76:"Müslümanlarla karşılaştıklarında: "Biz de sizin gibi inanıyoruz!” Derler. Birbirleriyle baş başa kaldıkları zaman da: Allah’ın size açtığı bilgileri Rabbiniz huzurunda size karşı delil olarak kullansınlar diye mi müs-lümanlara anlatıyorsunuz? Aklınız ermez mi sizin?” Di-yorlardı." Biz de sizin gibi inanıyoruz Kur’an’a. Biz de aynen sizin gibi okunup anlaşılmasından yanayız Kur’an’ın! Biz de Resul gerçeğini aynen sizin gibi kabul ediyoruz! Biz de peygamberi ve onun sünnetini örnek almadan müslümanlık olmayacağına inanıyoruz! Sünnetin hayatımızdaki önemine, fonksiyonuna biz de inanıyoruz! derler. Ama: "Birbirleriyle baş başa kaldıkları zaman da: "Allah’ın size açtığı bilgileri Rabbiniz huzurunda size karşı delil olarak kullansınlar diye mi müslümanlara anlatıyorsunuz? Aklınız ermez mi sizin?” Diyorlardı." Birbirleriyle baş başa kaldıkları zaman da birbirlerine tan etmeye başlarlar ve derler ki: Ne yapıyorsunuz siz yahu? Ne yapmaya çalışıyorsunuz siz böyle? Yahu Allah’ın size ulaştırdığı bu bilgileri, Allah katında sizin aleyhinize belge olsun diye mi müslümanlara söylüyorsunuz? Aklınız yok mu sizin? Buna aklınız ermiyor mu? Allah’ın Tevrat’ta size açtığı bilgileri bu beyinsizlere, bu bilgisizlere, bu ümmîlere mi veriyorsunuz? diyerek birbirlerine çatıyorlar. Bu bilgileri sizin aleyhinize belge olarak kullansınlar diye mi veriyorsunuz onlara? Bak sizin kitapta da böyleymiş! Sizin dininizde de varmış bu! Niye gizlediniz bunları? Niye dininizden çıktınız? Niye kitabınızı değiştirdiniz? diye bu Müslümanların size delil getirmelerini mi istiyorsunuz? Böylece sizin delillerinizle bu müslümanların sizi sığaya çekmelerini mi istiyorsunuz? Bu adamların sizin delillerinizle sizi vurmalarını mı bekliyor-sunuz? Yapmayın bunu! Vermeyin bu bilgileri müslümanlara! Bu iş kesinlikle sizin aleyhinize çıkar diyorlardı. Aklınız ermez mi sizin? Hem dünyada, hem de ukbada aleyhlerinde bir delil olmasından korktukları için Tevrat ve İncil’deki hakikatleri müslümanlardan gizlemeleri noktasında birbirlerini uyarıyor-lardı. Aklınızı çalıştırmıyor musunuz? Aklınızı kullanmıyor musunuz? Kur’an-ı Kerîmde akıl kelimesi hiçbir zaman kendi başına "el Aklu" olarak kullanılmamıştır. Akıl kendi başına hiçbir işe yaramaz, kendi başına hiç bir şey yapamaz da onun için böyle denilmiştir. Akıl kendi ba-şına hiç bir şey değildir. Ön bilgi vereceksin, yan bilgi vereceksin, kulağı kullanacak, gözü kullanacaksın da akıl ondan sonra bir şey yapacak. Değilse akıl hiç bir şey yapamaz. Ondan dolayıdır ki "akletmez misiniz!" denmiş. Tıpkı “görmez misiniz”? Demek gibi. Gözün kendi başına haydi mutlak bir görüşlülüğü olsun diyelim, ama gözün asıl özelliği nedir? Gören göz, gözdür değil mi? Adamın gözünün zarı patladı mı, ya da kulağın zarı patladı mı duymaz değil mi adam? Onun kulağı ha var, ha yok; fark etmez. Meselâ ağız için daha münâsip anlaşılır bu. Ağız var, dil var, diş var, dudak var, yutak var, nefes var, ciğer var; ama adam yine de konuşamıyorsa o-nun ağzı ha var, ha yok diyecektik ya. İşte: Da böyledir. Allah da onların aklını erdirmek için söylüyordu. Onlara, onları anlatmak için söylüyordu. Peki acaba hangi bilgilerdi bu, müslümanlardan gizlemeye çalıştıkları bilgiler? Yâni gerek âhir zaman Nebisine ait Allah’ın size bil-dirdiği bilgileri, âhir zaman Nebisine ait Tevrat’ta Allah’ın size bildirdiği bilgileri, gerek İsrâil oğullarının geçmiş mecraları ile ilgili Allah’ın size bildirdiklerini. Kur’an’ın mutlak doğruluğuna dair Tevrat’ın şehâdeti bilgisini, Rasulullah’ın ve onun getireceği mesajın doğruluğuna ait Rasulul-lah’ın vasıflarıyla ilgili Allah’ın size haber verdiği bu bilgileri, bu doğruları, bu müslümanlara niye söylüyorsunuz? Niye elinizdeki kozları veriyorsunuz bu adamlara? Aleyhinizde delil olarak kullanmalarını mı istiyorsunuz bunları müslümanların? Bu bilgileri siz onlara bildirme-seniz nereden bilecekler onlar bunu diyorlardı. Halbuki bu bilgileri onların anlatmasıyla değil, Tevrat’ın da, Kur’an’ın da sahibi olan Allah’ın bildirmesiyle biliyordu müslümanlar. Ama zavallılar bunun farkında değiller. Allah buyurur ki bakın: