36. “Övülmek, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.” Hamd, gökyüzünün, yeryüzünün, gökyüzündekilerin, yeryüzündekilerin de Rabbi olan Allah’a aittir. Hamd, Allah’a aittir. Mükemmellik, eksiksizlik, kusursuzluk O’na aittir. Övgü, senâ, saygı O’na ait-tir. Tüm sevgiler, tüm saygılar O’na aittir. Çünkü bu kâinatı, bu hayatı, bu varlıkları yaratan O’dur. Her şeyi yoktan var eden O’dur. Gökleri, yerleri, göktekileri, yerdekileri yaratan O’dur. Bizi yaratan, “bu bizimdir!” dediğimiz her şeyi yaratan, şu elimizdeki istifade ettiğimiz nîmetlerin tümünü var eden O’dur. Elimizi, ayağımızı, gözümüzü, kulağımızı, havamızı, suyumuzu, ayımızı, güneşimizi, elmamızı, armudumuzu, ciğerimizi, dalağımızı, atımızı, arabamızı veren O’dur. Elhamdülillah ki bütün bunlar O’ndandır. Elhamdülillah ki bütün bunları O’na borçluyuz. Daha önceki âyette ifade edildi, göklerde ve yerde olan her şey O’nundur. Duran, yürüyen, gündüz görünen, gece görünen ne varsa her şey O’nundur. Zaman ve mekânın sahibi Allah’tır. Göklerin ve yerlerin sahibi, suyun, ateşin, havanın, oksijenin sahibi elhamdülillah ki Allah’tır. Buna ne kadar hamd etsek azdır. Eğer bütün bunların sahibi Allah değil de başkaları olsaydı, meselâ bunların sahibi insanlar olsaydı, ne olurdu bizim halimiz hiç düşündünüz mü? Ne yapardı bu insanlar bize? “Gecede uyudun, ver parasını! Gündüzü idrak ettin, öde ücretini! Güneşten ısındın, güneşten aydınlandın, çıkar parayı! Su içtin, ateşi kullandın, sökül paraları! Hava yuttun, oksijen kullandın öde faturayı! Gölgede serinledin, bulutu kullandın çıkar parayı! Elmayı yedin, armudu ısırdın, ver ücretini!” Eğer bütün bu nîmetler Allah’ın değil de başkalarının olsaydı halimiz bitikti. Rabbimizin arzında yaşıyor, onun lokantasında bedava yiyip içiyoruz. Eğer şu anda sorumsuzca tükettiğimiz bütün bu nîmetler Allah’ın değil de, içimizden birilerinin elinde olsaydı, onları bu kadar rahat alamazdık. Elhamdülillah ki, bütün bu nîmetler Rabbimizindir. Elhamdülillah ki, bizim bu kadar cömert bir Rabbimiz var ve o Rabbimiz bizi, bizim gibilere değil bizi sadece kendisine muhtaç etmiştir. İşte böyle bir Allah hamde lâyıktır. İşte böyle bir Allah övülmeye lâyıktır. Biz sadece Rabbimizi hamde lâyık görüyoruz. Onun dışında hiç kimseye minnet borcumuz yoktur. Onun dışında hiç kimseyi hamd etmez, hiç kimseyi hamde lâyık görmeyiz. Allah’ı övmek demek, Allah’tan gelenleri övmek demektir. Allah’ı hamd etmek demek, O’nun gönderdiklerinden razı olmak ve sadece O’nun hayat programını uygulamaya koymak demektir. Hamdı Allah’a ait kılmak demek, sadece O’nu razı etmeye çalışmak, sadece O’nun emir ve yasaklarına riâyet etmek demektir. Hayatı O’nun belirlediği yasalar çerçevesinde ve O’nun için yaşamak demektir. O’na isyan etmemek, O’na karşı gelmemek demektir. Bizim dışımızdaki gökler ve yerlerde Allah’ın yarattığı varlıkları bir düşünün. Kendilerinin var edicisi olan Rabblerine karşı isyan içinde olan bir tek varlık var mı? İnsan ve cinlerin dışındaki tüm varlıkların boyunlarındaki kulluk iplerinin ucu Allah’ın elindedir. Bütün varlıklar, yaratıcılarının çizdiği hayat programına teslim olmuşlardır. Yaratıldığı günden beri yaratıcısının emrine itaat eden, Allah’ın kendisi adına çizdiği yörüngede hareket eden güneşi bir düşünün. Bir tek gün, ya da bir tek saat Rabbine karşı gelip bugün doğmuyorum deyiverse, sizin haliniz ne olur hiç düşündünüz mü? Güneşe böyle bir özgürlük tanımadan yana olmayan sizler, Rabbinize karşı nasıl kendinizde öz-gürlük görmeye ve O’na isyan etmeye kalkışıyorsunuz? Hakkınız var mı buna? Yaşadığınız gezegende ve tüm âlemler üzerinde sözünü, hükmünü ve saltanatını geçiren, tüm varlıklar üzerinde egemen olan Rabbiniz karşısında nasıl oluyor da egemenlik ve tanrılık iddiasında bulunup, O’nun yasalarına rağmen kendinize, kendi bildiğiniz biçimde hayat programı yapmaya kalkışıyorsunuz? Nereden alıyorsunuz bu yetkiyi?