Cin Suresine Dön

Cinالجن

16. Ayet

16Cin Suresi

وَاَنْ لَوِ اسْتَقَامُوا عَلَى الطَّر۪يقَةِ لَاَسْقَيْنَاهُمْ مَٓاءً غَدَقًاۙ

Şayet onlar, (İslam) yolu üzere istikamet ehli olsalardı onlara, (her türlü hayrı kendisiyle elde edecekleri) bol su (yağmur) verirdik.

Tefsir

Besâirü'l-Kur'ân

16-17. “Ama doğru yola girmiş olsalardı, onları bu hususta denememiz için onlara bol su içirirdik; kim Rabbini an-maktan yüz çevirirse, Rabbi onu gittikçe artan bir azaba uğratır.” Gerçekten ister cinlerden olsun, isterse insanlardan olsun, mükellef varlıklar, Allah’ın kulları, Kur’an’ın muhatabı olan varlıklar eğer sırat-ı müstakimde, dosdoğru yol üzerinde olmaya çalışırlarsa, ya da yol üzerinde dosdoğru gitmeye çalışırlarsa Biz onlara bol bol rızıklar verirdik, diyor Rabbimiz. Öyle olsalardı, öyle yaşasalardı Biz bol bol sular verirdik onlara. Ama bizim onlara böyle bol bol rızıklar yağdırmamız onları şımartmasın, yani onlar imtihanı kazandılar da onun için verilmiyor bunlar7 Biz bu verdiklerimizle insanları imtihan ediyoruz. İmtihan etmek, denemek için veriyoruz bunları size. Kim ki Allah’ın zikrinden, Allah’ı anmaktan, Allah’ı ve Allah’ın hayatın her bir konumunda istediği kulluğu hatırda canlı tutmaktan, Allah’ın dediklerini, Allah’ın âyetlerini hafızada hep canlı tutarak gereğini yerine getirmekten, ona göre hayatını düzenlemekten iraz eder, yüz çevirirse, onu çok çetin bir azaba sulûk ettiririz, buyuruyor Rab-bimiz. Onu zorlarız, o azabın, o zorluğun içine sokuveririz, buyuruyor. Allah iki türlü imtihan eder. Bazen vererek imtihan eder, bazen de alarak imtihan eder. Bunun ikisi de imtihandır. İkisi de denemedir, ama Rabbimizin alarak imtihan etmesi her zaman vererek imtihanından daha kolaydır. Meselâ çocuk vererek imtihan etmesi, mal, sıhhat, makam, başarı vererek imtihan etmesi bütün bunları alarak imtihan etmesinden bizim açımızdan daha iyi, daha kolay gibidir. Ama aslında iyi düşünürsek kaybetme ihtimali daha fazla olan imtihanlardır. Onun içindir ki bizler sürekli şöyle dua ederiz: “Aman ya Rabbi! Kıtlıktan, yokluktan, fakirlikten, hastalıktan sana sığınırız!” Meselenin öteki veç-hesiyle düşündüğümüz zaman aslında vererek imtihan kişinin kaybının başlangıcıdır. Bollukla yapılan imtihan ötekisinden çok daha tehlikeli, çok daha zor bir imtihandır. Çünkü En’âm sûresinin de anlattığına göre Rabbimizin darlıkla, sıkıntıyla yaptığı imtihan, insanın kalbini yumuşatıp onu Allah’a çevirmesi açısından onu başarmak belki kolaydır, ama bu bollukla yaptığı imtihan insanların şımarıklılığını, müstekbirliğini artırdığı için, insanı eyvallahsız hale getirdiği için bunu başarmak gerçekten çok zordur. Birinde sabır, diğerinde şükür gerekir. Allah, sıkıntıya sabır, bolluk karşısında da verilen nîmetler cinsinden şükür ister. En’âm’da şöyle buyrulur: “Şüphesiz ki senden önce ümmetlere peygamberler göndermiştik; onları yalvarsınlar diye darlık ve sıkıntılara sokmuştuk. Hiç değilse onlara şiddetimiz geldiği zaman yalvarıp yakarmalı değil miydiler? Lâkin kalpleri katılaştı, şeytan da yaptıklarını onlara güzel gösterdi.” (En’âm 42, 43) “Önceki peygamberlerin toplumları Allah’a ve elçilerine küfrettiler de onlara merhametimizden dolayı akılları başlarına gelsin de bize dönmeyi anlasınlar diye Biz onları fakirlik, kıtlık, açlık, geçim darlığı, hastalıklar, çeşitli afetler ve zaruretlerle yakalayıverdik. Onları ka-bukları yırtılsın da tevhid açığa çıksın diye türlü türlü sıkıntılara sokuverdik ki. Küfürden şirkten vazgeçsinler de iman etsinler diye. Sığınacak kapıları kalmasın da Bize sığınsınlar diye. Yalvaracak, başvuracak, dövecek kapıları kalmasın da Bize yalvarıp yakarsınlar diye. A-ma şeytan onlara amellerini süslü gösterdi de hayrı şer, şerri hayır, iyiliği kötülük, kötülüğü iyilik gösterdi de onlar adam olma, uyanma istidatlarını kaybettiler.” “Onlar ne zaman ki kendilerine hatırlatılanları unuttular, biz de onlara her şeyin kapısını açıverdik. Onlar kendilerine verilenlerle sevinip coşmaya başlayınca da ansızın onları yakaladık da umutsuz kalıverdiler.” (En’âm 44) Allah önce birbiri ardından uyarıcılar, belâlar ve musibetler gönderir, fırsatlar yaratır, tembihlerde bulunur. Eğer onlar kendilerine gelen bu uyarılara aldırış etmez ve tüm bu şiddetler onların kalplerini yumuşatmaz, o sıkıntılardan ibret alıp Rabblerine dönmezlerse, o za-man da Allah onlara her şeyin kapılarını açıverir. Allah diyor ki, “onlara her şeyin kapılarını açıveririz. Öyle bir bolluk, öyle bir refah, öyle bir hürriyet veririz ki tüm engelleri, tüm sıkıntıları kaldırıveririz. Paralar, mallar, mülkler, servetler, altınlar, gümüşler, atlar, arabalar, marklar, dolarlar her taraftan üzerlerine yağmaya başlayıverir. Ne arzu ederlerse önlerinde, ne ararlarsa bulabilecek, ne isterlerse yapabilecek hale gelirler. Hastalık, dert, sıkıntı, açlık, fakirlik hiçbir dertleri, hiçbir sıkıntıları kalmayıverir. İşleri açılır, ev alır, dükkan alırlar, milletvekili, bakan, dekan, YÖK başkanı olurlar, dünya nîmetleri adına Cenâb-ı Hak bütün kapıları açıverir. Ferahlanır, ne oldum delisi olurlar. Bütün bunları kendilerinin yaptığını iddia ederek takdiri unutuverirler. Bu da ayrı bir imtihan, bolluk da ayrı bir imtihandır. Adam seyyar satıcı olarak, üç tekerlekliyle işe başlar, sonunda Vehbi Koç, Sakıp Sabancı oluverir. Cenab-ı Hak’tan hayırlısını istemek zorundayız. Çünkü Allah verir ama, bazen bu verdikleriyle kendisini unutturuverir. Bu da ayrı bir imtihandır, bunu hiçbir zaman hatırımızdan çıkarmamalıyız. Açılan her kapı, verilen her imkân eğer bize Allah’ı unutturuyorsa, o zaman korkmak zorundayız. “Onlara her şeyin kapılarını açıveririz de, hiçbir kayıt, hiçbir kaygı duymaz olurlar. Her türlü nîmetlerin, refahın, bolluğun içine gö-mülürler. Bütün bu nîmetleri kendilerine lütfedene şükretmeyi akıllarının ucundan bile geçirmeden, kalpleri nîmet vereni anmadan, nîmet vericiden korkmadan sanki her şey kendilerininmiş gibi keyif çatmaya başlarlar. Gel keyfim gel demeye başlarlar. Zevklere dalarlar. Şehvetlerinin peşinde solucanlar gibi kıvranmaya başlarlar. Sanki tüm bu nî-metler kendilerininmiş, sanki ölüm gelmeyecekmiş, sanki âhiret, hesap, kitap yokmuş gibi coşar, taşarlar da: “Kendilerine verilenlerle sevinip coşmaya başlayınca da ansızın onları yakalayıveririz de İblis gibi oluverirler.” Tüm ümitlerini yitirmiş, ümitsizlik ve mahrumiyet içinde donakalırlar. Sonsuz bir acı, onulmaz bir hasret içine gömülüverirler. İşte Nuh kavmi, işte Hûd kavmi, işte Lût kavmi, işte Sâlih’in (as) toplumu, işte Roma, işte Firavunlar, işte Nemrutlar ve işte Amerika, Almanya, Fransa… Allah her şeyin kapılarını açıvermiş ve işlerini bitirmiş bunların. Burada, Cin sûresinde anlatılan ikinci konu da sona eriyor. Bundan sonra Rabbimiz üçüncü konuyu anlatacak: