17. “Din konusunda, onlara belgeler verdik; ancak, kendilerine ilim geldikten sonra birbirlerini çekememelikten ayrılığa düştüler. Ey Muhammed! Rabbin kıyâmet günü, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında şüphesiz ara-larında hükmedecektir.” Allah’ın dini, Allah’ın yasaları, Allah’ın yolu konusunda apaçık Beyyine’ler verdik onlara. Kitap Beyyine’dir, kitabın âyetleri, Resul Beyyine’dir; Resullerin gösterdikleri mûcizeler Beyyine’dir. “Onlar akıllarını başlarına alıp da Allah’a kulluğa yönelsinler diye, Rablerinin ya-salarına teslim olup hayatlarında onu uygulamaya koysunlar diye peş peşe onlara Beyyine’ler sunduk,” diyor Rabbimiz. Ama onlar kendilerine ilim geldikten sonra birbirlerini çekeme-mezlikten dolayı ihtilaflara, tefrikalara düştüler. Kendilerine kitap geldikten, kitabı tanıdıktan sonra, kitap nîmetine, vahiy nîmetine sahip olduktan, kendilerine elçiler geldikten, kitap ve peygamber bilgisine sahip olduktan sonra birbirlerine hasetlerinden, düşmanlıklarından ötürü ihtilafların içine düştüler. Âyet-i kerimeden anlıyoruz ki, Müslüman toplumların, Beyyine ile tanışanların, Beyyine’ye muhatap olanların bir hastalığı var. O da, kendilerine Rabblerinden ilim geldikten sonra ayrılığa, kendilerine Al-lah tarafından vahiy geldikten sonra birbirlerine düşmanlıklarından ve hasetlerinden ötürü ihtilaflara düşmek. Her biri ayrı ayrı gruplar oluşturarak, her bir grup kitabın ayrı bir bölümünü bayraklaştırarak ihtilaf-ların içine yuvarlanmak, kardeşliği, dostluğu unutmak, ümmet olduk-larını unutmak, tek bir Rabbin kulu olduklarını unutmak. İşte Müslüman toplumların tarih içinden en büyük hastalığıdır bu. İşte Rabbi-miz, bunun bir tek sebebinden söz ediyor. Neymiş o? Aralarındaki rekabet duygusu, kendi aralarındaki kıskançlık ve çekememezlik duygusu, bencillik, hizipçilik ve grupçuluk duygusu. Herkesin kendi düşüncesini, kendi yöntemini, kendi yolunu, kendi metodunu, kendi cemaatini, kendi liderini en üstün, en doğru, en haklı görüp, karşısındakileri kötü ve yanlışta görme yanılgısı. Gruplar bir-birlerini ayıran ufak tefek anlayış, metot farklılıklarını sanki temelde ayrılıklarmış gibi görerek birbirlerini tekfir noktasına gidiyorlar. Biz, İsrailoğullarına kitap ve Beyyineler göndermiştik de onlar ihtilafa düştüler. O Beyyineler, kitaplar konusunda onlar ihtilafa düştüler. Kitap konusunda; kimileri ona iman ederek, kimileri de onu inkâr ederek ihtilaf ettiler. Kimileri onunla yol bularak, yollarını Allah’ın kitabına sorarak, kimileri de onunla ilgiyi keserek ihtilafa düştüler. Kimileri onu arkalarına atarak, kimileri onun yerine başka kitaplar ihdas ederek, kimileri o kitabı gerçekten kendileri için hayat programı bilerek ih-tilaf ettiler. Kimileri, “tamam ben de kitap ehliyim, benim de bir kitabım var, ama ben onu anlayamam, ben onu anlamaktan uzağım. Ben kim, onu anlamak kim?” diyerek, kimileri kitaplarının fonksiyonunu reddederek, “tamam mukaddes bir kitaptır bu, ama hayata karışmamalı, o sadece âhiret işlerini düzenlemeli; işte zaman zaman mübarek gecelerde sevap kastıyla okunmalı!” diyerek kitap konusunda ihtilafa düştüler. Ama Allah diyor ki, “Peygamberim! Onların aralarındaki ihtilaf konularındaki hükmümü Ben kıyâmet günü vereceğim.” Allah bu konudaki kesin hükmünü kıyâmet gününe ertelemiştir. Bu konudaki son hükmü verecek olan ve verdiği bu hükmünü de uygulamaya koyacak olan Allah’tır. Yine insanların ihtilaflarına konu olan çözüm hükmü de bu kitaptan verilecektir. Allah, hükmünü bu kitaptan verecektir. Hüküm mercii, kitaptır. Çünkü Allah yeryüzünde her topluma kitap göndermiş ve her konuda hükmünü zaten vermiştir. İnsanlara o kitaplara sarılmalarını, o kitaba uygun düşünmelerini, o kitaba uygun hareket etmelerini, problemlerini o kitaba arz etmelerini, ihtilaflarını o kitapla çözümlemelerini istemişti. Her topluma peygamberler göndererek o toplumlardan peygamber modelinde bir hayat, peygamber modelinde bir iman istemek şeklinde hükmünü vermişti. Ona benzeyenler, ondan kaynaklananlar doğrudur, gerisi boştur, demişti. Önceden her ko-nuda hükmünü vermişti de, şimdi de bu hükmünü uygulamaya koyacaktır diyoruz, Allah en iyisini bilir. Eğer Rabbinden daha önceden verilmiş bir söz olmasaydı, mutlaka aralarında hüküm verilmiş olurdu. Yâni eğer Allah onların ecellerini dolduracakları zamana kadar onlar için dünyada yaşama izni vermeseydi, bunların işleri çoktan bitirilmişti. Ya da eğer Allah bu ihtilaf edenler hakkında kimin doğru, kimin yanlış, kimin hak yolda, kimin bâtıl yolda oldukları konusundaki son hükmünü kıyâmet gününe ertelememiş olsaydı, onların işlerini çoktan bitirirdi. Yâni bu dünyada da haklıyı haksızı ortaya koyuverir ve ona göre amellerinin karşılığını onlara tattırıverirdi.