Câsiye Suresine Dön

Câsiyeالجاثية

21. Ayet

21Câsiye Suresi

اَمْ حَسِبَ الَّذ۪ينَ اجْتَرَحُوا السَّيِّـَٔاتِ اَنْ نَجْعَلَهُمْ كَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِۙ سَوَٓاءً مَحْيَاهُمْ وَمَمَاتُهُمْۜ سَٓاءَ مَا يَحْكُمُونَ۟

Yoksa kötülükler işleyenler, onları iman edip salih amel işleyenler gibi yapacağımızı, hayatlarının ve ölümlerinin bir olacağını mı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

21. “Yoksa, kötülük işleyen kimseler, ölümlerinde ve diriliklerinde kendilerini, inanıp yararlı iş işleyen kimseler ile bir tutacağımızı mı sandılar? Ne kötü hüküm ve-riyorlar!” Kötülüğe bulaşan, durmadan kötülük işleyen kimseleri, Allah’ın istediği biçimde iman eden ve bu imanlarını yaşamanın kavgasını veren, imanlarını hayata aktarabilme adına salih ameller işleyen kimselerle bir mi tutacağız?! Bunların hem hayatları, hem de ölümleri müsavi olacak öyle mi?! Öyle mi hesap ediyorlar? Öyle mi zannediyor bu insanlar?! Ne kadar da kötü hükmediyor bu insanlar?! Yâni şimdi biz Müslümanları kâfirlerle denk mi tutacağız?! Müslümanları, mücrimler gibi mi kabul edeceğiz?! Mümkün mü bu?! Deli misiniz siz?! Aklınız ermez mi sizin?! Allah’a, Allah’ın kitabına, Al-lah’ın peygamberine inanan, kitap ve peygamberle birlikte olan, hayatını kitap ve peygamberle düzenleyen kimseyle, kitaba ve peygambere sihir diyen, sihirbaz diyen birini denk tutacağız ha?! Allah’ın kitabıyla yol bulan kimseyle, kitabı reddedip kendi kendine yol bulmaya çalışan kimseyi bir tutacağız öyle mi?! Allah’a müracaat ederek yaşayan kimseyle, Allah’ı reddedip nefsine, şeytanlara, hevâsına, toplumuna, tâğutlara, modaya, âdetlere ve tüm yeryüzü tanrılarına uymaya çalışan kişiyi bir kabul edeceğiz öyle mi?! Olacak şey mi bu?! Ne kötü hükmediyor bu insanlar?! Hayır hayır! Biz, Müslüman ile kâfiri asla denk tutmayacağız. Ne hayatında, ne de ölümünde bu ikisi birbirine denk tutulmayacaktır. Müslüman olan, teslim olan, iradesini Allah’a teslim eden, oylamasını Allah’tan yana kullanan, Allah’ın seçimini kendisi için seçim kabul eden, Allah’ın kendisi adına yeryüzünde aldığı kulluk maddelerini uygulamaya çalışan bir Müslüman ile, suçlu olan, kötülük işleyen, kötülük peşinde koşan, reddeden, baş kaldıran, isyan eden, itiraz e-den, kabule yanaşmayan birini kesinlikle bir tutmayacağız. Kâfirler, mücrimler ne kadar da yanlış hükmediyorlar. Hem dünyada, hem de âhirette kendilerinin mü’minlerden bir farklarının ol-madığını, olmayacağını iddia ediyorlar. Hattâ dünyada da, âhirette de mü’minlerden çok üstün bir konumda olacaklarını zannediyor ve iddia ediyorlar. Hem Müslümanlarla alay ediyor, Müslümanlara hayat hakkı tanımıyor, hem de dünya hayatından memnun oluyorlar. Onların tüm hedefleri dünya hayatıdır. Kitabımızın onlar hakkında buyurduğu ekini ve nesli bozma özelliklerinden de anlıyoruz ki, bu adamların dünyasında da hayır yoktur. Gerçi dış görünüşleri itibariyle dünyayı hedefledikleri için dünyada gerçekten erişemedikleri bir şey yok gibi, ama nihâyet kendi elleriyle dünyalarını da bozmuşlar. Mekânik bir hayata gelmişler. Robotlaşmışlar, duyguları bitmiştir. Hisleri, hareketleri kaybolmuştur. Sevmek, sevilmek, ağlamak, gülmek gibi tüm insanî duyguları bitmiştir. Fedâkârlık, cefakârlık duyguları bitmiştir. Yedirme, içirme, infak ve akrabalık bağları bitmiştir. Karılık-kocalık bağları bitmiştir. Babalık-oğulluk bağları bitmiştir. Her şeyleri bitmiştir. Böyle bir hayatın içindeyken tüm dünya onların olsa ne çıkar? Şu anda aslında bu kâfirler cehennemi yaşıyorlar, ama böyle bir hayat onlara süslü geliyor. Bunu hayat zannediyorlar. Yani çok ra-hat altlarından kaçırdıkları kadınlar, üstlerinden kaçırdıkları kocalar onların iç dünyalarında büyük ıstıraplar oluşturuyor, derin yaralar açıyor, ama bunu sanki fevkâlâde güzel bir şeymiş gibi süslü görmeye çalışıyorlar. Konuştukları zaman da her biri bunu ortaya koymaktan hiç de sıkıntı duymuyor. Çok rahat bir şekilde birbirlerini aşağıya indirebiliyorlar. Çok rahat bir şekilde birbirlerini atlatabiliyor, rezil bir hayatı birlikte yaşıyorlar. Meselâ bir adam cadde ortasında herkesin gözleri önünde aç-lıktan geberip gitse, “kimsin?” diyen olmuyor, ama yine de bu hayat kendilerine süslü gösteriliyor. İşte böyle tüm gördükleri, oldum olası bir dünya hayatları var, yaşasınlar bakalım, zaten bu adamlar geberir gebermez hepsi de cehenneme gidecekler. Hakikaten acımak gerekiyor bu adamlara, ama acımaya da hakkımız yok. Tümüyle sefaleti yaşıyorlar, ölür ölmez de cehenneme gidecekler, büyük bir azabın içinde bulacaklar kendilerini. Dünyada ne görmüşlerse, zevkleri de, sefaları da, eğlenceleri de hepsi bu kadar olacak. Lâkin işin garibi bu halleriyle bile Müslümanlara hep tepeden bakıyor, alay ediyorlar. “Dünyada da, âhirette de biz çok iyi bir konumda olacağız,” diyorlar. Ama sakın ha sakın, siz Müslümanlar onların alaylarından etkilenmeyin. Onlara acınacak bir zavallı gözüyle bakalım. Gerçekten ağlanacak durumda olanların kendilerinin olduğunu söyleyelim onlara ve hiçbir zaman en ufak bir şekilde bile olsa kalbimizden onlara benzemek duygusu geçirmeyelim. Hiçbir zaman onların yaşadığı hayatın özlemini çekmek gibi bir duruma düşmeyelim. Çünkü ilim bizde, hikmet bizde, izzet ve şeref bizde, akıl ve feraset, kitap ve hidâyet bizdedir. Dünyada mutluluk, âhirette saadet ve cennet bizdedir. Bütün bunlara rağmen bunların, bu zavallıların bizim üzerimizde uyguladıkları propagandalar sonucu hemen hemen çoğumuzun da etkisinde kaldığı konular vardır. “Efendim, işte bunların dünya hayatları, zirveye çıkmış teknolojileri, köprüleri, yolları, sanayileri, fabrikaları var. Bütün bunları takdir etmek gerekir. Alman bilmem ne buluşunu takdir etmek lâzımdır! İsviçre’nin hukukunu takdir etmemiz lâzım!” gibi hepimizin kalbine yerleşen ufak tefek duyguları, aşağılık komplekslerini ısrarla bitirmek zo-rundayız. Bilmeliyiz ki, yeryüzünde kâfirlerin imreneceğimiz hiçbir şey-leri yoktur. Güvenebileceğimiz hiçbir hareketleri, hiçbir karakterleri yoktur. Gerçekten dünyanın en rezil ve en sefil mahluklarıdır onlar ve geberdikleri andan itibaren de cehenneme yuvarlanacak insanlar onlardır. Bakıyoruz, bunlar dünyaya meyletmeyen mü’minleri, birinci planda âhireti kazanmaya çalıştıkları için dünyada fakir kalmış fakirleri küçümserler. Çünkü bunların üstünlük-alçaklık kıstasları dünya, dünyanın süsü ve ziynetidir. Dünyalık sahibi olanlar bunlara göre üstün insanlardır. Tüm plan ve programları dünya içindir. Hayatın, dünyanın kölesi olarak değil de efendisi olarak kalmayı tercih edenler, dünyada çok yüce idealleri gerçekleştirmek için çırpınanlar Allah katında üstün iken, bunlar nazarında düşük insanlardır. Böyle insanlarla alay ederler. Varsın kendilerini üstün görsünler ve bununla avunsunlar ama bakın Allah diyor ki: “Onlar mahlukâtın en şerlileridir.” (Beyyine 6) Ama buna rağmen işte kendi hayatları kendilerine süslü gösterildiği gibi, etkileri altına aldıkları biz zavallıları da kendi pis dünyalarının kutsallığı hegemonyasına çekmeye çalışıyorlar. Ama inşallah biz onların bu zavallılıklarına, bu oyunlarına gelmeyeceğiz. Evet kâfirler ne dünyada, ne de âhirette kesinlikle mü’minler gibi olmayacaklardır. Allah asla küfürden ve kâfirlerden razı olmaz. Allah asla kâfirlerin yaşadıkları hayatı onaylamamış ve onaylamayacaktır. Onun içindir ki, Allah asla mü’minlerle kâfirleri denk tutmayacaktır. Kâfirlerle mü’minler yaşadıkları hayatlarında denk olmadıkları gibi, ölürlerken de asla bir olmayacaklardır. Kur’an’ın başka yerlerinden öğreniyoruz ki, Mü’minlerin ölümlerine gökle ve yer ağlayıp gözyaşı dökerken, kâfirlerin gebermesine sevinmektedirler. Ölümleri esnasında mü’minlere Allah’ın melekleri gelerek: “Korkmayın ey mü’-minler! Bizler sizinle beraberiz! Cennete kadar sizi bırakmayacağız” müjdesini verirlerken, kâfirler için de azap üstüne azap tehditleri getirmektedirler. Mü’minler ölümle yepyeni ve hesapsız güzellikte bir ha-yata giderlerken, kâfirlerin öbür tarafta hayatları olmayacaktır. Hal böyleyken, bu adamlar ne kadar da kötü hükmediyorlar? Bu kâfirler kendilerini ne kadar da iyi hissediyorlar? Kendilerini ne kadar da akıllı zannediyor bu adamlar? Hem cehenneme doğru gidiyor, azabı hak ediyorlar, hem de hiçbir şey yokmuş gibi davranıyorlar.