91:Bir de onlara Allah’ın bütün indirdiklerine iman edin, denilince, biz bize indirilene inanırız derler. Halbuki hak odur ve üstelik yanlarındakini de doğrulamak ve tasdik etmek üzere gelmişti o Kur’an. De ki, Eğer mü’min iseniz, daha önce Allah’ın elçilerini niye öldürdünüz?" Bir de onlara, bu tür insanlara deseniz ki, hadi Allah’ın indirdiğine inanın! Hadi Allah’ın kitabına gelin! Ne gerek var başka başka şeyler arıyorsunuz? İşte Allah sizin için taptaze âyetler indirdi. Evet Mûsâ için Tevrat’ı indirdiyse bir zamanlar, sizin için de Kur’an’ı indirdi. Dün o vardı, bugün de bu var, hadi bakalım denildiği zaman, yâni Kur’an’a iman edin dendiği zaman, kıyamete kadar geçerliliği korunacak ve hükmü baki olacak, kıyamet günü de insanların kendisiyle yargılanacağı şu kitaba iman edin, dendiği zaman derler ki: Biz bize indirilene iman ederiz. Biz ancak bize indirilene iman ederiz dediler ve ondan başkasına ihtiyacımız yoktur diyerek arkasındakilere küfrettiler. Arkasındakilere iman etmediler. Tıpkı şu anda kimi müslümanların: Bize göre, bizim hocamızın dediğini kabul ederiz? Dedikleri gibi. Meselâ piyasada bütün hocalar aslında her biri Kur’an’ı anlatsa, hiçbiri saptırmasa, değiştirmese, bir grup ötekine düşman olur muydu? Mümkün değil. Gerçekten hepsi Kur’an kaynaklı olsa, hepsi Kur’an kaynaklı anlatsa, tamam biri şöyle dedi, öbürü böyle dedi. Mutlaka farklılıklar olacaktır. Mutlaka ahlâkî yönüyle, ideal yönüyle, ya da eğitim yönüyle, eylem yönüyle farklılık olacaktır. Yâni meselâ kimisi malının tümünü vermek, kimisi yarısını vermek gibi farklılıklar olabilecektir. Kimisi hemen kılıca sarılmak, kimisi biraz mutedil olmak gibi farklılıklar olabilecektir. Ebu Bekir gibi, Ömer gibi farklılık olacak. Olsun da, ama böyle olmayacaktır müslü-manlar. Herkes diyor ki; biz, bize öğretilene inanıyoruz. Herkes diyor ki; tamam, bizimki doğru, bizimki güzel, biz buna inanıyoruz. Aynı durum yahudi mantığı olarak bizim piyasada da yaygındır. Babalarımız ne öğrettiyse, efendilerimiz, büyüklerimiz ne bellettiyse biz, ona inanıyoruz diyorlar. Onun dışında bir doğrunun da olabileceğine ihtimal vermiyoruz diyorlar. "Halbuki hak odur ve üstelik yanlarındakini de doğrulamak ve tasdik etmek üzere gelmişti o Kur’an" O inkâr ettikleri şey. Halbuki gerçek imanın hedefi haktır ve Allah’tan gelen hak nerede olursa olsun, nereye ve kime inerse insin, hak haktır, hemen onu kabullenmeleri gerekiyordu. Biz sadece, bize indirilene iman ederiz derken, sadece Tevrat’a iman ettiklerini söylüyorlardı. Veya sadece İncil’i kabul ettiklerini söylüyorlardı. Tevrat’tan ve İncil’den sonra gelen, aynı kaynaktan gelen bir kitabı reddediyorlardı. Halbuki o da Tevrat’ın ve İncil’in sahibinden geliyordu. Bu Kur’an da Tevrat ve İncil’in sahibinden geliyordu. Ve işte üstelik yanlarındaki bu iki kitabı da reddederek değil, tasdik ederek geliyordu. Kendi kitaplarına Allah’ın istediği inanmayan, kendi kitaplarının yol gösterisiyle bir hayat yaşamayan bu insanlar elbette bu son kitaba da inanmayacaklardı. Kendi kitaplarına karşı bu kadar yamuk tavırlar takınan bu insanlardan elbette bu son kitaba karşı da müslümanca bir tavır beklenemeyecekti. Tıpkı kendi kitaplarını tahrif edip, arkalarına atıp, gündemden düşürüp keyiflerine göre bir hayat yaşamaya yöneldikleri gibi bu son kitabı da arkalarına atıverdiler. Halbuki bu kitap öyle arkaya atılacak bir özelliğe sahip değildi. Bilâkis bu adamların ellerinde kitap olarak kabul ettikleri, bizim kitabımız diye bağırlarına bastıkları tüm kitapların içindeki doğruların en doğrusunu içinde toplayan, sinesinde barındıran, hakikatin en hakikatini kendisinde bulunduran bir kitaptı. Yeryüzündeki tüm kitaplar, kitapçıklar, ister daha önce Allah-tan gelmiş ama sonradan insanların tahrif ettikleri kitaplar olsun, isterse insanların kendi elleriyle Allah’ın indirdiği kitaplardan esinlenerek yazdıkları, oluşturdukları kitaplar olsun fark etmez, beşerin elinin değdiği, kaleminin işlediği hiçbir kitap bu kitabın yerine geçemeyecektir. Hiçbir kitap bu kitaptan öne alınamayacak, önde tutulamayacaktır. Ve yeryüzünde hiçbir lider, hiçbir önder de Hz. Muhammed’in (a.s) önüne geçemeyecektir. Yarın mezara girilince de insanların tümü bu kitaptan hesaba çekileceklerdir. Kitabın nedir? Sualiyle bu kitabı tanıyıp tanımadığımızdan, bununla ilgilenip ilgilenmediğimizden, bunu diğer beşer kitaplarının önüne geçirip geçirmediğimizden, buna en üstün payeyi verip hayatımızı sadece buna sorup sormadığımızdan, yâni bununla amel edip etmediğimizden hesaba çekileceğiz. Kesinlikle bilesiniz ki; insanların yazdıkları kitaplardan hesaba çekilmeyecektir insanlar. Soru bu kitaptan çıkacak, hesap bu kitaptan verilecektir. Hayatınızın hesabını bu kitaba göre vermek zorunda kalacaksınız. Ve yine kesinlikle bilesiniz ki lider olarak, imam olarak, önder olarak insanlık Hz. Muhammed (a.s) dan hesaba çekilecektir. Kime uymuştunuz? Kimi örnek almıştınız? Kimin peşindeydiniz? Amellerinizi kimden almıştınız? Kimi gündemde tutmaya çalışıyordunuz? Kimi tanıyıp onun gibi olma savaşı veriyordunuz? Kimin anma törenlerini düzenleme savaşı veriyordunuz? Peygamber mi, yoksa başkaları mı? Kimin sözlerini öğrenmeye, kimin sözlerini ısrarla öğretmeye çalışıyordunuz? Kimin sünneti, kimin modeli kafalarınızda canlıydı? Peygamberinkiler mi? Yoksa başkalarınınkiler mi? Bundan hesaba çekileceğiz yarın. Bakın Kasas sûresi şöyle sesleniyor: "O gün Allah onlara seslenir: "Peygamberlerime ne cevap verdiniz?" der." (Kasas: 65) Evet, ne dediniz? Nasıl karşıladınız? Nasıl icâbet ettiniz? Allah’ın peygamberine ne muamele yaptınız? Nasıl karşıladınız onu? Nasıl cevap verdiniz ona? Diye bizi onunla hesaba çekecektir Allah. Eh biz de deriz ki: Ya Rabbi, işte senin peygamberin namazdan bahsetmişti, oruçtan söz etmişti. İşte temiz olun filan demişti, biz de bunlara aynen riâyet ettik, başka ne dediğini bilmiyorduk ki? Başka bir şey demedi ki senin peygamberin deriz olur biter. Yâni Allah için söyleyin, din diye ne anlattı bize peygamber? İlmihal bilgileriydi galiba. Onu da Tavaslı mı anlattı bazen? Ya da Ömer Nasuhi mi anlattı? İşte namaz hocaları, mızraklı, kamalı, süngülü namaz hocaları öyle dediler, biz de icâbet ettik onlara diyeceğiz herhalde. Çünkü başka ne dediğini bilmiyoruz ki o peygamberin. Tanımıyoruz ki Allah’ın elçisini. E ama bizim ona ait bildiğimiz, tanıdığımız üç beş söz söyleyen birisi değil ki Allah’ın Rasûlü. Hayatında altmış bin civarında söz söyleyendir, amel edendir peygamberimiz. Onlardan ne kadarından haberdarsak bizde o kadar vardır. Meselâ bir araba kaç parçadan oluşuyorsa ve sizde bu parçalardan ne kadarı varsa o kadar arabanız var demektir. Herhalde bir direksiyon, dört de teker varsa elinizde, arabam var diye sevinmiyorsunuzdur yâni. O zaman altmış binde kaç hadisiniz varsa o kadar hadisiniz var demektir. Ve peygamberi ancak o kadar tanıyorsunuz demektir. Evet soruyorum şimdi: Kaç hadisiniz var böyle üzerinde kafa yorduğunuz? Kaç peygamber uygulaması var kafanızda? Yâni böyle anlamaya ve amel etmeye çalıştığınız, hayatınızı onunla düzenleme-ye çalıştığınız kaç peygamber uygulaması varsa, kaç sünnet birimi varsa o kadar müslümanlığınız var demektir. Allah korusun haberdar olduğumuz filan yok da bir de üstelik bu konudaki Rabbinizin sorusuna vereceğiniz cevabı düşünün. Bir de kitaptan kaç ayet bilginiz var onu düşünün. Bildiğiniz, anladığınız ve onunla hayatınızı düzenlediğiniz kaç ayetiniz var? Hayatınıza yön veren, hayatta size yol gösteren kaç ayet biliyorsunuz? Eğer sadece namaz, oruç, hac ve zekât âyetlerini bilmek yetiyorsa, eğer sadece bunlar insanı cennete götürecekse, o zaman Kur’an’dan diğer bölümleri alıp atalım, ya da Ra-sulullah’ın sünnetinden diğerlerini çıkarıp atalım, din bozulmayacaktır o zaman. Bildiğimiz birkaç ayetin, birkaç hadisin dışında ki; onları da amel etmek üzere değil, hocaları imtihan etmek ya da lâzım olduğun-da müslüman olduğumuzu ispat için öğreniyoruz, bilmediğimiz, tanımadığımız diğer ayet ve hadisler fazlalık olacak o zaman değil mi? Halbuki o âyetlerden ve o hadislerden her biri bizim hayatımızın bir birimini düzenlemek için gelmişti. Ve o âyeti, o hadisi bilmeyen bizler hayatımızın o birimini hep yanlış düzenlemişiz demekti. Evet bunların her birine ne dediğimizi, nasıl bir tavır takındığımızı soracak Rabbimiz, bunu unutmayalım. Madem ki bizi onunla hesaba çekecektir Allah. Öyleyse nasıl olur da bu kitap arkaya atılabilir? Nasıl olur da başka başka kitaplar bunun önüne geçirilebilir? Nasıl olur da başka başka liderler, başka başka önderler Hz. Muhammed’in (a.s) önüne konulabilir? Nasıl olur da bu son elçinin hayatı gözardı edilircesine başkalarının yazıp çizdikleri öne alınabilir? Nasıl olur da kitabın ve peygamberin önüne başka şeyler geçirilebilir? Bunun izahı asla mümkün olmayacaktır. Çünkü bu son kitap, bu son elçi, tüm insanlardaki doğruların, gerçeklerin tümünü tasdik edici ve eksikliklerini tamamlayıcı bir özel-liğe sahiptir. Bunların doğru dediği doğrudur, eksik dediği eksiktir, yanlış dediği de yanlıştır. Kıstas bunlardır, mihenk bunlardır, elek bunlardır. Hal böyleyken doğruların kendileriyle ortaya çıkacağı bu kıstasların önüne ne geçirilebilir ki? Ama onlar dediler ki biz bize indirilene iman ederiz. O Mu-hammed bizden değil ki! Onun rengi bizim rengimizden değildir! Onun ırkı bizim ırkımızdan değildir! O Arabın peygamberidir, bizim değil! dediler. Böyle diyenlere buyurur ki Rabbimiz: "De ki; eğer siz gerçekten inanmışsanız imanınız ne kötü şeyler emrediyor size?" Şâyet sizler mü'minlerseniz, şâyet siz size indirilene iman ediyorsanız, hani biz ancak bize indirilene iman ederiz diyordunuz. Ya! Gerçekten mi? Ciddi misiniz bu konuda? Eğer sözünüzde samimiy-seniz, gerçekten iman ettiğinizi iddia ediyorsanız, e Allah’ın elçilerini niye öldürdünüz o zaman? Bu imanlarınızda samimiyseniz niye öldürdünüz Allah’ın elçilerini? Peygamber öldürmek iman mıdır, küfür müdür? Biz, bize indirilene inanıyoruz dediğiniz Tevrat mı emrediyordu bunu size? Zekeriya, Yahya ve öldürdüğünüz diğerleri sizin peygam-berleriniz değil miydi? Niye bunları sabah öldürüp de öğleden sonra hiç bir şey yokmuş gibi, hiç bir şey olmamış gibi işinize, aşınıza gidiyordunuz? Söyleyin bunu neyle izah edeceksiniz? Sizin inancınız size peygamber öldürmeyi mi emrediyor? Sizin inandık dediğiniz kitabınız size peygamber öldürmeyi mi emrediyor? Kitabınızda böyle bir emir mi var? Veya sizler, ey şu anda biz, bizim kitaplarımızı okuruz! Biz bizim hocalarımızın kitaplarından bilgileniriz! Bize bizim efendilerimizin, bizim şeyhlerimizin, bizim önderlerimizin, bizim siyasilerimizin, bilim adamlarımızın kitapları yeterlidir! Bizim başka kaynaklardan bilgilenmeye ihtiyacımız yoktur! Biz, bizimkilerden vazgeçmeyiz tavrında direten bugünün müslümanları, şu anda sizin de önce gündeme almanız gereken kitap bu kitaptı. Sizin de önce gündeme almanız gereken önder, peygamber (a.s) ve onun sünnetiydi. Kitabı ve sünneti günde-me almanız gerekirken, niye başkalarını gündeme aldınız? Niye başkalarını kitabın ve sünnetin önüne geçirme budalalığında bulundu-nuz? Niye hep kendi oluşturduğunuz konularla, kendi oluşturduğunuz kitaplarla, kendi oluşturduğunuz önderlerle, liderlerle günlerinizi dolduruyorsunuz? Yoksa yahudiler gibi sizin imanlarınız, sizin Müslümanlığınız da bu kitaba ve bu kitapla gönderilen peygambere hayat hakkı tanımamayı mı emrediyor? Yoksa sizler de tıpkı onlar gibi mi inanıyorsunuz? Yoksa sizler de imanlarınızdan kaynaklanan bir cesaretle mi yapıyorsunuz bunu? Hem müslüman olduğunuzu iddia ediyorsunuz, hem de müslümanı olduğunuz kitabınızdan ve o kitabın tebliğcisi ve pratiği olan kulluk örneğinizden habersiz bir hayat yaşıyorsunuz. Bu nasıl bir imandır böyle? Sizin imanlarınız da size böyle bir şey mi emrediyor? Bakıyoruz bugün müslümanlar iyilikleri, hayatları, takvaları, takva anlayışları tartışılabilecek bir kısım insanları gündeme getiriyorlar. Onlar için anma törenleri, yad etme günleri düzenliyorlar. Günlerce onları konuşuyorlar. Günlerce onların sözlerini, hayatlarını tartışıyorlar, ama peygamberleri tanımak ve tanıtmak için gündeme almıyorlar. Peygamberleri, Allah’ın yasal kulluk örneklerini konuşmuyorlar. Onların hayatlarını, programlarını, uygulamalarını gündeme almıyorlar. Bu nasıl bir iman ki; doğrulukları kesinlikle ortaya konmuş olan, doğrulukları Allah tarafından kesinlikle tescil edilmiş olan peygamberler dururken, doğrulukları Allah tarafından kesin olarak tescil edilmemiş olan insanları gündeme getirmeye çalışıyorlar? İbrahim (a.s), Nuh (a.s), Mûsâ (a.s), İsa (a.s), Muhammed (a.s) lar yerine kim geçebilir ki? Kimi geçirebileceğiz de bunların önüne? Kim olursa olsun, hiçbir insanı, hiçbir beşeri, peygamber yerine ikâme edercesine insanlara takdim etmeye hakkımız yoktur. Heyhat ki bugün kimileri, kimilerini Allah’ın önüne bile geçirmeye çalışıyorlar. Kimilerine Allah’ın sıfatlarını yükleyerek onları, Allah makamına bile oturtmaya çalışıyorlar. Bu nasıl bir imandır anlayan anlatsın da biz de bilelim. Evet mutlak doğrulukları Allah tarafından tasdik edilen peygamberlerden başka örnek şahsiyet aramaya gerek yoktur. Esasen bugün çevrelerinde örnek şahsiyet arayanlar peygamberleri tanıma zahmetinden kaçan insanlardır. Aman filan yerde bir zât-ı muhterem varmış. Gidip onunla bir tanışalım, bilişelim diyerek yaşayan örnek arayanlara diyorum ki: Gardaş, sen İbrahim Aleyhisselâmla tanıştın mı? Mûsâ aleyhisselâmı tanıdın mı? Nuh Aleyhisselâmı, Şuayb Aley-hisselâmı, Yunus Aleyhisselâmı tanıdın mı? İşin ne, git onlarla tanış. Beni tanımasan da olur. Ama Allah’ın hayatlarını onayladığı ve mutlak kulluk örneği olarak sana takdim ettiği bu yasal örnekler dururken boşuna ne örneği arıyorsun? Diyorum. Sonra buyurur ki bakın Allah. Daha gerilere gidelim: