Bakara Suresine Dön

Bakaraالبقرة

79. Ayet

79Bakara Suresi

فَوَيْلٌ لِلَّذ۪ينَ يَكْتُبُونَ الْكِتَابَ بِاَيْد۪يهِمْ ثُمَّ يَقُولُونَ هٰذَا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ لِيَشْتَرُوا بِه۪ ثَمَنًا قَل۪يلًاۜ فَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا كَتَبَتْ اَيْد۪يهِمْ وَوَيْلٌ لَهُمْ مِمَّا يَكْسِبُونَ

Az bir dünyalık elde etmek için elleriyle kitap yazan, sonra da, “Bu, Allah’ın katındandır.” diyenlere yazıklar olsun. Elleriyle yazdıklarından ötürü yazıklar olsun onlara! (Uydurdukları kitaplar için, “Allah tarafından yazdırıldı.” diyerek) elde ettikleri kazançtan ötürü de yazıklar olsun onlara.

Dipnot

Tarih boyunca çıkar elde etmek için kitaplar yazan ve bunu Allah’a (cc) nispet eden insanlar var olagelmiştir. Kimi rüyasında, kimi ilham yoluyla, kimi de Peygamber (sav) tarafından kendisine kitap verildiğini iddia etmiş ve etrafına insan toplamıştır. (bk. 3/Âl-i İmran, 78; 6/En’âm, 93)

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

79:"Bu veyl’e gidesiceler kendi elleriyle kitap yaz­dı­lar, sonra da onu az bir değere satmak için dediler ki; işte bu Allah’tandır! Elleriyle yazdıklarına da veyl ol­sun, ka­zandıklarına da veyl olsun onların." Bu cehennemin veyline gidecek olanlar, bu Al­lah’ın lânetine uğrayasıcalar kendi elleriyle bir kitap yazdılar. Kendileri yazdılar, ken­dileri oluşturdular, ama sonra da: Bu Allah’tandır! Bu Allah’tan gelendir! Allah tarafındandır! Bunu Allah buyuruyor! Bunu Allah emrediyor! dediler. Veyl ol­sun bunların bu yaptıklarına! Yazıklar olsun onların kendilerine de, bu yaptıklarına da. Bu âyetlerin bir açıklayıcısı da Âl-i İmrân 78. dedir. "Bir gruptur onlar." "Dillerini eğer bükerler, kitabı dillerine dolarlar." Dillerini kitaba doğru böyle eğip bükerler. Sanki kitabı ağızla­rına almış gibi, sanki kitapla ilgi kurmuş gibi görünmeye çalışır­lar. Kitaptan konuşuyormuş gibi davranmaya çalışırlar. As­lında başka şeyler söylerler de arada bir bunu da ağızlarına alırlar. Meselâ adam miting alanına çıkıyor, bazen bazen tanrı böyle buyuruyor, kitabı­mızda da bu böyledir diyor. Veya filan âyette de bu böyledir diyor, bir şeyler ekliyor yâni. İşte bu ki­tabı diline dolamak, eğip bükmektir. Peki neden böyle yapı­yorlar? "Siz onu kitaptan sanasınız diye." Yâni ortaya koyduğu konunun kitaptan olduğu zannedilsin diye. Aslında kitapla filan ilgisi yok adamın. Kitaptan filan konuş­mu­yor, ama istiyor ki konuştukları İslâm’dan zannedilsin. Adam arka ar­kaya bir dizi fikir sıralıyor ve araya böyle âyetler de serpiştiriyor. Âyetlerden de dem vuruyor, âyetleri de geveliyor. Veya işte arada bir peygamber de böyle buyuruyor diyerek hadis filan okumaya çalışıyor. Meselâ İslâm’da aile, İslâm’da takva, İslâm’da kahraman­lık, İs­lâm’da kazanmak, İslâm’da harcamak, İslâm’da kadın, İslâm’da er­kek filan diyor. Kuralını kendisi koyuyor, iskeletini kendisi belirliyor. Kendisi bir pa­ragraf, iki paragraf bilgi sunuyor ve araya bir âyet koyu­yor ki sanki biraz önce söylediklerini âyet söylemiş gibi! Onun aslında planı şu: Meselâ yüz cümlelik bir konuşması var, bu konuşmanın pa­ragraflarını, iskele­tini kendisi belirliyor, iki paragraftan sonra: Ya Rab-bi bunları des­tekleyecek bir âyet lütfeder misin buraya? diyor, yâni ayıp olmasın böyle sözlerim sırıtıp kalmasın diyerek bir âyet ekli­yor. Bir paragraf sonra da: Ya Rasûlallah bunu destekleyecek bir ha­dis diyerek, bir hadis okuyor, ondan sonra Volter'e, Monteskiye'ye, Puşkin’e mü­racaat ediyor. Böyle bir esperanto yapıyor yâni. Bunun da din ol­duğunu söylemeye çalışıyor. Bakın ben bir şeyler söylüyorum, aman beni destekleyin, çünkü ben bu söylediklerimin tümünü Allah’ın kitabından ve peygamberin sünnetinden alıyorum demeye getiriyor. Benim dediklerim kitap ve sünnete uygundur demeye çalışıyor. İnsanlar, bunu dinleyenler, bu kitaptandır zannetsinler diye böyle yapıyor adam, oysa: "Halbuki o kitaptan değildir." Halbuki o konuştukları, o yazıp çizdikleri kitaptan değil, kendile­rindendir. Onların hiç birisinin kitapla ilgisi yoktur. Yansıması da değil, anlatılması da değil. Bu Allah’tan değil, bunu anlamalıdır adam. "Allah’a yalan iftira yapıyor da, bunu da bile bile ya­pıyor." Diyordu âyet-i kerîme. Burada da bunun farklı bir açılımı or­taya konuyor. Bakalım Allah ne diyecek: Evet elleriyle kitap yazdılar, sonra da dediler ki; bu Al­lah’tan­dır. Bu Allah katındandır. Bunu bize Allah bildirmiştir. Allah böyle bu­yurmuştur! Din bu­dur! İman budur! Kitap budur! İslâm budur, başkası değildir dediler. Peki niye yaptılar bunu? Allah’tan gelmeyen, Allahın söylemediği şeyleri niye İslâm etiketiyle sundular insanlara? Kendi yazıp çizdiklerini, kendi söyleyip konuştuklarını niye Allah’a izâfe etti­ler? Niye bunu Allah buyu­ruyor dediler? "Bunu az bir pahaya satıyorlar." Az bir pahaya satmak için yapıyorlar bunu. Ya da bununla az bir değer kazanmak, biraz değerlenmek için yapıyorlar. Çünkü: Az bir pahaya satmak değildir. Semen, aslında eder de­mek­tir. Hani bir şeyin ederi denir ya. Meselâ bunun ederi ne? de­riz ya. Eğer bunun karşılığında iş yaparsa bir günlük yevmiyedir bunun değeri. Veya bir tamir karşılığıdır, ya da bunun ederi yüz bin liradır, iki yüz bin liradır. Bir şeyin karşılığı demektir. İşte az bir değer. Yâni adamlar bu Allah’tandır derken ne değer kazanıyorlar? Ne kazan­sınlar? Azıcık bir şey tabii. Tümüyle dünyayı kazansalar da az, makam mevki kazan­salar da az, evbark bulsalar da az, arabalar elde etseler de, dükkan­lar tezgahlar elde etseler az, az, az.. Çünkü âyetleri satıp da, yâni âyet konumundan sıyrılıp, âyet at­mosferinden uzaklaşıp, farklı bir hayat yaşayınca elde ede­cekleri ne olabilir ki bunların? Ne bulabilecekler yâni? En fazla bul­salar bulsalar, tüm dünyayı bulabilirler. Ne kadar süreyle sahip olabilirler bu dün­yaya? Ölünceye kadar değil mi? Ölünce herşey bitecektir. Ama bunun karşılığında ne kaybedecekler? Allah’ın rı­zasını kaybedecekler, cen­net kaybedecekler değil mi? Halbuki cennete en son girecek kişi bile olsa bunlar tam dokuz dünya kaybedecekler. Tüm dünyayı dünyada kazansalar bile nihâyet on sene, elli sene, ölünceye kadar sahip ola­bilirler, ama cennet öyle değildir değil mi? Kazandıkları, kazanacakları her neyse kaybettikleri cennetle mukayese edilince çok azdır. Cennet yanında tüm dünyayı kazansalar bile ne anlamı olabilir de? Az bir paha karşılığında satmak için yaptılar bunu. Az bir paha, dünya ile sınırlı olan, ölümle biten, âhirete intikal etmeyen de­mek-tir. Peki bunu yapıyorlar da ne alıyorlar karşılığında? Ne alırsa al­sın-lar, tüm dünyayı alsalar bile ne kadar süreyle alabilirler bunu? Tabiki ölünceye kadar. Müdürlük, ölünce biter. Bakanlık, dekanlık ölünce bitecektir. Şan, şöhret, diploma, doktora, para, mal, mülk hepsi ölümle bitecek ve yarına intikal etmeyecek şeylerdir. Bu yap­tıkları şey kendi­lerine sağlayacak çok küçük dünya menfaatleri ya­nında ne büyük bir âhiret azabı doğuracak; bunu bir bilebilseler. Tevrat ve İncil’i bozup da, Tevrat ve İncil’i tahrif edip de sonra da: İşte bu Allah kelâmıdır! diyenlere yazıklar olsun! Kur’an’ı tahrif edip, Kur’an’ı gizleyip, Kur’an’ı insanlara anlatmayıp, ya da Kur’anda olmayan bir şeyi ondanmış gibi insanlara sunanlara ya­zıklar olsun! Veyl olsun onlara. Veyl olsun onlara da, bu yaptıklarına da. Veyl ol­sun bu yazdıklarına da, karşılığında kazandıklarına da. Tevrat bilgisine, İncil bilgi­sine, Kur’an bilgisine sahip olan ve bu bilgiyi Allah’ın kullarına anlatmaları gerekirken, bu bilgiyle yeryü­zünde Allah’a kulluk yap­maları gerekirken, bu kitabın yeryüzünde hâ­kimiyeti konusunda çırpınmaları gerekirken, dünya karşılığında sa­tanlara yazık­lar olsun! Makam karşılığında, diploma doktora karşılı­ğında, maaş karşılığında, sosyal statüler karşılığında Allah kitabını, Allah bilgisini, peygamber bilgisini satanlara yazıklar olsun. "Elleriyle yazdıklarına da veyl olsun on­ların, bunun karşılığında kazandıklarına da veyl olsun!" Herşeylerine veyl olsun onların! Veyl; iki anlama gelir: 1- Birisi kâfirlere söylenendir. Kâfirler için söylenmiş bir beddua­dır. Kur’an-ı Kerimde kâfirler için nerede böyle bir beddua kullanılmışsa biliyoruz ki bu cehenneme gidesiceler anlamına gelir. Cehenne­min veyline gidesiceler demektir ki, buradaki bu anlamadır. Kâfir­lere denince bu, gidin cehenneme! demektir. Cehennemin veyline yuvarlanasıcalar demektir. Cehennemin en aşağısını boylayasıcalar demektir. 2- Bir de bu ifade mü'mine söylenince mânâ ayrı olacaktır. O da yazıklar olsun! Bunu yapmamalıydın! Yapmamanız gerekirdi böyle bir şeyi! Bir mü’min olarak böyle bir şey size yakışmıyor! Keşke yap­masaydınız bunu! anlamına gelecektir. Çünkü Peygamberimiz saha­beye böyle demiştir. Bir yolculukta sahabe önde gitti, bir su başında konakladı, abdest almaya başladılar ve Rasulullah arkalarından ye­tişti. Onlar topuklarını düzgün yıkamamışlardı. Topuklarını kuru bı­rakmışlardı da bunun üzerine Allah’ın Rasûlü onlara buyurdu ki: Vay ateşten bu topukların haline! Yapmasaydınız bunu! Hiç yakışmıyor size! Diyordu. Bakın bunlar, buna da çare bulmuşlar. Allah bilgisini insanlar­dan gizlemeye çalışan din adamları sınıfının bu cüret­lerinin sebebini de bundan sonraki âyet-i kerîme şöyle anlatır: