Câsiye Suresine Dön

Câsiyeالجاثية

12. Ayet

12Câsiye Suresi

اَللّٰهُ الَّذ۪ي سَخَّرَ لَكُمُ الْبَحْرَ لِتَجْرِيَ الْفُلْكُ ف۪يهِ بِاَمْرِه۪ وَلِتَبْتَغُوا مِنْ فَضْلِه۪ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَۚ

Allah ki lütuf ve ihsanından arayasınız, şükredesiniz ve gemiler O’nun emriyle üzerinde akıp gitsin diye denizleri sizin hizmetinize sunandır.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

12. “Emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, lütfedip verdiği rızkı almanız için denizi buyruğunuz altına veren Allah’tır, belki artık şükredersiniz.” Size yeryüzünde, yaşadığınız hayatta şu imkânlarınızın tümünü sağlayıveren, size sizin yaşamak için muhtaç olduğunuz her şeyi lütfeden Rabbinizdir. Denizi sizin emrimize sunan da Rabbinizdir. Üzerilerine bindiğiniz, yüklerinizi, eşyalarınızı taşıdığınız o gemiler, Rabbinizin denize yüklemiş olduğu yasalarla hareket etmektedirler. Bunlar Allah’ın emriyle yürümektedirler. Tâğutların, şeytanların, effâk-ların, esîmlerin, yeryüzü tanrılığına soyunanların ve sizin yasalarını uygulayarak kendilerine kul-köle olmaya çalıştığınız varlıkların emriyle değil. Gemilerin de, rüzgarların da, denizlerin de yasalarını koyan Al-lah’tır. Denizlere koyduğu bu yasasıyla Rabbiniz sizlerin deniz aşırı ticaretler yapabilmeniz için rızıkları ve fazlını sizin için denizlerin içine gömüvermiştir. Her halde bütün bu nîmetleri size lütfeden Rabbinize teşekkür eder, artık şükredersiniz. Şükür, nîmeti nîmetin sahibinin yolunda kullanmak demektir. Şükür, hayatı o hayatın sahibinin yolunda kullanmak demektir. Şükür, nîmeti sahibine sormadan, sahibinin razı olmayacağı yerde kullanmamak demektir. Herhalde sizler tüm hayatınızı bu nîmetleri size lüt-feden Rabbinize sorarak yaşarsınız artık, değil mi? Herhalde artık Rabbinizin sizin adınıza gönderdiği hayat programına müracaat ederek bir hayat yaşar ve böylece Rabbinize teşekkür edersiniz değil mi? Değilse nankörlerden olursunuz. Öyle değil mi? Bir adam hayatını o hayatı kendisine verenden habersiz olarak yaşarsa, yâni nîmet verenin hamde lâyık olduğunu bilmeden yaşarsa, bu adam insanlıktan çıkmış, şahsiyetini kaybetmiş demektir. Rabbimiz, âyet-i kerimesinde: “Herhalde artık şükredersiniz” buyurduğuna göre, anlıyoruz ki bu insana verilmiş bir karakter demektir. Yâni bu ifadeyle anlıyoruz ki, insan insanlığı gereği kendisine nîmet verene teşekkür etmek zorundadır. Kendisine bütün bu nîmetleri lütfedenin kadrini, kıymetini bilmeli ve O’nun kapısında kul olmalıdır. Madem ki tüm bu nîmetler O’ndandır, madem ki hayat O’ndandır, madem ki insan her şeyini O’na borçludur, öyleyse sadece O’na kul olmalıdır. Sadece O’nu dinlemeli, O’nu ve O’nun hayat programını ta-nıyıp uygulayarak O’na teşekkür etmelidir. Sizin durumlarınız da Allah’ın yeryüzünde koyduğu yasalarına boyun eğen bu gemilerden farklı değildir. O gemileri hareket ettiren, yürüten Allah’tır. Suya kaldırma ve gemileri yürütme yasasını koyan Allah’tır. Onları hareket ettiren, rüzgarları gönderen Allah’tır. Allah di-lerse o gemileri hareket ettiren gücü durduruverir, yasaları kaldırıverir. O zaman onlar denizin üzerinde kalakalırlar. Veyahut da o gemileri yürüten rüzgarları fırtınaya çeviriverir de o geminin içindekileri, kazandıkları günâhlar yüzünden denizin dibine indiriverir. Ya da o geminin içindekileri kazanıp geldikleri ticaret mallarıyla birlikte denize gömüverir. Ama bununla birlikte bilesiniz ki, işlediklerinizden pek çoğunu Allah affetmektedir. Denizdekilerin durumu böyle de, karadakilerin durumu bundan faklı mı sanki? Denizin yasasını koyan Allah da, karanın yasalarını koyan başkaları mı? Denizde egemen olan Allah da, karada başkaları mı? Gemileri hareket ettiren, gücü alıverdiği gibi, sizi de hareket ettiren ruhlarınızı alıverdi mi, sizler de bir kadavra yığını gibi toprağın kahrına yuvarlanıverirsiniz. Veya şu anda sizin altınızdaki gemiyi de, yâni sizin altınızda sizin emrinize Allah tarafından boyun büktürülüp sizin için uysallaştırılmış, zelil kılınmış olan şu arz gemisini sallayıverir de, siz de onun kahrına gömülüverirsiniz. Yâni şu anda yaşıyorsanız, bunu kendinizden zannetmeyin. Şu anda altınızdaki yeryüzü sizi te-petaklak getirmiyorsa bunu kendinizden sanmayın. Size bunu sağlayan da Allah’tır, bunu asla unutmayın. Öyleyse Allah’ın bu tür âyetlerini sürekli gündemimizde tutmak zorundayız. Ama maalesef hiç kimse bu âyeti görmek istemiyor. Bu âyet üzerinde de düşünen kimse kalmamış. İnsanlar gemilerden haberdardır, gemiler, firkateynler yapmışlar, füzeler, yeni yeni arabalar icat etmişlerdir. Ama şunu niye kabullenmek istemiyorlar? Niye gündeme getirmek istemiyorlar? Bunların suyun üzerinde durabilme imkânını, suyun üzerinde batmadan durabilme yasasını Rabbim takdir etmemiş midir? Eğer onların istifade ettikleri bu yasayı Rabbim tespit etmese, her şeyi alabora ediverse, bu kanunları tepe takla getiriverse, “artık suyun üzerinde hiçbir şey durmayacak!” deyiverse bu insanlar ne ya-pabileceklerdir? Bunu hiç düşünmüyorlar mı? O zaman bu yaptıkları gemilerle nasıl övünebilecekler, nasıl hava atabilecekler? Üstelik bu gemileri yapma ameliyesinin ilki de Rabbimize aittir. Gemilerin ilk planı, ilk projesi de Rabbimize aitti. Kitabımızın başka bir âyetinin beyanıyla Rabbimiz Nuh’a (a.s): “Bizim gözetimimizde yap bu işi,” diyordu. Rabbimiz, “Bizim gözetimi-miz ve kontrolümüz altında bir gemi yap ey Nuh,” buyuruyordu. Evet, şu anda insanlar imal ettikleri füzeleriyle, arabalarıyla, uçaklarıyla, fü-zeleriyle, gemileriyle öğünüyorlar. Eğer şu anda Rabbimiz bir emir ve-riverse; artık şu andan itibaren bütün yer altındaki petroller su haline gelmiştir. Ne hale gelir bu insanların yaptıkları şeyler? Bunu hiç dü-şünmüyorlar mı? Düşünmeyecekler mi? O zaman bu yaptıkları şeyler, içinde tavukların bile yaşayamayacağı şeyler haline gelmeyecek midir? Peki o zaman insanlar niye Allah’ın bu âyetlerinin bilincine ermek istemiyorlar? Kendi yaptıklarıyla öğünen bu insanlar, niye bütün bu yaptıklarını Allah’ın yasalarına bağımlı olarak yaptıklarını anlamaya yanaşmıyorlar? Demir olmasaydı, benzin olmasaydı, suya Allah ta-rafından bu kaldırma yasası verilmeseydi, havaya sesi iletme gücü verilmeseydi, ne anlama gelecekti bütün bu yaptıkları? Suyun üzerinde gemilerin yürüme yasasını, bu konudaki âyetleri zikretmiyorlar, gündeme getirmiyorlar da, kendi yapmış oldukları putların önünde secdeye kapanıp onlarla öğünmeye çalışıyorlar. “Efendim insanlık artık bilgisayar çağına geçmiştir, robot çağına fırlamıştır. İnsanlar kendilerinden daha hızlı düşünebilecek çağa ulaşmıştır,” diyerek kendi kendilerini, kendi yaptıklarını putlaştırmaya çalışıyorlar. “En büyük benim! En büyük biziz! Benden başka, bizden başka büyük yoktur!” diyerek kendi kendilerine secde etmeye, kendilerinin tanrılıklarını ilân etmeye başlamışlardır. Hayır hayır, bunların hiç birisi tanrı değildir. Bunların hiçbirisinin bizim hayatımızda söz hakkı yoktur, çünkü şu anda istifade ettiğimiz her şeyi bize lütfeden Rabbimizdir. Bakın, Rabbimiz bize lütfettiği nîmetleri saymaya devam ediyor: