Câsiye Suresine Dön

Câsiyeالجاثية

5. Ayet

5Câsiye Suresi

وَاخْتِلَافِ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ وَمَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ مِنَ السَّمَٓاءِ مِنْ رِزْقٍ فَاَحْيَا بِهِ الْاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْر۪يفِ الرِّيَاحِ اٰيَاتٌ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَۙ

Gece ve gündüzün peşi sıra gelmesinde, Allah’ın gökten indirip, yeri ölümünden sonra kendisiyle dirilttiği rızıkta/yağmurda ve rüzgârların çevrilmesinde akleden bir topluluk için ayetler vardır.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

5. “Gece ile gündüzün birbiri ardından gelmesinde, gökten, Allah’ın rızık vermek için yağmur indirip, yeri onunla, ölümden sonra diriltmesinde, rüzgarı yönetmesinde, akleden kimseler için dersler vardır.” Gündüzün ve gecenin uzayıp kısalmasında, peş peşe gelmesi, birbiri ardınca gelmesinde ve buna bağlı olarak idrak ettiğiniz zamanın sırrında ve bunun size temin ettiği menfaatlerin ortaya çıkış tarzında sizin için, insanlar, akıl sahipleri için âyetler vardır. Gece ve gündüz, insan gücünün, insan egemenliğinin, insan krallarının, insan meliklerinin ulaşamadığı iki ayettir. Haydi, “her şeyin hakimi biziz di-yenler, egemenlik hakkı bizdedir” diyenler, söz sahibi olarak kendilerini görenler müdahale etsinler geceye! Müdahale etsinler, söz geçirsinler gündüze! Bazen geceyi, bazen gündüzü uzatsınlar bakalım, yapabilirler mi bunu? Geceyi ya da gündüzü bir saniye bile oynatabilirler mi? Geceye ve gündüze söz geçirebilirler mi? İşte bu, sürekli gö-zümüzün önünde bulundurmamız gereken bir âyettir. Rabbimizin gökten indirdiği rızıklarda da sizin için âyetler vardır. Rızık çok kapsamlı bir kavramdır. İnsanın evladı, hanımı, kocası, yiyip içtiği, giyip eskittiği ve yeryüzünde tükettiği her şey bir rızıktır. İman da, hidâyet de, kitap ve peygamber de birer rızıktır. Gökten indirdiği yağmurlarla ölümünden sonra arzı dirilttiği, yeryüzünde canlıları yarattığı gibi, yine aynen rızık olan, ruh olan kitabını indirmekle de yeryüzünde hayatı diriltmiştir Rabbimiz. Kitabıyla, vahyiyle, kendi bilgisiyle yeryüzüne hayatı, canlılığı, diriliği getirmiştir. İşte yine büyük bir âyet. Allah’tan başkalarına asla verilemeyecek, O’ndan başkalarına izâfe edilemeyecek bir âyet… Haydi bu in-sanlar gökten su indirsinler. Gökten fazla değil, sadece bir tek damla indirsinler. Mümkün mü? İsterse bütün dünya birleşsin bir damla su bile indiremeyeceklerdir. Bu âyetin alternatifi olarak haydi bir âyet çı-karsınlar. İnsanlar barajlar yapıyorlar, barajlar başkalarının ismiyle anılıyor. Sulardan enerji alıyorlar, elektrikler çıkarıyorlar, onlar da yine başkalarının ismiyle anılıyor. Herkes gücü kendisinde görüyor, kendisini putlaştırmaya çalışıyor. Herkes bir şeyleri parsellemeye çalışıyor. Halbuki sanki bunlar Allah’ın âyetleri değil de kendilerinin âyetleriymiş gibi kendilerini zikretmeye çalışıyorlar. Güçleri yetiyorsa şu yağmuru indirsinler bakalım. Nasıl “ormanların sahibi benim, oraya benim ismim yazılacak” diyebiliyor bu insanlar? Nasıl “barajlar kralı benim” di-yebiliyorlar? Nasıl “sulara egemen benim” diyebiliyorlar? Nasıl da Al-lahu Teâlâ’nın âyetlerini böylece örtme cesareti bulabiliyorlar? Nereden ve kimden alabiliyorlar bu yetkiyi? Ne hakları var bu Allah âyetleri üzerinde? Ama bakıyoruz ki adamlar tüm bu âyetleri kapatıyorlar, gündeme getirmiyorlar, örtüyorlar, örtbas ediyorlar, kamufle ediyorlar ve kendi âyetlerini gündeme getirmek için ellerinden gelen her şeyi yap-maya çalışıyorlar. Korkunç bir gelişme, müthiş bir gelişme, müthiş bir buluş, gökyüzüne çıkıyoruz, yeryüzüne iniyoruz sihirbazlık numaralarıyla insanlığın gözlerini büyülemeye çalışıyorlar. Böylece gerçek âyetler gündemden düşürülmüş, şeytan âyetleri her tarafı kaplamış ve sonunda da insanlar kendi kendilerine ibadet eder olmuşlar. Kutsiyet insana ait olmuş, üstünlük insana izâfe edilir olmuş. Halbuki hiçbir ko-nuda tek yetkileri bile yoktur bu insanların. “Evet rüzgarları yeryüzünde her taraftan estirmesinde.” Rüzgarları bir taraftan başka bir tarafa, bir şekilden başka bir şekle çevirmesinde ve yerle gök arasında emre âmâde bekleyen bulutlarda da akıl sahipleri için deliller vardır. Bakıyorsunuz rüzgarlar bir o tarafa gidiyorlar, bir bu tarafa gi-diyorlar. Bir anda yerdeler, bir de bakmışınız ki gökyüzüne çıkmışlar. Bütün bunlar kimin emriyle oluyor? Gök ve yer tanrıları onlara söz ge-çirebiliyor mu? Ekonomik ve siyasal tanrılar mı yapıyor bu işi? Yoksa egemenlik hakkı bizimdir diyenler veya ruhanîler mi bu rüzgarlarda etkililer? Ne dersiniz? Acaba rüzgarları onlar mı hareket ettiriyorlar? Bulutları onlar mı hareket ettiriyorlar? Bitkileri onlar mı çıkarıyor, varlıkları onlar mı yaratıyor? İnsanları onlar mı yaratıyor? Dağları onlar mı yaratmış, gökleri onlar mı bina etmiş? Gemileri onlar mı hareket ettiriyor? Hayır hayır, bunların hepsi Allah’ın âyetleridir. Bunlar üzerinde egemen olan sadece Allah’tır. O’ndan başka kimsenin de bu ko-nuda en küçük bir yetkisi yoktur. Bu âyet-i kerime iman meselesinin bir akıl ve fikir meselesi ol-duğunu anlatıyor. Günlük hayat müfredâtını anlamada aklını ve fikrini kullanabilen bir insanın mutlaka sonunda iman etmesi gerektiğini anlatıyor. Yâni sizin Allah’ı tanıyıp O’na iman etmeniz sizin imkânlarınız dahilindedir. Allah’ı tanıyıp O’na iman edebilmeniz için öyle çok büyük çabalar sarf etmeniz gerekmemektedir. Onu tanımak için yeryüzünü baştan başa dolaşmayı kapsayan bir sefer düzenlemenize veya denizlerin derinliklerine inmenize, ya da uzayın geniş ufuklarına çıkmanıza gerek yoktur. Aksine günlük hayatınız ile karşılıklı ciddi bir ilgi kurmanız yeterli olacaktır. Allah’ın çevrenize yerleştirdiği âyetlere bir göz atmanız yeterli olacaktır. Allah’ın iki tür âyeti vardır: Metlûv âyetler ve meşhûd âyetler. Metlûv âyetler, kulağa hitap eden işitsel âyetlerdir ki, şu elimizdeki Kur’an’ın âyetleri bu tür âyetlerdir. Bir de göze hitap eden, görsel dediğimiz meşhûd âyetler vardır ki, bunlar da tüm arzda, semâda gördüğümüz âyetlerdir. Güneş, ay, yıldızlar, bulutlar, dağlar, denizler, ağaçlar, kuşlar, insanlar bunların hepsi Allah’ın meşhûd âyetleridir. İşte çevremizdeki Allah’ın yarattığı bu âyetleriyle eğer ciddi bir ilişki kurar, bunlar üzerinde birazcık düşünürsek mutlaka Allah’ın varlığını anlayacak ve O’nu tanıma imkânı bulabileceğiz demektir. İş bu kadar açıkken, iş bu kadar kolayken; 5. “Gece ile gündüzün birbiri ardından gelmesinde, gökten, Allah’ın rızık vermek için yağmur indirip, yeri onunla, ölümden sonra diriltmesinde, rüzgarı yönetmesinde, akleden kimseler için dersler vardır.” Gündüzün ve gecenin uzayıp kısalmasında, peş peşe gelmesi, birbiri ardınca gelmesinde ve buna bağlı olarak idrak ettiğiniz zamanın sırrında ve bunun size temin ettiği menfaatlerin ortaya çıkış tarzında sizin için, insanlar, akıl sahipleri için âyetler vardır. Gece ve gündüz, insan gücünün, insan egemenliğinin, insan krallarının, insan meliklerinin ulaşamadığı iki ayettir. Haydi, “her şeyin hakimi biziz di-yenler, egemenlik hakkı bizdedir” diyenler, söz sahibi olarak kendilerini görenler müdahale etsinler geceye! Müdahale etsinler, söz geçirsinler gündüze! Bazen geceyi, bazen gündüzü uzatsınlar bakalım, yapabilirler mi bunu? Geceyi ya da gündüzü bir saniye bile oynatabilirler mi? Geceye ve gündüze söz geçirebilirler mi? İşte bu, sürekli gö-zümüzün önünde bulundurmamız gereken bir âyettir. Rabbimizin gökten indirdiği rızıklarda da sizin için âyetler vardır. Rızık çok kapsamlı bir kavramdır. İnsanın evladı, hanımı, kocası, yiyip içtiği, giyip eskittiği ve yeryüzünde tükettiği her şey bir rızıktır. İman da, hidâyet de, kitap ve peygamber de birer rızıktır. Gökten indirdiği yağmurlarla ölümünden sonra arzı dirilttiği, yeryüzünde canlıları yarattığı gibi, yine aynen rızık olan, ruh olan kitabını indirmekle de yeryüzünde hayatı diriltmiştir Rabbimiz. Kitabıyla, vahyiyle, kendi bilgisiyle yeryüzüne hayatı, canlılığı, diriliği getirmiştir. İşte yine büyük bir âyet. Allah’tan başkalarına asla verilemeyecek, O’ndan başkalarına izâfe edilemeyecek bir âyet… Haydi bu in-sanlar gökten su indirsinler. Gökten fazla değil, sadece bir tek damla indirsinler. Mümkün mü? İsterse bütün dünya birleşsin bir damla su bile indiremeyeceklerdir. Bu âyetin alternatifi olarak haydi bir âyet çı-karsınlar. İnsanlar barajlar yapıyorlar, barajlar başkalarının ismiyle anılıyor. Sulardan enerji alıyorlar, elektrikler çıkarıyorlar, onlar da yine başkalarının ismiyle anılıyor. Herkes gücü kendisinde görüyor, kendisini putlaştırmaya çalışıyor. Herkes bir şeyleri parsellemeye çalışıyor. Halbuki sanki bunlar Allah’ın âyetleri değil de kendilerinin âyetleriymiş gibi kendilerini zikretmeye çalışıyorlar. Güçleri yetiyorsa şu yağmuru indirsinler bakalım. Nasıl “ormanların sahibi benim, oraya benim ismim yazılacak” diyebiliyor bu insanlar? Nasıl “barajlar kralı benim” di-yebiliyorlar? Nasıl “sulara egemen benim” diyebiliyorlar? Nasıl da Al-lahu Teâlâ’nın âyetlerini böylece örtme cesareti bulabiliyorlar? Nereden ve kimden alabiliyorlar bu yetkiyi? Ne hakları var bu Allah âyetleri üzerinde? Ama bakıyoruz ki adamlar tüm bu âyetleri kapatıyorlar, gündeme getirmiyorlar, örtüyorlar, örtbas ediyorlar, kamufle ediyorlar ve kendi âyetlerini gündeme getirmek için ellerinden gelen her şeyi yap-maya çalışıyorlar. Korkunç bir gelişme, müthiş bir gelişme, müthiş bir buluş, gökyüzüne çıkıyoruz, yeryüzüne iniyoruz sihirbazlık numaralarıyla insanlığın gözlerini büyülemeye çalışıyorlar. Böylece gerçek âyetler gündemden düşürülmüş, şeytan âyetleri her tarafı kaplamış ve sonunda da insanlar kendi kendilerine ibadet eder olmuşlar. Kutsiyet insana ait olmuş, üstünlük insana izâfe edilir olmuş. Halbuki hiçbir ko-nuda tek yetkileri bile yoktur bu insanların. “Evet rüzgarları yeryüzünde her taraftan estirmesinde.” Rüzgarları bir taraftan başka bir tarafa, bir şekilden başka bir şekle çevirmesinde ve yerle gök arasında emre âmâde bekleyen bulutlarda da akıl sahipleri için deliller vardır. Bakıyorsunuz rüzgarlar bir o tarafa gidiyorlar, bir bu tarafa gi-diyorlar. Bir anda yerdeler, bir de bakmışınız ki gökyüzüne çıkmışlar. Bütün bunlar kimin emriyle oluyor? Gök ve yer tanrıları onlara söz ge-çirebiliyor mu? Ekonomik ve siyasal tanrılar mı yapıyor bu işi? Yoksa egemenlik hakkı bizimdir diyenler veya ruhanîler mi bu rüzgarlarda etkililer? Ne dersiniz? Acaba rüzgarları onlar mı hareket ettiriyorlar? Bulutları onlar mı hareket ettiriyorlar? Bitkileri onlar mı çıkarıyor, varlıkları onlar mı yaratıyor? İnsanları onlar mı yaratıyor? Dağları onlar mı yaratmış, gökleri onlar mı bina etmiş? Gemileri onlar mı hareket ettiriyor? Hayır hayır, bunların hepsi Allah’ın âyetleridir. Bunlar ��zerinde egemen olan sadece Allah’tır. O’ndan başka kimsenin de bu ko-nuda en küçük bir yetkisi yoktur. Bu âyet-i kerime iman meselesinin bir akıl ve fikir meselesi ol-duğunu anlatıyor. Günlük hayat müfredâtını anlamada aklını ve fikrini kullanabilen bir insanın mutlaka sonunda iman etmesi gerektiğini anlatıyor. Yâni sizin Allah’ı tanıyıp O’na iman etmeniz sizin imkânlarınız dahilindedir. Allah’ı tanıyıp O’na iman edebilmeniz için öyle çok büyük çabalar sarf etmeniz gerekmemektedir. Onu tanımak için yeryüzünü baştan başa dolaşmayı kapsayan bir sefer düzenlemenize veya denizlerin derinliklerine inmenize, ya da uzayın geniş ufuklarına çıkmanıza gerek yoktur. Aksine günlük hayatınız ile karşılıklı ciddi bir ilgi kurmanız yeterli olacaktır. Allah’ın çevrenize yerleştirdiği âyetlere bir göz atmanız yeterli olacaktır. Allah’ın iki tür âyeti vardır: Metlûv âyetler ve meşhûd âyetler. Metlûv âyetler, kulağa hitap eden işitsel âyetlerdir ki, şu elimizdeki Kur’an’ın âyetleri bu tür âyetlerdir. Bir de göze hitap eden, görsel dediğimiz meşhûd âyetler vardır ki, bunlar da tüm arzda, semâda gördüğümüz âyetlerdir. Güneş, ay, yıldızlar, bulutlar, dağlar, denizler, ağaçlar, kuşlar, insanlar bunların hepsi Allah’ın meşhûd âyetleridir. İşte çevremizdeki Allah’ın yarattığı bu âyetleriyle eğer ciddi bir ilişki kurar, bunlar üzerinde birazcık düşünürsek mutlaka Allah’ın varlığını anlayacak ve O’nu tanıma imkânı bulabileceğiz demektir. İş bu kadar açıkken, iş bu kadar kolayken;