24. “Hayat ancak bu dünyadaki hayatımızdır. Ölürüz ve yaşarız; bizi ancak zamanın geçişi yokluğa sürükler,” derler. Onların bu hususta bir bilgisi yoktur, sadece böyle sanırlar.” “Yaşadığımız hayat budur. Varsa da, yoksa da hayat bu yaşadığımız hayattır. Yeryüzünde belli bir süre yaşayacak, sonra da tıpkı diğer varlıklar gibi ölüp gideceğiz, yok olup gideceğiz. Bizi ancak zaman helâk ediyor. Bizi yenen, bizi yıkan, bizi yere vuran zamandır. Biz zamanla baş edemiyoruz. Zaman bizim defterimizi dürüyor. Bizi ihtiyarlatan zamandır. Zaman bizim gücümüzü zayıflatıyor, bizi mahvediyor. Eğer bizim belimizi büken bu zaman olmasaydı, eğer bu alçak zaman bizi yiyip bitirmeseydi, bu dünya hayatında ebediyen yaşayıp gidecektik. Hiç kimse bizim karşımıza çıkamayacak, hiç kimse bizim hakkımızdan gelemeyecekti,” diyorlar. Bizi yaratan ve öldüren Allah’ı diskalifiye ederek, işi zamana yüklemeye çalışıyorlar. Çünkü hayat ve ölümde etkili olarak Allah’ı kabul ettikleri anda hayatları değişecek. O zaman âhiret, hesap-kitap gündeme gelecek, düşünceleri, hayatları değişecek, zevkleri kaçacak, iştahları gırtlaklarında düğümlenecek. O zaman şu anda işledikleri suçların hiç birisini işleyemeyecekler. Şu anda yaşadıkları hayat programlarını gözden geçirmek zorunda kalacaklar. O zaman zulmedemeyecek, öldüremeyecek, kan içemeyecekler. Bunu çok iyi bildikleri için Allah’ı inkâr ediyorlar da, O’nun takdirini, O’nun egemenliğini zamana yüklüyorlar. “Ah şu zaman yok mu? Bizi mağlup eden, bizim işimizi bitiren odur. Biz ona karşı koyamıyoruz,” diyorlar. Rabbimiz diyor ki, “onlar bunu söylerken de bu konuda hiçbir delilleri yoktur. Hiçbir mesnetleri, hiçbir dayanakları yoktur. Hayatı ve ölümü değerlendirirken ellerinde hiçbir bilgi ve belgeleri olmadığı gibi, önlerinde neler var, gelecekte neler olacak? Kendilerini neler bekliyor? Bu konuda da hiçbir bilgileri yoktur. Karanlığa taş atıyorlar.” Halbuki yaratılış Allah’la başlıyor. Hayatın başlangıcında da Allah vardır, ölürken de Allah vardır. Bu konuda Allah’ı gündemden düşüren insanların varabilecekleri hiçbir nokta yoktur. Allah’tan, Allah’ın kitabından habersiz yaşayan insanların bunları bilmesi mümkün değildir. Çünkü insan, hayat, ölüm ve ölüm sonrası hayat, hesap, kitap, cennet ve cehennem gibi gaybî konular Allah’ın kitabında haber verilen bilgilerdir. Tüm bu bilgileri elbette hayatın da, ölümün de sahibi olan Allah bilecektir. Bu hayatın yaratıcısından ve bu şekilde programlayıcısından başkalarının bilmesi de mümkün değildir. Hâl böyleyken sormak lâzım bu zavallılara: Yaşadığımız hayat ancak bu hayattır. Varsa da, yoksa da yaşadığımız bu dünya hayatı vardır, bunun dışında hayat yoktur. İşte belli bir süre bu dünyada yaşayıp sonra da ölüp gidiyoruz diyenler, acaba bu hayatın sahibi midirler? Acaba bu hayatı onlar mı yaratmışlar? Acaba bu hayatı kendileri mi kurmuşlar? Bırakın bu dünyayı, bu hayatı yaratmalarını, acaba kendilerini kendileri mi yaratmıştır? Hayır hayır, hayatın da, ölümün de sahibi olan Allah’tan gelen bilgilere sırt çeviren ve kendilerince bir hayat yaşayan insanlar hep karanlığa taş atıyorlar. Onlar sadece zannediyorlar. Öyle olsun isti-yorlar. Bu hayatın sonunda yeni bir diriliş, yeni bir hayat, bir hesap-ki-tap olmasın istiyorlar. İşledikleri cürümlerin, yaptıkları suçların açığa çıkmasını, hesabının sorulmasını istemiyorlar. Yaşadıkları bu hayatın sonunda geberip gitsinler, unutulup gitsinler, sümenaltı edilsinler is-tiyorlar. Tıpkı bir böcek gibi toprak olup gitmek istiyorlar. Çünkü adamların yaşadıkları dünyada sıfırı tüketmiş insanlar olarak başka tür-lü düşünme ve inanma imkânları yoktur. Zaten hayatları böyle olan birilerinin öldükten sonra dirilmeye, hesap ve kitaba inanmaları korkunç bir yıkım olacaktır. Dayanılmaz bir azap olacaktır. Onun için hep reddediyorlar, hep atıp kesiyorlar. Hep hayallerin peşinde koşuyorlar ve şaşkınca yaşadıkları bir ömrün sonunda cehenneme yuvarlanıp gidiyorlar.