87: “Muhakkak ki biz Mûsâ’ya kitabı (Tevrat’ı) verdik. Ve ondan sonra da birbiri ardınca peygamberler gönderdik. Ve Meryem oğlu İsa’ya da beyyinat (deliller) verdik. Ve onu Ruhu’l-Kudüs’le de teyit ettik. Artık size bir peygamber nefislerinizin hoşlanmadığı bir şey getirirse her defasında bunu kibrinize yediremeyerek bir kısmını yalanladınız, bir kısmını da öldürdünüz" Hz. Mûsâ’ya verilen kitap, insanlar için bir Furkân özelliğine sahip olan, hakkı bâtılı birbirinden ayıran, hakkı bâtılı fark ettiren Tevrat’tır. Rabbimiz yeryüzündekileri hiçbir zaman bu kitap ve hidâyet nîmetinden mahrum bırakmamıştır. İnsanlar, Allah’ın kulları her ne zaman haktan sapmışlar, her ne zaman yollarını kaybedecek duruma gelmişlerse, Allah hemen bir elçiyle beraber hidâyet göndermiş ve onlara doğru yolu göstermiştir. Dönem geçip insanlık yeniden sapmayla karşı karşıya geldiğinde, tekrar bir elçi daha göndermiştir. Kitaplar, sahifeler, suhuflar, sözlü vahiyler yeryüzüne sürekli indirilmiştir. İşte bir dönemin başında da Rabbimiz Hz. Mûsâ’yı göndedi. Hz. Mûsâ’ya gönderilen bir kitap ve onun arkasından da peş peşe gönderilen peygamberler ve kitaplar. Hz. Mûsâ’dan (a.s) sonra Hz. İsa’ya (a.s) kadar kimileri Kur’-an’da isimleri zikredilen Dâvûd, Süleyman, İlyas, Elyesa, Zülkifl, Ze-keriyya, Yahya gibi ki bunlardan Zekeriyya ve Yahya (a.s) Hz. İsa’nın (a.s) çağdaşıdır. Aynı dönemde yaşamış peygamberlerdir bunlar. Ve bir de bunların dışında Kur’an’da isimleri zikredilmeyen yüzlerce elçiyi İsrâil oğullarına göndermiştir Rabbimiz. Yuşa, İşmuil, Şem'un, Şaya, Armiya, Üzeyr, Hazkil gibi yüzlerce elçi. Allah’ın kutlu peygamberlerinden kimileri öldürülmüş kimileride reddedilmiştir. Allah tüm bu elçileri bir zamanlar İsrâil oğullarına gönderdi. Bunlar da aynen kendilerine kitap gönderilen peygamberler gibi yolunu kaybeden insanlığa yol göstermişler, onları kulluğa davet etmişler, Rab ve İlâh olarak yalnız Allah’ın bilinmesi konusunda insanlığı uyarmaya devam etmişlerdir. "Ve Meryem oğlu İsa’ya da beyyinat (deliller) verdik. Ve onu Ruhu’l-Kudüs’le de teyit ettik." Âyet-i kerîmede anlatılan "Beyyinât" Beyyine, gün gibi açık delil demektir. Apaçık, ayan beyan deliller demektir. Meryem oğlu İsa’ya verilen bu Beyyinât konusunda şunlar söylenmiş: 1- İncil’dir demişler. 2- Hz. İsa’ya verilen mûcizelerdir demişler. Ölüleri diriltmek, hastaları iyileştirmek, çamurdan kuşa üfleyip canlandırmak, anadan doğma körleri ve deri hastalarını iyileştirmek gibi Cenab-ı Hakkın Hz. İsa’ya verdiği mûcizelerdir denmiş. İşte kendisine Allah tarafından verilen İncil ve diğer âyetlerle Hz. İsa (a.s)’da tıpkı Hz. Mûsâ (a.s)’ın gerçekleştirdiğini gerçekleş-tirdi. Kendisinden önceki Dâvûd (a.s) gibi İbrahim (a.s) gibi peygamberlerin davetlerini yeniledi, o da diğer tüm peygamberler gibi insanlığı Allah’a kulluğa davet etti. "Ve bir de onu, (Hz. İsa’yı) Ruh’ul Kudüs’le destekledik, (teyit ettik)" Ruhu’l-Kudüs’le alâkalı da şunlar söylenmiş: 1- Tertemiz bir ruhtur demişler. Yahudi’ye hitap eden bu âyetler sanki sizin tarih içinde kirletmek için çırpındığınız Allah’ın peygamberi İsa, tertemiz bir ruha sahipti denilmek isteniyor. 2- Bu Ruh’ul Kudüs, Allah’ın sözüdür, yâni vahiydir, İncil’dir denmiş. Allah vahiyle Hz. İsa’yı desteklemiştir demişler. Nitekim Kur’-an-ı Kerim için de Rabbimiz: "Sana emrimizden bir ruh indirdik." (Şûra: 52) Buyurur. 3- İbni Abbas; Bu Allah’ın İsm-i A’zamı’dır ki Hz. İsa bununla ölüleri diriltirdi demiştir. 4- Bu Ruh’ul Kudüs Cebrâil’dir demişler. Meryem sûresi: 17. âyetinde de anlatıldığı gibi: "Ona ruhumuzu gönderdik o ruh ona bir beşer olarak temessül edip göründü." (Meryem 17) Buradaki "Ruhanâ" ifadesinden kasıt Cebrâil’dir denmiştir. Allah’ın Rasûlü Hassan İbni Sabit’e şöyle buyurmuştu: "Kureyş’e hicvet ey Hassan! Zira Ruhu’l-Kudüs seninle beraberdir." (Müslim, fezail’üs Sahabe 157) Öyleyse buradaki Ruh’ul-Kudüs "Ruh’ul-Emin" gibi Cebrâil’in isimlerinden biridir ve Rabbimiz Hz. İsa’yı onunla desteklemiştir diyoruz. Peki o zaman hatırımıza şöyle bir soru geliyor: Rabbimiz bütün peygamberlere Cebrâil’i gönderdiği halde niye özellikle bunu Hz. İsa için buyurmuştur? Bu özelleştirmeyi şöyle anlamaya çalışıyoruz: Hz. İsa’nın diğer peygamberlerden farklı olarak: 1: Hz. Meryem’e Onun doğumunu müjdeleyen Cebrâil’di. 2: Hz. Meryem’e Onun ruhunu nefyeden Cebrâil’di. 3: O Meryem oğlu İsa’ydı ve babası yoktu. Allah onu fevkalade ve farklı bir yaratılışla Meryem annemizden dünyaya getirmişti. Ve ona destek olarak Ruh’ul Kudüs görevlendirilmiş; O da Ona destek olmuştur. Böylece aslında bütün peygamberlere destek olan Cebrâil (a.s)’ın ona farklı bir destek oluşturduğunu haber veriyor Rabbimiz. Gerek Hz. İsa (a.s)’ın doğumu, dünyaya gelişi konusundaki Cebrâil’in rolünden dolayı, gerekse diğer peygamberlerde olmayan ölüleri diriltme, insanların evlerinde sakladıklarını bilmesi gibi âyetlerdeki rolünden ötürü Onun Ruh’ul Kudüs’le teyit edildiğini tekrar tekrar vurguluyor Rabbimiz. Ve şimdi de israil oğulları Hz. İsa ile karşılaşıyor. "Artık size bir peygamber nefislerinizin hoşlanmadığı bir şey getirirse her defasında bunu kibrinize yediremeyecek ve onlardan bir kısmını yalanlayacak, bir kısmını da öldürecek misiniz?" Her ne zaman ki size nefislerinizin hoşlanmadığı emirlerle elçiler geldiğinde, içine gömüldüğünüz hayatın zıddını söyleyen kurumlaştırdığınız yanlışlarınızdan sizi kurtarmak üzere emirlerle geldiği zaman siz büyüklük taslayıp, bir kısmını yalanlayıp, bir kısmını öldürecek misiniz? Peygamberler, İsrâil oğullarını alıştıkları bozuk düzen hayattan kurtarmaya, onları yeniden Allah’a kulluğa çağırmaya, geleneklere kulluk etmekten vazgeçirip vahiy istikâmetinde yaşamaya çağırınca, Mûsâ (a.s) ile İsa (a.s) arasındaki dönemde ne zamanki Allah’ın elçileri onları İslâm’a çağırmışlarsa: Kibirlendiniz. Alabildiğine müstekbir ve ihtiyaçsız davrandınız. "Onların bir kısmını yalanladınız, bir kısmını da öldürdünüz." Gerçekten de peygamberlerden yüzlercesini yalanlarken, yüzlercesini de öldürdüler. Hattâ şehid edilenler arasında Yahya (a.s) ve babası Zekeriyya (a.s) da vardı. Yahudiler müşrik Roma ile işbirliği yaparak bu peygamberleri şehid ettiler. İki büyük peygamber şehâdet şerbeti içiyorlar, vazifelerini yapabilmenin heyecanıyla Allah’ın huzuruna gidiyorlardı, ama peygamberin varlığına tahammül edemeyen bir toplum da peygamber katili olarak ebedîyen Allah’ın gazabına maruz kalıyordu. Peygamber sizin hoşunuza gitmeyen emirlerle geldiği zaman. Sahi şimdi bizim şu topluma peygamber gelse bu insanlar ne yaparlar? Kimileri hiç ilgilenmeyeceklerdir değil mi? Programları olanlar, yollarını belirlemiş olanlar aynen kendi programlarına devam edecek-ler, peygamber mi gelmiş, haber mi getirmiş, hiç tınmayacaklardır a-damlar. Zira ihtiyaçları yoktur peygambere. Yollarının, programlarının kesin doğruluğuna inanan ve peygamberle bunun sağlamasına bile gerek duymayan ve kendilerini kesin cennetlik gören, mutmain bir ha-yat yaşayan bu insanların ne ihtiyaçları olacak da peygambere? Hiç tınmayacaklar ve aynen yollarına devam edeceklerdir bunlar. Peygamber mi gelmiş? Allah’tan kendilerine mesaj mı getirmiş? Hiç umursamadan yollarına, programlarına devam edeceklerdir adamlar. Kimileri de gelecekler peygamberin yanına ve ona akıl verme-ye kalkışacaklardır. Peygamberi şartlandırmaya, ona yol göstermeye çalışacaklar ve şöyle diyeceklerdir: Ya Rasûlallah, bak bu bizim cemaat cemaatların en iyisidir! Bizim hizip en haklı hiziptir! Gel sen de bize katıl! Bu devirde bunun dışında bir çalışma kesinlikle mümkün değildir! Bu programın dışında kesinlikle hiçbir program bizi sonuca götürmeyecektir! Aklın varsa bizimle beraber olursun! Bizim cemaata üye olursun! Değilse hiçbir değer ifade etmezsin! diyerek onu kendi gruplarına çağıranlar olacaktır. Kimileri de: Niye geldin ya Rasûlallah? Huzurumuzu kaçırdın! Keyfimizi bozdun! Şöyle keyfimize göre ne güzel yaşayıp gidiyorduk! Sen geldin, şimdi bizler seni mi dinleyeceğiz? Yoksa efendilerimizi mi? Seni mi dinleyeceğiz, yoksa siyasal tanrılarımızı mı? Sana mı uyacağız, yoksa hukuk tanrılarımıza mı? Seni mi takip edeceğiz, yoksa ekonomi tanrılarımızı mı? İşleri birbirine karıştırıp, huzurumuzu kaçırmaya mı geldin? diyenler de çıkabilecektir değil mi? Evet Hz. İsa (a.s) karşısında diğer peygamberler karşısında böyle davranan bu insanlara şimdi de Hz. Muhammed (a.s) geliyordu. Şimdi de Resul-i Ekrem karşısındaydı bu Allah’ın lânetine uğramış toplum. İsrâil oğulları bakın Rasulullah karşısında da dediler ki: