kâfirin kalbiyle taş arasında çok hoş bir mukayese yaparak, kâfirin kalbinin taştan daha katı olduğunu anlatacak. Ancak ona geçmeden önce Kur’an’ın diliyle kalp çeşitlerini şöyle kısaca bir özetleyelim inşallah: İslâm literatüründe üç model kalp görüyoruz: 1- Birisi marazlı, hasta, hastalıklı bir kalp. Sûrenin baş tarafında bunu anlatmıştı Rabbimiz. Kimilerinde görüyoruz bunu, tuhaf insanlar bunlar, ne yaptıkları belli olmaz. İstikrarları yoktur, hastalandıkça hastalıkları artar. “Onların kalplerinde hastalık vardır. Allah’ta onların hastalıklarını artırmıştır” (Bakara: 10) Âyetinde anlatılanlar gibi olurlar bunlar. 2- İkinci bir kalp türü daha vardır ki, o da burada gördüğümüz gibi, kaskatı bir kalp. Taş gibi, hattâ taştan daha katı bir kalp. 3- Bir üçüncü kalp daha vardır ki bu mü'minin kalbidir. O da iki durumda bulunur: a- Ya coşkundur. Hoplar zıplar yerinde duramaz. "Mü'minler o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir, Allah’ın âyetleri okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır ve onlar Rablerine güvenirler... "(Enfâl: 6) Deniliyordu ya. Yâni yanlarında Allah zikredildikçe, âyetlerle karşı karşıya geldikçe, âyetler onlara okundukça coşar, taşar, kabına sığmaz hale gelir. Allah’ın metluv ve meşhûd âyetleriyle engin denizler kadar engin hale gelmiş, sükûnete ermiş bir kalptir onların kalbi. İşte bu da mü'minin kalbidir. Demek ki kalplerin itminana kavuşmasının, kalplerin yatışıp doyuma ulaşmasının, şüphe ve tereddütlerden arınıp kesin itminana kavuşmasının iki yolu varmış. 1- Birincisi Allah’ın metluv âyetleri dediğimiz elimdeki şu kitabın âyetleri. Bu kitabı okudukça, bundaki âyetlerle tanıştıkça kalp kesin bilgiye ulaşacak ve içinde kendisini rahatsız eden, sürekli kendisine elem veren tüm şüphe ve tereddütlerinden uzaklaşacak ve sükûnete erecektir. Doyuma ulaşacaktır, tatmin olacaktır. 2- İkincisi de Allah’ın meşhûd âyetleri dediğimiz kâinatta serpiştirilmiş görsel âyetlerdir. Kişi Allah’ın yeryüzünde serpiştirdiği bu âyetleri de inceledikçe, bunları da okudukça yine onun kalbi tatmin olacak ve oturaklaşacaktır. Hani İbrahim âyetinde bu konu anlatılıyordu: "Ey Rabbim ölüleri nasıl diriltirsin görmek isterim! Demişti İbrahim de Allah; yoksa inanmıyor musun ey İbrahim? deyince de, yok öyle değil, ancak kalbim mutmain olsun için dedi." (Bakara: 260) Demek ki kalbin itminana kavuşmasının ikinci yolu da Allah’ın bu şekilde göze hitap eden âyetleridir. Bu âyetler insanın kalbini mut-main hale getirir biliyoruz. İşte buradaki âyet de bu tür âyetlerden birisidir. Bakalım kalplerin yatışması, kalplerin itminana kavuşması adına onlara gösterilen bu âyet karşısında onlar nasıl davranmışlar? « "Bundan sonra kalpleriniz yine taşlaştı, taş gibi veya daha da kaskatı oldu." Bakın orada kâfirin kalbi anlatılıyor. Nasılmış kâfirin kalbi? Kaskatı taş gibi, hattâ taştan daha katıymış. Rabbimiz kâfirin kalbiyle taşın bir mukayesesini yaparak şöyle buyurur: "Taşlardan niceleri vardır ki; ondan pınarlar fışkırır nehirler fışkırır." "Niceleri de vardır ki şak şak yarılıp içinden sular akar." Yâni kimi taşlar da vardır ki; pınarlar fışkırtmasalar bile sızarlar, şak şak olmuştur kayalar, taşlar da Allah’ın âyeti olan su, taşı etkilemiş, orada kendisine sızma yeri bulmuştur. Yâni Allah’ın su âyeti taşın içine nüfuz edebilmektedir. "Kimi taşlar da vardır ki Allah korkusundan aşağıya doğru yuvarlanırlar." Şöyle anlıyoruz bunu: Hani demin Allah’ın iki tür âyetinden bahsetmiştik. Birisi şu kitabın âyetleri, ötekisi de Allah’ın tabiatta yarattığı âyetler diye. İşte soğuk, sıcak, gündüz, gece, güneş, oksijen, hava su Allah’ın âyetleridir. Bakın taşlar bile bu âyetler karşısında donuk kalamıyor, hissiz kalamıyor, nötr kalamıyor, bunlardan etkileniyor da paramparça oluyor. Fiziksel bir parçalanmayla parçalanıp aşağıya doğru yuvarlanıyor. Veya taşlar Allah’ın su âyetinden etkileniyor da suya yol ver-mek zorunda kalıyor. Ya da taşlar Allah’ın rüzgar âyetinin etkisiyle düşüyor, paramparça oluyor. Yâni âyetlere boyun eğiyor taş, âyetler karşısında etkilenip şekil alıyor taşlar. Bu kadar salâbet, güçlülük ve metanet varken taşlar bile Allah’ın âyetleri karşısında böyle eriyor da, Allah’ın âyetleri taşların bile kalbine nüfuz edebiliyorlar da; lâkin bu kâfirlerin kalbi, taş gibi değil, ondan daha kaskatı olarak hiç bu âyetlerden hiç mi hiç etkilenmiyor. Gerek Allah’ın şu kitabının âyetlerinden, gerekse Allah’ın meşhûd âyetlerinden hiç etkilenmiyor. Allah’ın âyetleri bunların kalplerine nüfuz edemiyor. Allah’ın bu âyetleri karşısında erimeliydi, etkilenmeliydi, suyun yol bulması gibi rahmet yol bulmalıydı bunların kalbinde de; ama olmuyor işte. Siz bilirsiniz diyor Allah âyetin sonunda: "Allah yaptıklarınızdan gafil değildir." Unutmayın ki Allah tüm yapıp ettiklerinizi görüp gözetmektedir. Hep Allah kontrolünde bir hayat yaşıyorsunuz. Yaşayın bakalım sonunda nasıl olsa Onun huzuruna gelecek ve O Allah tüm yaptıklarınız konusunda sizi hesaba çekecektir buyurur..