Câsiye Suresine Dön

Câsiyeالجاثية

14. Ayet

14Câsiye Suresi

قُلْ لِلَّذ۪ينَ اٰمَنُوا يَغْفِرُوا لِلَّذ۪ينَ لَا يَرْجُونَ اَيَّامَ اللّٰهِ لِيَجْزِيَ قَوْمًا بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

İman edenlere de ki: “Allah’ın günlerini ummayanları bağışlasınlar. Tâ ki Allah, her kavme kazandıklarının karşılığını versin.”

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

14. “Ey Muhammed! İnanmışlara de ki: “Allah’ın bir milleti yaptıklarına karşılık cezalandıracağı günlerin geleceğini ummayanları şimdilik bağışlasınlar.” Rasulullah Efendimizin bize şöyle demesini istiyor Rabbimiz: “Biz biliyor ve inanıyoruz ki, Allah’ın Resûlü kıyâmete kadar müminleri uyarmaktadır. Onun bizi uyarısı kıyâmete kadar devam edecektir.” Bakın En’âm sûresinde Rabbimiz şöyle buyurur: “Ve bu Kur’an bana, sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için vahy olundu.” (En’âm 19) Demek ki bu kitap sadece o döneme ait değildir. Demek ki bu kitabın hükümleri sadece onun indiği dönem insanlarını kapsamaz. Sadece indiği dönem insanları için bağlayıcı değildir bu kitap, aksine kıyâmete kadar, ona ulaşan insanları da onunla uyarmak için indirilmiştir. “Onunla sizi uyarmam için, sizi cehennemden korumam ve cennete kazandırmam için bu Kur’an bana vahy olunuyor.” Allah’ın Resûlü, kendi dönemindeki insanlara böyle diyordu. “Sizi uyarmam için.” Allah’ın Resûlü, dönemindeki ashabını uyardı. Kur’an’ı tebliğ ederek, Kur’an’ı gündeme getirerek, Kur’an’ın nasıl pratize edileceğini bizzat hayatında göstererek uyardı. Ama sadece onları değil, kıyâmete kadar her kime ulaşırsa onları da uyarmak üzere bu kitap bana in-dirildi. Allah’ın Resûlü dün onları, şu anda da bizi uyarıyor. Şu anda bile Allah’ın Resûlü bizi Kur’an’la uyarıyor. Kim ki Kur’an okuyor, bilsin ki o Rasulullah’la karşı karşıyadır. İbni Cerir der ki: “Bu âyetle anlaşılıyor ki kendisine Kur’an’ın ulaştığı kimse, bizzat Muhammed’i (sav) görmüş gibidir.” Öyleyse şu anda bizler de Rasulullah’la karşı karşıyayız. Meselâ bir elçi hükümdarın emrini bir valiye ulaştırıyor. Bu emir, o elçinin değil hükümdarın emridir. Öyleyse ben şu anda o elçinin size ulaştırdığı mesajı, o elçiyi gön-derenin mesajını size ulaştırıyorum. Siz de duyduğunuz bu mesajı du-yar duymaz kendinize, birbirinize, çocuklarınıza, hanımlarınıza, komşularınıza ulaştırmak zorundasınız. Tâbiînden Muhammed bin Kâb el-Kurazî der ki: “Kur’an okuyan kişi onu peygamberden dinliyormuş gibi okusun. Zira onu şu anda sizi uyarmak üzere Allah’ın Resûlü okumaktadır.” Gerçi kesin biliyoruz ki Allah’ın Resûlü vefat etmiş, maddî planda onun etkinliği bitmiştir. Ama onun risâleti, onun fonksiyonu, misyonu, yolu, sünneti devam ediyor ve kıyâmete kadar da devam edecektir. Öyleyse sanki şu anda Allah’ın Resûlü okuyor da biz ondan dinliyormuşuz gibi onu dinleyecek ve okuyacağız. Şunu kesin bilelim ki, böyle okumadığımız, böyle dinlemediğimiz sürece de ondan istifade imkânımız olmayacaktır. Bu âyet aynı zamanda bizden bize ulaşan bu kitabın âyetlerini tebliğ etmemizi de istemektedir. Allah’ın Resûlü bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurur: “Allah’ın kitabından her kime bir âyet ulaşmışsa muhakkak ki ona Allah’ın emri ulaşmıştır. O da, bir âyet de olsa Allah’ın kullarına onu ulaştırsın!” Öyleyse bize Allah’ın kitabı ulaşmıştır. Allah, Resûlü vasıtasıyla, kitabı vasıtasıyla bizi uyarmıştır. Bu kitapla ve bu peygamberle uyarılma şerefine nâil olmuş olan bizler de, uyarıldığımız bu âyetlerle başkalarını uyarmak zorundayız. Dirildiğimiz bu âyetlerle, bizler de başkalarını diriltmek zorundayız. Bize ulaşan bu âyetleri, bizler de başkalarına da ulaştırmak zorundayız; bunu hiç bir zaman hatırımızdan çıkarmayalım. Ancak burada şunu da söyleyelim ki, geldiği andan itibaren kıyâmetin kopacağı zamana kadar ki insanların tamamı bu kitaptan sorumludur. Tüm insanlık bununla sorumlu tutulacaktır. Bu kitap kendilerine ulaşsın ulaşmasın, bu kitabın varlığından haberdar olsun olmasın fark etmez, herkes bundan sorumlu tutulacaktır. Hambeliler bu görüştedirler. Ancak Hanefîler, “bu kitabın uyarısı kendisine ulaşmamış, bu kitabın uyarısıyla karşı karşıya gelmemiş toplumlar bu kitabın hükümlerini terk etmekten sorumlu olmayacaklardır,” derler. Hanefîler, “Übeyy bin Kâ’b’ın hadisi bunun delilidir,” derler. Rasulullah’ın hu-zuruna bir kısım esirler getirildi. Allah’ın Resûlü onlara sordu: “Sizler İslâm’a dâvet edildiniz mi?” Onlar, “Hayır! Bize İslâm ulaşmadı,” dediler. Bunun üzerine Allah’ın Resûlü onları serbest bıraktı ve: “Kur’an bana, sizi de, ulaştığı kimseleri de uyarmam için vahy olundu.” âyetini okudu. Allah, elçisine diyor ki: “Ey Muhammed! İnanmışlara de ki: “Allah’ın bir milleti yaptıklarına karşılık cezalandıracağı günlerin geleceğini ummayanları şimdilik bağışlasınlar.” “Ey peygamberim! Sen o müminlere de ki: “Ey mü’minler! Sizler Allah’ın günlerinin “Eyyamullah’ın” bir gün başlarına geleceğini ummayan kimseleri affedin. O müminlere söyle ki, onlar “Eyyamul-lah’tan” gafil olanları affetsinler.” Rabbimiz bu âyetiyle bizleri kâfirlere karşı mühlet tanımaya dâvet ediyor. Kâfirler karşısında bizi büyük bir sabır örneğine, büyük bir müsamaha eylemine dâvet ediyor. “Eyya-mullah” konusunda gafil yaşayanlara acımamızı istiyor. Peki nedir bu “Eyyamullah”? Eyyamullah, Allah’ın günleri, de-mektir. Ne anlayacağız bu Allah’ın günlerinden? Allah’ın günleri; Allah’ın sonuç günleri, Allah’ın helâk günleri demektir. Yeryüzünde Allah’a isyan eden toplumların başlarına gelen helâk günleri demektir. Allah’ın günleri, Allah’ın hayat programını reddederek kendilerince bir hayat yaşamaya ve Allah’la çatışmaya giren toplumların toplu helâk günleri demektir. Arapların hayatında meydana gelmiş, unutulmayacak büyük tarihî olaylara “Eyyamu’l Arap” denilirdi. Eyyamullah da, Allah’ın düşmanlarının başına getirdiği belâ günleri, helâk günleri, yahut da dostlarına ulaştırdığı kurtuluş ve yardım günleridir. Allah’ın günleri, kâfirler için ebedî kaybediş, ebedî helâk oluş, mü’minler için de ebedî kurtuluş ve sonuç günleridir. Firavunların başına gelen azabın geldiği gün, Hud’un (a.s) toplumu olan Âd kavminin yerin dibine batırıldığı gün, Sâlih’in (a.s) toplumu olan Semûd’un diz çöktürüldüğü gün, Allah’ın günleridir. Bir toplumu yaptıklarından ötürü cezalandırma günleridir bu günler. Rabbimiz diyor ki, “ey peygamberim! Söyle mü’minlere, o günlerin kendi başlarına da geleceğini ummayan, o günler konusunda gafil yaşayan, Allah’a isyanlarından ötürü, Allah’ın hayat programını reddetmelerinden ötürü bir gün tıpkı öncekilerin başına gelenlerin kendi başlarına da gelip çatacağını ummayan, hiç beklemeyen, hiç ihtimal vermeyen bu kâfirleri affetsinler. Zira onlar bugünler konusunda gaflet içindedirler. Allah’ın sünneti konusunda gaflet içindedirler. Bir gün Firavunlar gibi helâk olacaklarını hiç düşünmüyorlar. Bir gün Fil ashabı gibi Eyyamullah’a maruz kalıp yenmiş ekin posasına döneceklerini hiç hesap etmiyorlar. İşte Rabbimiz bu âyet-i kerimesinde, bizden böyle bir gaflet içinde olanları affetmemizi, onlara karşı peygamberce bir tavır sergilememizi istiyor. Ancak unutmayalım ki, âyet-i kerimede bu tür gafil kâfirlerle alâkalı kişisel kavgalara girmememiz isteniyor. Rabbimiz, onların bize karşı yaptıkları kişisel işkenceleri, düşmanlıkları, bize verdikleri sıkıntıları, eziyetleri ciddiye almamamızı, göz ardı etmemizi ve bu yüzden kendilerine gazaplanarak tebliği terk edip onların cehenneme gitmesine göz yummamamızı istiyor. Onlar gafilliklerinden ötürü bize ne ya-parlarsa yapsınlar, nasıl davranırlarsa davransınlar, biz onları cennete kazandırmak için yine de elimizden gelen her şeyi yapmak zorundayız. Çünkü onlar, acınacak bir konumdadırlar ve gaflet içinde bulunmaktadırlar.