Bakara Suresine Dön

Bakaraالبقرة

88. Ayet

88Bakara Suresi

وَقَالُوا قُلُوبُنَا غُلْفٌۜ بَلْ لَعَنَهُمُ اللّٰهُ بِكُفْرِهِمْ فَقَل۪يلًا مَا يُؤْمِنُونَ

Dediler ki: “Kalplerimiz, (senin anlattıklarına karşı) kılıflıdır/kapalıdır.” (Hayır, öyle değil!) Bilakis, Allah küfürleri nedeniyle onlara lanet etmiştir. (Bu nedenle) pek az iman ederler.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

88:"Ey Muhammed! Bizim kalplerimizde kılıf var­dır. Bilâkis. Küfürleri sebebiyle Allah onlara lânet etmiş­tir. Az bir bölüm de mü'min oldu." Kalplerimiz kılıflıdır. Kalplerimiz örtülüdür bizim! Biz anlamı­yo-ruz! Anlayamıyoruz senin ne dediğini! Bizi neye çağırdığını, bize nasıl bir mesaj ulaştırdığını, bizi nasıl bir hayata çağırdığını bizler anlamı-yoruz, anlayamıyoruz! Bizim kalplerimiz örtülüdür, bi­zim kalplerimiz kılıflıdır diyorlar. Dinlemek istemiyorlar, anlamak istemiyorlar, duymak ve görmek istemiyorlardı alçaklar da, kalple­rinin kılıflı olduğunu söyle­yerek hem peygamberle alay ediyorlar, hem de kendilerini çok alçak bir hayata indirgemek istiyorlardı. Kalbimizde kılıf var, kalbimiz örtülü­dür bizim diyorlardı. Bunu şöyle anlamaya çalışıyoruz: 1- Ellerinde kitapları olduğunu söylemeye çalışıyorlardı ha­in­ler. Bizim amel edecek, okuyacak, bilgilenecek elimizde kitabı­mız var. Bizler elimizdeki bu kitabımız sayesinde kesin bilgiye, doğru bilgiye sahibiz. Bunun için başkasına ihtiyacımız yoktur, se­ninkine ihtiyacı­mız yoktur demeye çalışıyorlardı. 2- Kalplerimiz kılıflıdır, kalplerimiz kapalıdır. Yâni senin çağır­dı­ğın düşünceye, senin davet ettiğin ilkeleri anlamaya, dinlemeye ihti­yacımız yoktur demek istiyorlardı. İbni Abbas’ın ifade­siyle zaten bizim kalplerimiz bilgi ile doludur, kalplerimiz bilgi küpü haline gelmiştir. Kalplerimiz bilgi ile dolmuştur. Ona yeni bir dava nüfuz edemez. Yeni bir davete icâbet edemez kalplerimiz. Yâni o kadar bilgi ile dolu ki kalplerimiz, bir damla bile bir şey alacak yer yoktur orada demek isti­yorlar. Kendi bilgilerini, kendi anlayışlarını, kendi düşüncelerini yeterli görüyorlar ve Kur’an’a ihtiyacımız yok­tur diyorlardı. Tıpkı günümüzde kendi bilgilerini, kendi düşüncelerini, kendi metotlarını, kendi kitaplarını yeterli görüp, bizim Allah’ın Kur’an’ına ih­tiyacımız yoktur! Bizim Kur’an’ı ve hadis kitaplarını okumaya ihtiyacı­mız yoktur diyen kimi müslümanlar gibi. İşte şu anda görüyoruz ki kimi müslümanlar meclislerinde sürekli okuyup bilgilenmeye çalıştık­ları kitapları vardır. Efendilerinin kitaplarını ellerinden düşürmemeye çalışan bu insanlar âdeta Allah’ın kitabını ve Rasûlünün sünnetini el­lerine almamaya yeminliler. Sanki efendileri masummuş gibi, sanki o insanların yazıp çizdikleri mutlak doğruymuş gibi onlara sarılıyorlar. Biz Allah’ın kitabını anlayamayız diyorlar. Sanki Allah sözlerini, kelâ­mını efendileri kadar net ve açık anlatmaktan âcizmiş gibi. Sanki o efendileri meramı Allah’tan daha güzel anlatma gücüne sahipmiş gibi garip bir tavrı sürdürmeden yanalar Allah korusun. Veya işte şu anda adı müslüman, nüfus cüzdanı müslüman olup da bilerek yahut bilmeyerek bilimi putlaştıran, bilimi Allah bilgisi yerine ikâme etmeye çırpınan nicelerinin: Efendim, bu devirde bilim herşeyi halletmiştir. Bilimin çözemediği bir şey kalmamıştır. Binaen aleyh artık bu devirde vahye gerek kalmamıştır. Kitaba ve sünnete gerek kalmamıştır. Bizim kalplerimiz bilimin verileriyle öylesine mut­main ki onun dışında başka bir şeye asla kulak vermeyiz diyorlar. İşte dünün yahudileri de Allah bilgisine, vahiy gerçeğine karşı aynen bu tavrı takınıyorlardı. 3- Bir de bu yeni dinin sorumluluklarından kendilerini kurta­ra-bilmek için belki de kendilerini aptal yerine, ahmak yerine koyu­yor-lardı hainler. Biz gerçekten senin ne demek istediğini, bu Kur’an’ın ne de­mek istediğini anlayamıyoruz ey peygamber di­yorlar ve bunu anlaya­bilecek, kavrayabilecek zekâya, anlayışa, kavrayışa sahip olmadıkla­rını söylüyorlardı. Böyle bir sorumluluktan kurtulabilmek için kendilerini aptal ye­rine, geri zekâlı yerine koyuyorlardı. Şimdi de öyle mi? Allah ko­rusun da müslümanlardan kimileri: Ben ha! Yâni bu kitabı anlaya­cak ve ço­cuklarıma anlatacağım ha! Biz kim, bu kitabı anlamak kim! Biz kim, Rasulullah’ın hadislerini anlamak kim! Onu ancak bü­yük zatlar anlar, diyerek Kitabı eline bile almaktan çekinenler de aynen: “Bizim kalplerimiz kılıflıdır.” diyen yahudiler gibi mi diyorlar? Allah korusun. Allah’a iftira ediyorlar. Halbuki Allah sizin güç yetiremeyeceğiniz bir şey emretmedim, diyor. Bunlarsa hâşâ: Ya Rabbi bizim anlayamaya­cağımız, kavrayamayacağımız bir kitapla so­rumlu tutmuşsun diyerek Allah’a iftira ediyorlar. Veya çok parası olup da, kendisinden bir şey istemeye ge­len­lere karşı kendilerini sorumluluktan kurtarabilmek için kendile­rini fakir göstermeye çalışanlar da öyle mi? Hadi şuraya yardım et? Denince ben ha! Nasıl yapalım kardeşim? Elimizde avucumuzda bir şey yok ki yardım etsek? Diyerek kendilerini sorumluluktan kurtarabilmek için fa­kir göstermeye çalışan insanlar da böyledir sanki. Veya kardeşim sen de çocuklarına bu âyet ve hadisleri du­yur-mak zorundasın denince kendisini güya sorumluluktan kurta­rabilmek için adam diyor ki: Ben ha! Yahu ben ne biliyorum ki an­latayım? Be­nim bilgim ne ki anlatayım? diyerek kendilerinin sanki ağızsız ve dilsiz olduklarını söylemeye çalışanlar da galiba bunun gibidir. Ağzı var adamın ama sanki yok. Paradan söz etmeye ge­lince ağzı var, ama Kur’an anlatmaya gelince sanki ağzı yok. Veya peynirin küflüsünü, turşunun modelini bilmeye, balın güzelini ta­nımaya gelince ağız var, ama çocuklarına hadis anlatmaya ge­lince sanki ağzı yok. Bunlar da böyle diyorlardı, biz kim bunu an­lamak kim!! Veya bizim meclislerimizde okuduğumuz, elimizden düşürme-diğimiz, gerekli bilgilenmeyi sağlayabildiğimiz kendi kitaplarımız var, biz onları okur, onlardan bilgileniriz, başkasına ihtiyacımız yoktur. Elimizdeki bu kitaplarımız varken ayrıca Kur’an okumaya da, sünnet öğrenmeye de gerek kalmamıştır diyenler de aynı şeyi mi söylüyor­lar? Allah korusun. Evet yahudiler diyorlardı ki; kalplerimiz doludur, kalplerimiz kılıf­lıdır, bizim buna ihtiyacımız yoktur. Biz imanımızda, yolu­muzda, davamızda, geleneklerimizde öylesine sabit bir inançtayız ki, hayatı­mızdan öylesine memnunuz ki, bunun aksine söylenecek hiç bir şey­den etkilenmeyeceğiz diyorlardı. Tıpkı bugün de hayatlarından memnun görünüp, bizim ne Ki­taba, ne de Sünnete ihtiyacımız yoktur tavrını sürdüren, hayatla­rını sorgulamaktan kaçan kimi müslümanlar gibi. Hattâ kimileri sa­kın bu adamların kitaplarını okumayın! Sakın şu şu kişilerin ko­nuşmalarını dinlemeyin! Ne olur ne olmaz belki dinlerler de kalple­rinin kılıfları par­çalanıverir de onlar da öyle düşünmeye başlayıve­rirler diye kendi ce­maatlarına tembihte bulunuyorlar. Sakın o adamların derslerini dinle­meyin. Sakın bu adamların kitaplarını okumayın diyorlar. Evet vahiy karşısında nötr davranan, peygamber karşı­sında bu tavrı sergileyen bu insanlara bakın ne tür bir ceza geli­yor: "Bilâkis, küfürleri sebebiyle Allah onlara lânet et-miştir. Az bir bölüm de mü'min oldu." Hayır hayır aksine onların kalpleri kılıflı filan değil, onlar kalple­rini kendileri kılıflamışlar, kendileri kılıflatmışlar. Kitap karşı­sında, pey-gamber karşısında, peygamberin mesajı karşısında kendilerini büyük gören, müstekbir gören, mallarına, makamlarına, cemaatlarına, sosyal ve ekonomik güçlerine güvenerek peygam­beri güçsüz ve zayıf görüyorlardı. Güçsüz ve zayıf gördükleri peygamberleri öldürmeye çalı­şan, kimilerini yalanlayan, hayatta peygambere ve onun mesajına hayat hakkı tanımayan bu hainlere diyor ki Rabbimiz: "Küfürleri sebebiyle Allah onlara lânet etmiştir." Allah’ın lâneti onların üzerine olsun. Oldu da zaten. Çünkü bu insanlar Allah’ın davetiyle karşı karşıya oldukları halde, Allah’ın kita­bıyla karşı karşıya bulundukları halde, peygamberin davetini ellerinin tersiyle itmişlerdir. Biz, bize yeteriz! Bizim okuyacak ki­taplarımız var! Bizim peşinden gideceğimiz önderlerimiz var! Bizim uygulayacak ha­yat programlarımız var! Bizim kimseye ihtiyacımız yoktur! diyerek kendi kendilerine böyle bir ikilem sergileyen bu in­sanlar Allah’ın lâne­tine uğrarlarken, "Az bir bölüm de mü'min oldu." Ya da “Ne kadar da az iman ediyorsunuz?” demektir bunun mâ­nâsı. Ne kadar da az iman ediyorsunuz? Ya da, pek azınız iman etti demektir. O dönemde, her dönemde az olan sayısal yapıya dikkat çekiyor Rabbimiz. Rabbim bizi bu azlardan kılsın inşallah.