"Deki onlara peygamberim: Eğer sizler mü'min iseniz, sizin imanlarınız sizlere ne kötü şeyler emrediyor?" Yâni bu kadar kötü şeyler emreder mi iman? Siz mü'min oldu-ğunuzu iddia ediyordunuz? İşittik, isyan ettik! Diyorsunuz, arkasından peygamberleri öldürüp, kitabınızı tahrif ediyorsunuz. Peygamber aranızda olduğu halde buzağıya tapınmaya kalkıyorsunuz. Sizin nasıl bir imanınız var ki, bu imanlarınız sizi Allah’la çatıştırıyor? Nasıl bir imanınız var ki, Resûlleri gündemden uzaklaştırtıyor size de, hep başkalarını gündeme almanızı emrediyor? Nasıl bir imanınız var ki, Resûllerin örnek hayatları yerine başka başka insanların hayatlarını örnek almaya zorluyor sizi? Böyle iman olmaz yahu. Sizin bu imanınız nasıl bir iman ki, size bunları emrediyor? Böyle bir iman başka değil, olsa olsa şeytana iman olur deniyor. Peki bu adamları bu yanılgıya iten sebep neydi acaba? Acaba hangi sebepten ötürü bu cesareti buluyorlardı bu adamlar kendilerinde? Bunların hayatında bir yanılgı var. Belki de şeytanın en fazla insanları yakaladığı nokta burasıdır. Nasıl yakalıyor şeytan? Veya bu insanlar nasıl mutmain oluyorlar böyle? Bakın bu insanlar diyorlar ki, âhiret yurdu bizimdir. Cennet bizimdir, cennet bize aittir. Yeryüzünde Allah’ın en çok sevdiği insanlar biziz. Ve kesinlikle bizler cennete lâyık insanlarız, cennete gideceğiz.. "Yahudi ve hıristiyanlar dediler ki: Biz yeryüzünde Allah’ın dostları ve sevgilileriyiz." (Mâide 18) Bizler bu halimizle, bu anlayışlarımız, bu yaşayışlarımızla, bu önderlerimizle ve bu kitaplarımızla, bu cemaatlarımızla, bu yapılan-malarımızla kesin cennetliğiz. Bu iş kesin. Bu iş garantidir. Bizler ga-ranti cennetliğiz, siz kendinize bakın dediler. Hıristiyanlar böyle diyordu, yahudiler böyle diyordu. Allah’ın oğlu dedikleri Hz. İsa’yı ve Hz. Üzeyir’i, işledikleri günahlara karşı kalkan yaparak, Allah’a veliaht tayin ederek, Allah’a, Allah’ın bu sözünden çıkamayacağı oğulları vasıtasıyla torpil yaptıracaklarına inanıyorlardı. Evet hıristiyanlar da, yahudiler de aynı şeyi söylüyorlardı. Ve bugün maalesef aynen onlar gibi sapmalar içine giren müslümanlardan pek çoğu da aynı şeyleri söylemeye çalışıyorlar. Aynen onlar gibi Allah’a birtakım veliahtlar, Allah karşısında birtakım şefaatçiler bulmaya ve onlara sığınmaya çalışıyorlar ve işin kötüsü böylece kendilerinin kesin cennetlik olduklarını savunmaya çalışıyorlar. Şimdi madem bu kadar kendimize güveniyoruz, ben şu yaptı-ğım konuşmalarımla, sizler haftada bir kere gelip beni dinlemeleri-nizle veya infaklarınızla, ikramlarınızla, berikiler cemaatlarıyla, ötekiler hocalarıyla, hacılarıyla kesin cennete gideceğimizi iddia ediyoruz. İşte bilelim ki; bizim bu mutmain halimiz değişimin önündeki en büyük engeldir. Bizim değişimimizin önündeki en büyük engel budur. İnsanların değişimlerinin önüne dikilmiş en büyük put budur. yahudi’nin değişiminin önündeki en büyük engel buydu çünkü. Onlar bu inançlarından dolayı değişmeye gerek görmediler. Mutmaindiler çünkü bu konuda. O halleriyle cennete girecek olan bu insanlar, İslâm’ı kabule gerek görmediler. İşte bakın bu mutmain ve değişime gerek duymayan, değişime razı olmayan, statik ve durağan hayatlarını, geleneklerini devam ettirmeden yana olan bu insanlara Allah buyurdu ki: 94:"De ki; eğer âhiret yurdu Allah indinde başkalarına değil de sadece size ayrılmış ise, o halde sâdıksanız hadi ölümü temenni edin!" Onlara şunu söyle ey peygamberim: Eğer Allah yanında ahiret yurdu başkalarının değil sadece sizinse, sadece siz gidecekseniz o cennete, diğer insanlar cehenneme gidecekse, o cennet sadece size aitse, ahir yurt, yâni işin sonu hep size kalacaksa, siz sonunda hüküm ferman olacak, söz sahibi olacaksanız, öyleyse hadi bakalım: Eğer iddianızda sâdıksanız hadi hemen ölümü temenni edin bakalım. Hadi hemen ölüme, ne duruyorsunuz? Madem cennet var ve o cennet sadece sizindir, size aittir, öyleyse ne duruyorsunuz? Niye hemen ölmek istemiyorsunuz? Niye bir an evvel o cennete ulaşmak istemiyorsunuz? Bu dünya hâlâ sizi niye bağlıyor böyle? Niye çakılıp kaldınız dünyaya? Bu programlarınız ne böyle? Bin yıl yaşasanız da bitmeyecek bu hedefleriniz ne böyle? Bu evler, bu barklar, bu arabalar, bu marklar, bu dolarlar, bu makamlar, bu diplomalar, bu şanlar, bu şöhretler, bu alkışlar sizi niye hâlâ hayata bağlıyor? Madem ki Cennet sizi bekliyor, o halde ne duruyorsunuz? Denilince: