32. “Doğrusu Allah’ın verdiği söz gerçektir, kıyâmet saati şüphe götürmez” dendiği zaman: “Kıyâmetin ne olduğunu bilmiyoruz, yalnız yoktur sanıyoruz, buna dair ke-sin bir bilgi elde etmiş değiliz,” dediniz.” “Size Allah’ın vaadi haktır. Allah’ın kitapları ve elçileri vasıtasıyla size haber verdiği şeylerin hepsi bir gün gelip gerçekleşecektir. Saat konusunda hiçbir şüphe yoktur. Kıyâmet bir gün gelip sizin beyinlerinizde patlayacaktır,” dendiği zaman, “o kıyâmet ne zaman?” di-yordunuz. “Kıyâmet de nedir?! Biz bilmeyiz,” diyordunuz. “Biz sadece onu zannediyoruz,” diyordunuz. “Yani olabilir de, olmayabilir de, diyor-dunuz. Olsa da, olmasa da bizim için o kadar önemli değil,” diyordu-nuz. Âhireti, hesabı, kitabı hayatınızda canlı tutmuyordunuz. “Bizler yakînen onun gerçekleşeceğine ihtimal vermiyoruz,” diyordunuz. “Bilimsel olarak bu mümkün değil!” diyordunuz. Dikkat ediyor musunuz, bu alçaklar bir taraftan, “belki olabilir,” diyor ama diğer taraftan da “mümkün değil, bu konuda emin değiliz,” diyorlar. “Yani bu konuda tam bir kanaat içinde değiliz, tatmin olmuş değiliz,” diyorlar. “Evet, bir zannımız var bu konuda, ama bu zannımız daha çok bu işin olmayacağı, kıyâmetin gerçekleşmeyeceği istikâmetindedir,” diyorlar. Ama onların olmaz dedikleri, olmayacak dedikleri kıyâmet işte gerçekleşmiştir. Reddettikleri hesap, kitap işte karşıların-da durmaktadır ve hepsi de diz çökmüş, Rabblerinin huzurunda, haklarında verilecek kararı bekliyorlar.